"En müthiş marazımız, hem mânevî musibet; cerbeze ve gurura dayanan şu tenkiddir..." diye başlayan "İslâm'a Yakışan Hudabinâne İnsaftır. Hodbinane Tenkid Değil" bölümünü özetle izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İslâm'a Yakışan Hudabinâne İnsaftır. Hodbinane Tenkid Değil"

"En müthiş marazımız, hem mânevî musibet; cerbeze ve gurura dayanan şu tenkiddir. O tenkidi işleten, ger insafın eliyse;

Hakikatı rendeçler. Ger o tenkidi, gurur istihdam etse, tahrib eder parçalar. O müdhişin müdhişi, şöyle tenkid ger girse,

İmanî akaide, dinî müsellemâta. Zîrâ îman tasdikle beraber hem iz'andır. İz'an ile beraber, teslim ve iltizamdır. Eğer za'fı olmazsa, ..."(1)

"İslâm'a Yakışan Hudabinâne İnsaftır; Hodbinane Tenkid Değil"

İslam’a yakışan, ilahi ölçüler ışığında insaflı ve adil olmaktır. Olayları bu insaf ölçüleri içinde analiz etmektir, yoksa bencilce ve egoistçe bir eleştirme ve tenkit değil.

"En müthiş marazımız, hem mânevî musibet; cerbeze ve gurura dayanan şu tenkiddir."

En büyük hastalığımız ve manevi musibetimiz doğruyu yanlış, yanlışı doğru, hakkı batıl, batılı hak göstermeye yönelik ve gurura dayanan tenkit hastalığıdır.

"O tenkidi işleten, ger insafın eliyse; Hakikatı rendeçler. Ger o tenkidi, gurur istihdam etse, tahrib eder parçalar. O müdhişin müdhişi, şöyle tenkid ger girse,"

Tenkidi yapan kişi insaflı birisi ise tenkidi, hakikati daha güzel daha parlak daha görünür hale getirmek için yapar, yani hakikati rendeçler (pürüzleri törpülemek). Ama tenkidin arka planında gurur varsa, yani tenkit eden kişi gurur ve egosunu tatmin etmek niyetinde ise, hakikati parlatmaz, aksine hakikati parçalar daha da anlaşılmaz hale sokar.

"İmanî akaide, dinî müsellemâta. Zîrâ îman tasdikle beraber hem iz'andır. İz'an ile beraber, teslim ve iltizamdır. Eğer za'fı olmazsa, İltizamla beraber, mânevi imtisaldir. Şöyle tenkid kırıyor, teslim ve imtisali, iz'an ve iltizamı."

Tenkitlerin en tehlikelisi en müthişi imana ve dinin temel konularına yapılan tenkittir. Çünkü iman şek ve şüphe kaldırmaz. İman tasdik etmekle birlikte basiret ve anlayışı da içinde barındırır, iman aynı zamanda basiret ve anlayışın yanında teslim olmak ve tarafgirliği de içinde barındırır ve nihayetinde manevi anlamda teslimiyettir iman.

Olumsuz ve yıkıcı tenkitler imanın temel unsurları olan tasdik, izan, iltizam, teslimiyet ve itaati sarsıyor, bozuyor ve kırıyor. Materyalist felsefenin bu zamanda dine olan menfi tenkidi ve saldırısı, Müslüman dünyanın dine olan bağını ve teslimiyetini ciddi anlamda sarsmış ve kırmıştır, İslam âleminin hâli buna şahittir.

"Çendan bir şekk vermezse, Tasdikde de kalıyor, bîtaraf lâubâli. Şu zaman-ı tereddüd-ü evham ve vesvesede, lâzım budur herkese,"

Gerçi olumsuz ve yıkıcı tenkit, kesin olarak imanları yok ediyor değil; ama en azından dine olan bağı ve itaati kırıp sarstığı için, Müslümanların dinde laubali ve tarafı belli olmayan bir tutum içinde olmasını sağlıyor.

