"Elbette, menba-ı ulûm ve maden-i esrar ve fıtratın tercüman-ı âyât-ı tekviniyesi ..." ifadesini devamı ile birlikte açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte madem bu tevafuk-u cifrî ve ebcedî, bir kanun-u ilmî ve bir düstur-u riyazî ve bir namus-u fıtrî ve bir usul-ü edebî ve bir anahtar-ı gaybî oluyor. Elbette, menba-ı ulûm ve maden-i esrar ve fıtratın tercüman-ı âyât-ı tekviniyesi ve edebiyatın mucize-i kübrâsı ve lisanü'l-gayb olan Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyan, o kanun-u tevafukîyi, işârâtında istihdam, istimal etmesi i'câzının muktezasıdır."(1)

Kur’an, kainat ile insan arasında bir tercümandır. Üstad Hazretleri bu hakikati veciz bir şekilde şöyle ifade ediyor:

"Kur'ân, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedîsi..."(2)

Evet, soyut akıl kainatın hal diliyle bize verdiği mesajları idrak ve ihata edemiyor. Bunun en güzel ve somut delili; insan aklının mahsulü olan felsefenin hakikatleri anlamak ve anlatmaktaki acziyetidir. İnsanlığın düşünce tarihine baktığımız zaman, hiçbir felsefi ekol, kainatın dilini çözümleyememiştir. Yani kainatta verilmek istenen mesaj ve maksatları keşfedememiştir. Edenler de kıyısından köşesinden, bazı kırıntılarını tespit edebilmişlerdir ki, bu da insanlık için yeterli değildir. Felsefi doktrinlerin insanlık tarafından denenip, işe yaramadığı ve insanlığı saadete ulaştıramadığı tecrübe ile sabittir.

İnsanlığın bu acizliğinden, bu çaresizliğinden dolayıdır ki; Allah, peygamberler ve kitaplar göndererek, kainatın dilini ve maksatlarını, insanlığa çözümleyip takdim etmiştir. Bu İlahi kitaplar içinde de, kainatı bütünü ve derinliği ile en güzel ve en mükemmel izah ve tercüme eden Kur’an-ı Kerim'dir.

Nasıl dilini bilmediğimiz bir turist karşısında aciz ve çaresiz kalıp, bir mütercime ihtiyaç hissediyor isek; aynı şekilde kainat ve içindekiler de dilini bilmediğimiz bir turist gibidir. Onun dilini anlamak için bir tercümana ihtiyacımız vardır. Turistin diline tam hakim ve vakıf olmayan bir tercüman, nasıl maksadı ve mesajı ifade edemez ise; kainatın diline hakim ve vâkıf olmayan filozoflar da kainatın maksatlarını ve mesajlarını insanlığa bildiremezler. Bu yüzden insanlık, kainatın diline vâkıf ve hâkim olan Kur’an’ın tercüme ve tefsirine muhtaçtır.

Mesela; kainat içinde ölüm bir mesaj, bir kelimedir. İnkarcı filozoflar, bu mesajı ve kelimeyi, yokluk ve hiçlik olarak tercüme ediyorlar. Kur’an ise ölümü daimi ve baki bir alemin bir başlangıcı ve bir geçiş noktası olarak tercüme ve tefsir ediyor. Kur’an-ı Kerim; insanlık ölüm ile yokluğa ve hiçliğe gitmiyor, bilakis ebedi bir aleme, ebedi yaşamak için sevk ediliyor diyerek, insanlığın aciz ve çaresiz kalbine bir merhem, bir ilaç oluyor.

Maddeci felsefe; tercüme özürlü bir rehber iken, Kur’an-ı Kerim; hakiki ve şaşmaz bir mütercim ve rehberdir.

"Ezeli tercüman" tabirinde şöyle ince bir nükte vardır, o da şudur: İnsanın kafa feneri hükmünde olan aklı; ancak maddi alem üzerinde hareket edebiliyor. Hatta maddi alemin uzak noktalarına da ulaşamıyor. Halbuki alemler, sadece bu maddi alemle kayıtlı ve sınırlı değildir. Allah’ın mülkünde insan aklının anlamakta zorlanacağı çok alemler ve noktalar vardır. İnsan aklının bu alemleri ve noktaları çıplak aklı ile, yani vahyin yardımı olmadan anlaması ve ihata etmesi mümkün değildir.

Halbuki vahiy; Allah’ın ezeli ilminden süzülüp gelen bir rehber olmasından dolayı, değil kainatı, Allah’ın bütün mülkünü kuşatacak ve ihata edecek bir mahiyettedir. Demek varlık olgusunu bütünü ile tarif ve tasvir etmek; ancak vahye mahsus bir özelliktir. İşte bu nokta ezeli ve ebedi tercüme şeklinde ifade ediliyor.

Kur’an’ın bir ucu maddi alemde iken, diğer ucu Vacib’ül Vücud olan Allah’ın Zat-ı Akdesi ve sıfatlarındadır. Böyle ihatalı bir kelama karşı, insanın kafa feneri hükmünde olan salt aklını ileri sürüp kibirlenmesi, gerçekten komik ve acınası bir durumdur.

Evet, insanlığın saadet ve mutluluğu; ancak semadan inen Peygamber (asv)'in ipine sarılmak ile mümkündür. İnsanların kafasından çıkan vehimli çürük iplere sarılmak, insana saadet ve mutluluktan çok, bela ve sıkıntı getirir.

Kur’an madem bu kadar kuşatıcı ve her vesileyi istihdam eden ezeli bir kelamdır. Elbette eşyanın ve fıtratın aritmetik dili olan ebcet ve cifir ilmini de istimal ve istihdam etmesi pek tabidir. Yani tercüme faaliyeti içinde bir cüz ve vesile olması mukadderdir denilerek, ebcet ve cifir ilminin meşruluğuna da işaret ediliyor.

Dipnotlar:

(1) bk. Şualar, Birinci Şua.
(2) bk. Sözler, Sözler Yirmi Beşinci Söz, Mukaddime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

drerkan
Allah razı olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...