Block title
Block content

"Enbiyayı salife niçin haşri cismani gibi bir kısım erkani imaniyeyi bir derece mücmel bırakmışlar, Kur'an gibi tafsilat vermemişler. Hakiki arif olan evliyanın bir kısmı yalnız tevhidde ileri gitmişler, diğerleri gidememiştir." izahı nasıldır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Gerek haşr-ı cismani ve gerekse diğer iman rükünlerinde çok detaylı ve ispatlı izahlar yapılmamıştır. Bunun sebebi ise, ümmetlerinin eğitim seviyelerinin bunu kaldıramamasıdır. İlk okul sıralarındaki çocuklara çok fazla izah yapılmadığı, yapılsa bile faydalı olamayacağı gibi; insanlık tarıhinin de, belli devreleri vardır. İlk devre olması hasebiyle onlara bu noktada izah yapılmamıştır. İşte bu durum, ileride inandıkları değerleri kolaylıkla inkar etmelerine sebep olmuştur.

Musa (as) ümmetini, bin bir zahmetle ve birçok mucize göstermek suretiyle kurtarıp denizin diğer tarafına geçirdiği ve semavi sofralarla beslendikleri halde, Musa (as) Tur-i Sina'ya gidip, kırk gün kalıp gelinceye kadar, itikatlarını değiştirip bir buzağıya tapmaları bir örnek olarak verilebilir.

* * *

Bir insan, her noktada basitten mükemmele doğru gelişerek büyür gider. İnsanın bir damla sudan başlayan serüveni anne karnı, bebeklik, çocukluk, gençlik, olgunluk ve ihtiyarlık ve en nihayetinde ölüm ile son bulur. Bu süreç kainatta her mevcut ve mahluk için işleyen bir kanundur. Yani her mahluk ve mevcut basitten mükemmele doğru gelişerek büyüyüp gider. Buna kainattaki tekamül, yani gelişim kanunu da deniliyor.

Bu gelişim kanunu gereğince, insanın basitten mükemmele gidişinde farklı terbiye ve retorik süreçleri vardır. Mesela, anne ve babanın bebeği ile olan iletişimi, bebeğin seviyesine göre basit ve ilkel olur. Yani çat pat şeklinde bir iletişim sağlanır. Bebek çocuk haline geldiği zaman, iletişinin dili ve retoriği de ona göre değişir. Biraz daha ileri seviyede olur. Sonra o çocuk, gençlik sürecine girer, iletişim ve terbiye dili tamamı ile farklı bir boyuta geçer. Daha sonra gençlik süreci yerini olgunluk yaşına bırakır ki, artık iletişim ve terbiye dili de da olgunluk kazanır.

Şayet bir olgun insana yapılan hitabı ve terbiye sistemini bir bebeğe veya çocuğa veya gence yapsak, abes ve komik olur. Ya da tersi olarak bebeğe yapılan muameleyi olgun bir insana yapsak bu da garip ve ayıp olur.

İnsanlığın durumu da aynı şekilde bir insanın durumu gibidir. İnsanlık da kainatta var olan gelişim ve tekamül kanununun altında ve hükmündedir. İnsanlık da bir insan gibi basitten mükemmele doğru gelişip büyüyor. Bu yüzden insanlığın da bebeklik, çocukluk, gençlik, olgunluk ve ihtiyarlık gibi evreleri ve süreçleri vardır.

Elbette insanların ve insanlığın Mürebbi ve Müdebbiri olan Allah, bu evre ve süreçlere uygun bir terbiye ve retorik tatbik edecektir. Allah’ın her döneme ve kavme uygun bir peygamber ve şeriat göndermesinin ve bunların teferruatta farklı olmalarının sebebi, bu tekamül kanunun gerektirdiği evre ve süreçlerin gerekliliğidir. Allah insanlar ve insanlık bebeklik sürecini yaşarken, onların basit zihnine basit bir retorik ile karşılık veriyor. Tabiri yerinde ise, peygamberleri vasıtası ile onlar ile çat pat konuşuyor. Şayet olgun bir tarz ile onlara hitap etse onlar bunu anlamaktan aciz kalacaklardı ki, bu durum Allah’ın hem hikmetine hem de tekamül kanununa zıt bir muamele olurdu.

