Block title
Block content

"El-hükmü li'l-galib, bir düsturudur." (Galebe edende bir kuvvet var; kuvvette hak vardır, der.) İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

El-hükmü li'l-galip hükmünün manası "kuvvetli olan haklıdır, kuvvet kimin elinde ise hüküm ve hak onundur" demektir. Bu kural inkarcı felsefenin savunduğu temel bir prensiptir. Bu felsefe hakkı değil kuvveti alkışlar. Ayrıca hakkı değil kuvveti teşvik eder.

İslam bunun aksini savunur; "hüküm hakkındır" yani "haklı olan kuvvetlidir, kuvvet haktadır." Hazreti Ömer (r.a) bu manaya işaret ederek şöyle söylemiştir:

"Sizin kuvvetlileriniz benim hilafetim nazarında zayıf, zayıflarınız da  kuvvetlidir."

Yani adaletin ve hukukun önünde maddi gücü olan kuvvetliler zayıf, maddi gücü olmayan zayıflarda kuvvetlidir. İslam hukukunun adalet anlayışı bu şekildedir.

Üstad Hazretleri bu hususu şu şekilde izah ediyor:

"İşte, o şecerenin kuvve-i şeheviye-i behîmiye dalında beşerin enzârına verdiği meyveler ise, asnamlar ve âlihelerdir. Çünkü, felsefenin esasında kuvvet müstahsendir. Hattâ "El-hükmü li'l-galib" bir düsturudur. "Galebe edende bir kuvvet var; kuvvette hak vardır" der. (HAŞİYE 2) Zulmü mânen alkışlamış, zalimleri teşçi etmiştir ve cebbarları ulûhiyet dâvâsına sevk etmiştir."

"HAŞİYE 2:  Düstur-u nübüvvet 'Kuvvet haktadır; hak kuvvette değildir.' der, zulmü keser, adaleti temin eder."(1)

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Ahmet73649
El-hükmü li’l-galib düsturunca hareket edenler başta hak,adl olmak üzere esmanın tecellisine engel olmakta mıdır?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Esmanın tecellisine engel olmak onların haddine değil ama kendi alemlerinde o isimleri göstermiyorlar denilebilir. Çünkü Allah imtihan gereği insana bu serbestliği vermiştir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ahmet73649

Galiba cevabınız 23 sözde geçtiği gibi.cevabınız okuyunca bu söz aklıma düştü.
"Eğer kat’-ı intisaptan ibaret olan küfür, insanın içine girse, o vakit bütün o mânidar nukuş-u esmâ-i İlâhiye karanlığa düşer, okunmaz. Zira, Sâni unutulsa, Sânie müteveccih mânevî cihetler de anlaşılmaz, adeta başaşağı düşer. O mânidar âli san’atların ve mânevî âli nakışların çoğu gizlenir. Bâki kalan ve gözle görülen bir kısmı ise, süflî esbaba ve tabiata ve tesadüfe verilip, nihayet sukut eder. Herbiri birer parlak elmas iken, birer sönük şişe olurlar. Ehemmiyeti yalnız madde-i hayvaniyeye bakar. Maddenin gayesi ve meyvesi ise, dediğimiz gibi, kısacık bir ömürde, hayvânâtın en âcizi ve en muhtacı ve en kederlisi olduğu bir halde, yalnız cüz’î bir hayat geçirmektir. Sonra tefessüh eder, gider. İşte, küfür böyle mahiyet-i insaniyeyi yıkar, elmastan kömüre kalb eder."
diğer yandan içtimai hayatta-islam dairesinde- misal bir işletmede yönetici hak hukuk tanımadan yaptığı işlemlerde ( kader canibinden baksak hak tecelli ediyor) zahiren hak tecelli etmiyor gibi geliyor.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...