Block title
Block content

"Elcevab: Kat'â ve aslâ!.. Sıkıntı vermediği gibi, nihayetsiz bir hıffet, bir rahatlık ve revh u reyhanı veren ve emn ü emanı temin eden bir sürur, bir nur veriyor..." Cevabın giriş kısmını açar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Elcevab: Kat'â ve aslâ!.. Sıkıntı vermediği gibi, nihayetsiz bir hıffet, bir rahatlık ve revh u reyhanı veren ve emn ü emanı temin eden bir sürur, bir nur veriyor. Çünki insan kadere iman etmezse, küçük bir dairede cüz'î bir serbestiyet, muvakkat bir hürriyet içinde, dünya kadar ağır bir yükü, bîçare ruhun omuzunda taşımaya mecburdur. Çünki insan bütün kâinatla alâkadardır. Nihayetsiz makasıd ve metalibi var. Kudreti, iradesi, hürriyeti milyondan birisine kâfi gelmediği için, çektiği manevî sıkıntı ağırlığı, ne kadar müdhiş ve muvahhiş olduğu anlaşılır."

"İşte kadere iman, bütün o ağırlığı kaderin sefinesine atar, kemal-i rahat ile, ruh ve kalbin kemal-i hürriyetiyle kemalâtında serbest cevelanına meydan veriyor. Yalnız nefs-i emmarenin cüz'î hürriyetini selbeder ve firavuniyetini ve rububiyetini ve keyfemâyeşa hareketini kırar.”(1)

Burada iki mesele üzerinden konuya yaklaşmamız icab eder. 

Birincisi; İman açısından, kaderi kabul etmek yani; bir planı, bir programı, bir ilmi ve alemde tezahür eden umumi hükümleri kısaca kaide ve kurallara iman etmeyi kabul etmenin o insana verdiği keyif, huzur ve saadet açısından önemi.

İkincisi ise; iman ettikten sonra, İslamiyet açısından imanın icabını yerine getirmek  açısından muamelat, fıkıh yani helaller haramlar ve müeyyideler.

Birinci nokta-i nazardan meseleye bakarsak: Bir insan muhayyer bırakılarak, İstediği yere gidip gezme keyf etme veya ticaret yapma açısından serbest bırakılıp iki türlü teklif yapılsa.

Biri hiçbir kanun, kaide ve kuralı veya disiplinin olmadığı, herkesin her istediğini yapma hürriyetinin olduğu bir ülke. Mesela bugün Suriye gibi bir yere gidip gezme, seyehat etme veya hedefini gerçekleştirmek için Suriye gibi bir ülke teklif edilse. Veya kaide ve kuralların işlediği, disiplinin  olduğu, adalet ve hukukun hakim olduğu mesela Kanada gibi buna mümasil başka bir ülke veya devlet teklif edilse. Ve muhataba : “Birinde her şey serbest her istediğini yapabilirsin, kimseden hesap somaya kimseye de hesap vermeye sorumlu olmadığın Suriye gibi bir yeri mi tercih edersin? Çünkü burada seni kısıtlayan sana hudut çizen veya seni baskı altına alan hiçbir şey görünmüyor. Böyle bir yeri mi tercih edersin? Veya yere bir çöp atmanın veya huzuru bozacak bir iş yapmanın mesuliyeti ve müeyyidesi olan kanunların ve nizamın hükmettiği Kanada misali bir devleti mi tercih edersin?” 

Zira birisinde tamamen serbestiyet olmakla beraber, herkes kendi nefsiyyatıyla ve hissiyatıyla her şeyi ve her istediğini yapma hürriyeti ve serbestiyeti zahiren kulağa ve nefse hoş gelse de herkes aynı imkana sahip olacağından burada bir kaos, bir kargaşa, bir terör ve hayatı berbat edecek bir müptezellik ortaya çıkar. Bunu da hiçbir vicdan sahibi kabul edemez, çünkü bu anlamda hürriyet ancak hayvaniyettir, onlar da vahşetle aludedir.