İnsanlık, Hazreti Âdem (a.s)’in dönemi ile başlar ki, bu dönem insanlığın bebeklik dönemi gibidir. Sonra insanlık, bir insan gibi gelişir ve büyür çocukluk sürecine gelir, şeriat ve peygamberler de buna göre gönderilir. Tıpkı eğitim sistemlerinin ilk, orta, lise ve fakülte şeklinde kısımlara ve sınıflara ayrılması gibi, Allah da insanlığı böyle kısımlara ayırmış ve buna göre muamele etmiştir.

Allah, insanlık artık olgunluk yaşına geldiğinde, bu olgunluğa uygun olarak en kamil ve mükemmel muallimini gönderir. Terbiye ve retorik de buna uygun olarak olgun bir şekilde olur. En kamil peygamber olan Hazreti Muhammed (asm) Efendimizin en kamil olan Kur'an-ı Kerim ile gönderilmesi, insanlığın artık olgunluk çağını yaşadığını gösterir. Elbette Hazreti Âdem (as)’in terbiye ve retoriği ile son peygamberin terbiye ve retoriği arasında kemalat farkı olacaktır. Yanlış anlşılmasın, peygamberler ilkel ve basit değil, onların terbiye edeceği insanlar ve muhatapları basit ve ilkeldir.

Zihni ve anlayışı basit olan insanlara, basit ve sade bir üslup gerekir. Elif ba dersi gören bir çocuğa ilm-i kelamın ağır ve karmaşık meseleleri anlatılmaz. İnsanlık da başlangıçta basit bir seviyede olmasından dolayı o dönemin peygamberleri onlara imani dersleri basit ve sade bir üslup ve içerik ile takdim etmişlerdir. Ama zamanla insanlık tekamül ettikçe, imanın üslup ve içeriği de ona göre tekamül etmiştir. Bu süreç içinde bazı evrelerde bir önceki dönemin üslup ve içeriği yetersiz kaldığından, inkar durumları oluşmuştur. Ama Allah yeni bir peygamber ve şeriat ile bu eksikliği gidermiştir.

İnsanlığa en sonunda en mükemmel din olan İslam gönderilmiştir. İnsanlık zaten mizaç ve karakter olarak bir olgunlaşma evresine girdiği için, yeni bir din, yeni bir şeriat manasına ihtiyaç kalmamıştır. Nasıl insanın karakter ve mizacı kırk yaşında olgunlaşır, ondan sonra kolay kolay değişmez ise, aynı şekilde insanlığın kemal yaşı da Hazreti Peygamber Efendimiz (asm) ile tamamlanmıştır. Bundan sonra yeni bir dini ve peygamberi gerektirecek kadar bir değişim ve dönüşüm yaşanmaz.

Değişim ve dönüşüm devam eder, ama özde ve asılda değil, teferruatta ve şekildedir. Teferruattaki bu değişim ve dönüşümleri de Hazreti Peygamber (asm)'in ifade ettiği müceddidler ve müçtehitler temin edeceklerdir. Peygamber Efendimiz (asm) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır:

"Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir."(1)

Müceddid; İslâm'ı cahiliyyenin bütün unsurlarından temizleyen, sonra da mümkün olduğu kadar onu safi olarak, olduğu gibi hayata iade eden demektir. Müceddid, cahiliyye ile anlaşmak ve uzlaşmaktan uzak durur ve her ne kadar önemsiz olursa olsun, cahiliyyenin hiç bir izinin İslâm'ın herhangi bir kısmına yerleşmesine izin vermez.

Müceddidlerin en önemli bir yönü de çağının gereklerini ve hastalıklarını teşhis edip buna uygun Kur'anî reçeteleri sunmalarıdır. Said Nursi Hazretlerinin de Risale-i Nurlarla yaptığı budur. Çağımızın küfür ve inkar vebasına karşı, iman ve marifet reçetesini insanlığa gösteriyor. İnsanların toplumsal gelişimi tekamül kanunu gereğince basitten mükemmele doğru olmasından dolayı, önceki dönemlerin toplumsal hastalıkları ve onlara sunulan reçeteleri ile tekemmül etmiş, çağımızın hastalıkları ve reçetesi elbette farklı olacaktır. İşte Risale-i Nur bu tekemmül etmiş asrın reçetesi ve ilacıdır.

(1) bk. Ebu Davud, Melahim, 1.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...