"Elhasıl, itikad-ı küfriye, iki kısımdır: Birisi: Hakaik-i İslâmiyeye bakmıyor. İkincisi: Hakaik-i imaniyeye karşı çıkar, muaraza eder. Bu dahi iki kısımdır: Birisi: Adem-i kabuldür. İkincisi: Kabul-ü ademdir." izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad burada, küfrü ve kafirleri öncelikle genel hatları ile iki sınıfa ve iki kısma ayırıyor.

Küfrün birinci kısmı ve taifesi; İslam hakikatleri üstünde düşünmeyen ve fikri açıdan hareket etmeyen taassup ehli olanlardır. Yeryüzündeki kafirlerin kahir ekseriyeti de bu sınıftan kafirlerdir. Yani bunlar, akıl ve muhakeme açısından, İslam hakikatlerini düşünmeyi ve değerlendirmeyi gereksiz görüp, körü körüne, başka safsata ve batıl şeylere inanan insanlardır. Bunlara en kuvvetli delil ve ispatları da getirsen, sonuç değişmez.

Bu yüzden bu tip insanlara bir şeyi ispat etmeye kalkışmak ve kati deliler sunmak fayda temin etmez. Onun içindir ki Üstad, biz onlara karışmayız, onlar da bize karışmaz, diye buyuruyor. İnanmamayı ve yanlışı, fikr-i sabit haline getiren bir insanı ikna etmek mümkün değildir. Delil ve ispat yolları böyle tutucu ve bağnaz adamlara kapalıdır.

"Elhasıl, itikad-ı küfriye, iki kısımdır:"

"Birisi: Hakaik-i İslâmiyeye bakmıyor. Kendine mahsus yanlış bir tasdik ve bâtıl bir itikat ve hatâ bir kabuldür ve zâlim bir hükümdür. Bu kısım bahsimizden hariçtir. O bize karışmaz, biz de ona karışmayız."

Bu fikri savunan kafirler, körü körüne, muhakeme etmeden, küfre teslim olmuşlar ve İslam dini ile fikir ve muhakeme savaşına girişmiyorlar. Dünyanın en parlak delillerini ve mucizelerini de getirsen, bunlar bu delil ve mucizelere gözlerini kapamışlar. Bu sebeple bizim bu kafirlerle, onların da bizimle işi olmaz, diyor Üstad hazretleri.

"İkincisi: Hakaik-i imaniyeye karşı çıkar, muaraza eder. Bu dahi iki kısımdır:"

İkinci kısım kafirler ise; İslam dinini muhakeme ve fikir yönü ile batıl sayıp, kendi küfriyatlarını hak sayıyorlar. Ve bu hususta fikri bakımdan karşı çıkıp savaş ilan ediyorlar. Bunlar da kendi aralarında iki kısma ayrılmışlar.

"Birisi: Adem-i kabuldür. Yalnız, ispatı tasdik etmemektir. Bu ise bir cehildir; bir hükümsüzlüktür ve kolaydır. Bu da bahsimizden hariçtir."

Kabul etmemek; burada inat ve cehalet üstüne bina olmuş bir fikir ve muhakeme üstüne değil. Bunlar fikren ve muhakeme noktasından İslam’ın karşısında duramadıkları için, küfürlerini muhafaza niyeti ile kuru kuru inat edip iman etmiyorlar; ama düşmanlıklarını da devam ettiriyorlar. Burada inat ve cehalet hükmettiği için, fikri ve muhakeme noktasından yapacak bir şey yoktur. Bu sebeple bunlar da bahsimizin dışındadır diyor Üstad hazretleri.

"İkincisi: Kabul-ü ademdir. Kalben, ademini tasdik etmektir. Bu kısım ise bir hükümdür, bir itikaddır, bir iltizamdır. Hem iltizamı için nefyini ispat etmeğe mecburdur."(1)

Kabulü adem ise; olmayan ve olması mümkün olmayan bir şeyi fikren ve muhakeme noktasından ispat etmeye kalkışmak ve öylece dava etmektir. Yani bunlar hem İslam’ı inkar ediyorlar, hem de kendi batıl davalarını fikren ve muhakeme noktasından ispata kalkışıyorlar. İşte üstadın muhatap aldığı ve fikirlerini çürüttüğü kesim bunlardır. Bunların küfürleri dava ve fikri bir hareket olmasından dolayı, karşısına fikren ve muhakeme noktasından çıkmak gerekiyor ki; Risale-i Nurlar bunlardan en kuvvetli olanıdır. Bunlar küfürlerini hüküm ve itikada bindirdikleri için, ispat ile mükelleflerdir. Zira müddei iddiasını ispatla mükelleftir. Mesela; ahiret yoktur diyebilmek için, bütün kainatı gezip dolaşması gerekir ki, ondan sonra hüküm verebilsin. Yoksa bir yere bir noktaya bakıp yok demek, ispat noktasından makbul değildir.

(1) bk. Şualar, Yedinci Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...