Diğerinde ise bir plana, veya bir programa veya kanun ve nizama teslim olma, itaat etme ve onu kabullenme, zahiren nefse ve hissiyata ağır gelse de kalbe ve gönle bir huzur, bir keyif ve bir saadet ve hoşnutluk verir. Bu ise insanı keyiflendirir ve o insanın huzur ve saadetini temin eder, Amaç ve gayesini tahakkuk ettirmede mühim bir temel ve esas teşkil eder.

İşte kadere iman eden bir insan, her olayın ve hadisenin takip edildiğini ve kontrollü olduğu, bir kaide ve kurala tabi olduğunu hikmetsiz işler olamayacağı, kendisinin canı yansa da kaderin mutlaka  faide ve maslahat merkezli cereyan edeceğini bilir, ruhunu ezen gönlünü inciten bütün hadisatı veya kendini acze düşüren takatinin fevkindeki bütün faaliyetleri hikmetle karşılar. Aleyhinde bulunmaz. İnsanlar zalim dahi olsa kaderin adaletini görür. Her şeyde, rahmet-i ilahiyenin ve hikmet-i rahmaniyenin izini, özünü, yüzünü müşahede ederek, hadisatın tazyikinden kurtulur. Yükünü sırtında taşımaz kader gemisine bırakır rahatı kalple hayatını geçirir.

 Kadere inanmayan da bunun tersi bir muamele görür. Onun için nimetler nikmet, Akıllar ıkab, adeletler zul, hayat tek kelime ile perişan ve keşmekeş içerisinde cereyan eder.

 İkinci cihet açısından bakarsak: Kadere iman eden bir mümin aynı plan ve programın ameli ve fiili boyutunu da düşünür. İslamiyet en mütekamil bir din olması hasebi ile insanın bütün ef’al, ahval ve a’malini kontrol altına alır. Yeme içme adabından devletlerin ve milletlerin münasebetlerine kadar evrat ve ezkarların usulünden marifetullah, muhebbetullah ve ibadetullahın mahiyetine kadar bir kaide ve kural getirir.

İşte bu hikmete binaen insanların fiil hâl ve muamelatı yoktur ki İslamiyetin tarif ve tayin ettiği herhangi bir sınıf kategoriye girmiş olmasın.

Mesela; bir fiil bir hak ya farzdır ya vaciptir ya sünnettir ya müstehaptır ya mubahtır ya mekruhtur ya haramdır veya müfsittir. Bu da sekiz kategoridir.

İşte fikren olduğu gibi; amelen de bir mümin fıkıh ve hukuk dediğimiz İslamiyet'in kaide ve kurallarının kaderin tensibi ile ortaya koyduklarına itibar ederse; dünyada ve ukbada hayatını huzur ve saadetle geçirir.

Bu itibar nefsin ve hissiyatın kötü temayüllerini ve alışkanlıklarını törpüler bu ise nefse ağır gelebilir. Fakat insanlar; hayır fazilet ve kemâlât merkezli yaratıldığından dolayı, fıtratının icabını yerine getirmesi lazımdır.

Bu da nefsin keyfemâyeşa hallerini dizginleyip, ruhun inbisatına ve latifelerin inkişafına hizmet etmesi icab eder ki insan insan olsun.

Bu da kadere iman ve amel noktasında tabii olmakla mümkündür.

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Üçüncü Mebhas | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 568 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

ihlasnur
Şimdi düşünün ki Ben bu pc de yazıyorum çiziyorum. Bunun sınırı var. Yani bana windovs bir saha çizmiş bunun içinde hareket edebiliyorum. Veya Futbolda kurallar var bunun dışında kimse kural koyup kafasına göre hareket edemiyorsa insan da sisteme uymalı rahat etmeli ki "Kat'â ve aslâ!.. Sıkıntı vermediği gibi, nihayetsiz bir hıffet, bir rahatlık ve revh u reyhanı veren ve emn ü emanı temin eden bir sürur, bir nur veriyor. Çünki insan kadere iman etmezse, küçük bir dairede cüz'î bir serbestiyet, muvakkat bir hürriyet içinde, dünya kadar ağır bir yükü, bîçare ruhun omuzunda taşımaya mecburdur. " bu kaideye muhatab olsun değil mi azizim ?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...