Block title
Block content

"Elhasıl, daire-i şeriatın haricinde bulunan ehl-i tarikat iki kısımdır... Hem mühim velîler, bunların içinde muvakkaten bulunmuş." cümlelerinin geçtiği yerleri örneklerle izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Elhasıl, daire-i şeriatın haricinde bulunan ehl-i tarikat iki kısımdır."

"Bir kısmı, sabıkan geçtiği gibi, ya hale, istiğraka, cezbeye ve sekre mağlûp olup veya teklifi dinlemeyen veya ihtiyarı işitmeyen lâtifelerin mahkûmu olup, daire-i şeriatın haricine çıkıyor. Fakat o çıkmak, ahkâm-ı şeriatı beğenmemekten veya istememekten değil, belki mecburiyetle, ihtiyarsız terk ediyor."

"Bu kısım ehl-i velâyet var. Hem mühim velîler, bunların içinde muvakkaten bulunmuş. Hattâ bu neviden, değil yalnız daire-i şeriattan, belki daire-i İslâmiyet haricinde bulunduğunu bazı muhakıkkîn-i evliya hükmetmişler. Fakat bir şartla: Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın getirdiği ahkâmın hiçbirini tekzip etmemektir. Belki ya düşünmüyor veya müteveccih olamıyor veyahut bilemiyor ve bilmiyor. Bilse, kabul etmese, olmaz."(1)

Normal şartlar içinde Ehl-i sünnet haricinde başka bir yol ile velayete ulaşmak mümkün değildir. Ama Ehl-i sünnet dairesinde iken meslek ve meşrebinin vermiş olduğu bir takım manevi sarhoşluklardan dolayı, Ehl-i sünnete muhalefet eden evliyalar da olmuştur. Bu gibi makbul veli zatlar tamamen Ehl-i sünnetten bağımsız olarak değil, bazı manevi hallerin ve istiğrak durumunun baskısı ile muhakeme ve şuurunu kaybedip Ehl-i sünnete zıt ve muhalif bir şekle girmişler. Bu hallere şatahat deniliyor.

Şatahat mânevi sarhoşluk, kendinden geçer bir hâle gelmek ve böyle istiğrak hâlinde iken söylenen muvazenesiz ve karmaşık sözler anlamına gelir.

Şatahat, tarikat ve tasavvuf mesleğinin seyr-ü süluk hengamında görünen özel bazı halleridir. Kemal değil nakıs bir haldir. Kişinin kabiliyet ve istidat darlığından ortaya çıkar. Ya da Allah’ın bir isminin cezbesine kapılıp sair isimlerini görememe halinin bir neticesidir. Bundan dolayı Velayet-i Kübra ve Veraset-i Nübüvvet olan sahabelerde ve onları takip eden asfiya ve muhakkik-i evliyalarda bu haller görünmez.

Mesela Şah-ı Nakşibend, Abdulkadir Geylani, İmam Rabbani, İmam Gazali (r.a) gibi zatlarda bu haller yoktur.

Hallacı Mansur, İbn-i Arabi, Bişr-i Hafi, Beyazıd-ı Bestami gibi bazı önemli evliyalar, Üstad Hazretlernin yukarda sebebini izah ettiği manevi sarhoşluk haline mağlup olup Ehl-i sünnet ve şeriatın dışına çıkmışlar. Ama ayıldığı ve o manevi sarhoşluk hali gittiği zaman tekrar Ehl-i sünnet ve şeriata tabi olmuşlardır. Buda Ehl-i sünnet ve şeriatın dışında muvakkaten durup da velayetini muhafaza edebildiğini gösteriyor.

Beyazid-i Bestami Hazretlerin şu şatahatları buna örnek teşkil eder.

"Kendimi tesbih ederim, şanım ne yücedir!
Bestami Allah’ı Arş üzerinde bulamamış ve bu yüzden O’nun Arş’taki yerine oturmuştur."

“Allah beni bir defa yükseltti, önüne oturttu ve bana şöyle dedi: Ey Ebu Yezid, yaratıklarım seni görmeyi arzuluyorlar. Bunun üzerine ben dedim: Beni vahdaniyetinle donat ve senin benlik elbiseni bana giydir ve beni ehadiyetine yükselt, ta ki yaratıkların beni gördüklerinde diyebilsinler: Sen’i (Allah’ı) gördük ve sen O’sun. Fakat ben (Ebu Yezid) orada olmam.”(2)

Bunun gibi şeriata uymayan muvazenesiz sözler çok büyük evliyalarda da görünmüştür. Ama Ehl-i sünnet alimleri bu sözlerden dolayı bu zatları tekfir etmemişlerdir. Bunun sebebini yukarda izah etmiştik.

Bu zatlar hadidir, yani şahısları itibari ile hidayet üzeredirler, lakin mühdi değildirler; yani sözleri ve eserleri noktasından başkalarına örnek ve rehber olamazlar. Kim bu zatların bu sarhoşluk halinde söyledikleri sözleri onlar söyledi diye söyler ise küfür ve şirke düşerler. Onlar bu gibi sözleri mazur bir halde söyledikleri için mesul olmuyorlar, onları taklit edenlerde o mazeret olmadığı için mesul olurlar. Bu yüzden bu zatların bu hallerini taklit etmek caiz değildir. Onlar bu noktada hidayet rehberi olamazlar.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Dokuzuncu Kısım.
(2) bk. Celaleddin Vatandaş, Beyazıd-ı Bestami, Vahiyden Kültüre, Beyazıd-ı Bestami'nin küfür ve şirk sözleri, s.156, Pınar Yayınları, İstanbul-1991.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...