Block title
Block content

"En keskin tarik olan aşk, nefisten elini çeker, fakat mâşuk-u mecazîye yapışır. Onun zevâlini bulduktan sonra Mahbûb-u Hakikîye gider." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, şu tarik daha kısadır. Çünkü dört hatvedir. Acz, elini nefisten çekse, doğrudan doğruya Kadîr-i Zülcelâle verir. Halbuki, en keskin tarik olan aşk, nefisten elini çeker, fakat mâşuk-u mecazîye yapışır. Onun zevâlini bulduktan sonra Mahbûb-u Hakikîye gider."(1)

Kalbi "Vedud" ismine götüren aşk iki türlüdür. Birisi, Allah namına olan  ve ona götüren aşktır ki, buna "aşk-ı hakiki" denir; bu aşkta zarar ve risk yoktur.

Diğeri ise, önce mahlukatı mahlukat hesabına sever ve onda fena ve zeval tokadını yedikten sonra hakiki aşka yönelir. Bu aşka da "aşkı mecazi" denir ki, bu aşkın zarar ve riskleri çoktur. Zira mahbuplarda boğulma ve çıkamama durumu olabilir. Yani kalp deneme yanılma metodu gibi uzun ve riskli bir yol ile İlahi aşka ulaşıyor.

Tasavvuf geleneğinde Vedud isminde mecazi aşk galip olduğu için, yani önce mahlukatı sever sonra Allah’a yönelir, ondan sonra hakiki aşkı bulur. Bu yol yani aşağıdan yukarıya seyrü süluk tarzı çok zor ve tehlikeli olmasından, hiçbir zaman dört hatveli olan Risale-i Nur mesleğine yetişemiyor.

İnsan yukarıdan aşağıya doğru sevebilir, yani önce Allah’ı sever sonra onun namına mahlukatını sever. Bunda ne tehlike ne de zarar yoktur, bu Risale-i Nur'un da yoludur. Bu tarz sevmeye, yani Allah namına sevmeye Vedud isminin tecellisi olarak bakabiliriz.

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli, Hatime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

fakirullah

Aşk ile giden yol, Risalei Nurdan önce ekser ehli velayetin gittiği tasavvuf yoludur. Tasavvuf yolunda mürid nefsinin kusurlarını, ayıplarını, eksiklerini gördüğü için nefsinin muhabbete layık olmadığını bilir ve direkt muhabbete layık olarak, ehli kemalat olarak şeyhini görür, nefsini şeyhinde eritmeye çalışır. Onun için hedef hakiki kemal sahibi olan bir zatta kendini yok etmektir. Şeyhinde fani olduktan sonra tarikatının pirinde fani olmaya terakki eder. Zaman mekan kaydı ruh için olmadığından mürid pirinde fani olma eğitimi alır, hadiselerle hizmetiyle sadakatiyle vs. mihenge vurula vurula Pir'inde fani olur. Bundan sonra Rasulullah(ASM) Efendimizde fani olma noktasına terakki eder, yani Rasulullah(ASM) Efendimiz bizzat kendisini eğitiyor gibi çok ince bir mihenkle her halini sünnete uygun ve uyanık geçirmeye, sünnet ölçüleriyle hareket etmeye terakki eder. Bundan sonra Fenafillah makamıdır ki, Allah'ta fani olur, yani Cenabı Hakk'ın bizzat terbiyesinde olduğunu, her şeyi Allah'ın mihengiyle tartması gerektiğini anlar. Tasavvuftan gaye bu son noktadır.
Risalelerde bu son nokta hemen ilk baştadır, çünkü zahirden hakikate geçiş bir kademdedir. Mahluk aynalar olan şeyh, pir, Rasul(ASM) perdelerinden geçmeyi beklemeden direkt Allah'ın terbiyesinde olduğunu talebesine ihsas eder. Yalnız aşkla değil, acziyle gidebilir bu yolda. Tasavvuftaki mecazi mahbublar yani insani perdeler Risalelerde yoktur; onun yerine fenafil ihvan düsturuyla direkt fenafillaha götürür inşaallah.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...