"İz'an ve iltizamı; tenmiye ve takviye eden sâfî âsarı, nûranî sıcak kalblerden çıkan bî vesvese Müsbet efkârı, müşevvik beyanatı; hüsn-ü zanla temaşa, tedkik etmek gerektir."

Çözüm olarak, Müslümanların imanını şüphe ve şekten temiz eserler ile tavkiye ve tenmiye (büyütüp geliştirmek) etmek gerekiyor. Batılı iyice tasvir ettikten sonra imanı ispat etmeye çalışan eserler, kaş yapayım derken göz çıkarıyorlar. Bu tarz eserler evham ve vesveseden ari olamıyorlar. Hatta bu tarz eserler daha da evhama sebebiyet veriyorlar. Öyle ki eserde batıl bir görüş öyle bir detaylı anlatılıyor ki okuyan kişi batılın her düşüncesine hakim ve vakıf oluyor, sonra gelsin evham ve vesveseler. Bir cihetle batılın reklamı yapılmış oluyor.

Risale-i Nur'da olduğu gibi, batılı tasvir etmeden imha etmek gerekiyor, safi asar ibaresi ile işaret edilen Risale-i Nur'dur. Risale-i Nur batılı detay vermeden imha ediyor.

"Avrupa kâselisi beynindeyse; Zebanzeddir "bîtarafane düşünmek, muhakeme!.." Halbuki bu kelime, muvakkat dinsizliktir."

Avrupa dalkavukları arasında yaygın olan ve âdeta atasözü haline gelen “tarafsız düşünme” prensibi ise, iman ve dini konularda "geçici bir dinsizlik" hâlidir. Müslüman hiçbir zaman tarafsız düşünce adı altında dini inancını batıl ya da yanlış olarak farz etmez.

Bu konuda Üstadımızın izahı şu şekildedir: “bîtarâfâne muhakeme ise; taraf-ı muhalifi iltizâmdır, bîtaraflık değildir.”(2)

Mesela, tarafsız muhakeme adına, cepheyi terk ederek, Kur’an'a beşer kelamı diyenlerin safına geçmek ve Kur’an'a oradan bakmak, ondaki ulvî hakikatlerin gizlenmesini netice verir.

"Yeni mühtedi olsa, ya dine müşteriyse, Belki o yapabilir. Evet yüzde birisi, farz-ı kifaye için; hasm-ı dini ilzamen, ya tâlibi iknaen, muvakkaten istese, O tavrı takabilir. Lâkin yüzde doksana, böyle terbiye vermek; bir hasmı kazanmadan, kırk Müslim feda olur; her biri bir vesvese."

İslam’ı araştıran ve henüz Müslüman olmayan birisi ya da yeni Müslüman olan birisi “tarafsız düşünme” prensibi ile hareket edebilir. Çünkü imanın nimeti ve incelikleri henüz kalbinde ve kafasında yerleşmemiş, yerleşmesi için batıl ile kıyas yapması normal bir durumdur.

İlim ehli insanlar da din düşmanlarını ilzam edip çürütmek adına “tarafsız düşünme” prensibi ile hareket edebilirler.

Mesela, Üstadımız bîtarâfâne muhakeme yapsa imanı ve ilmi çok güçlü olduğu için, bu tarz hareketi ona zarar vermez. Nitekim Risale-i Nur'da bu tarz muhakemeler yapılmıştır.

Ama avam ve mukallit insanların -ki bu oran çok yüksektir- böyle bir yola tevessül etmeleri imanları açısından çok riskli ve tehlikelidir. “Tarafsız düşünme” adı altında "bir dinsizi kazanayım" derken "kırk Müslümanı kaybederiz" diyerek, “bîtarâfâne muhakeme” yapmanın tehlikesine işaret ediliyor.

Dipnotlar:

(1) bk. Âsâr-ı Bediiyye, Lemeât.
(2) bk. Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Birinci Mebhas.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...