Block title
Block content

"Ene, haddizatında bir hava, bir buhar gibi iken, verilen ehemmiyete göre mâyi haline gelir. Sonra ülfetle kalınlaşır. Sonra gaflet ve isyan ile öyle kalınlaşır ki, sahibini yutar." Bu paragrafı izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bizdeki ene, yani benlik hissi hakiki değil nispi ve itibaridir. Bu sebeple Allah ile mukayese edilmesi hakikat noktasında değil, itibari ve nispi bir noktadadır. Bizim diye sahiplendiğimiz cüzi kudret, ilim, mülk gibi şeyler haddizatında Allah’ındır. Biz sadece kıyas yapabilmek için mecazi bir şekilde bizim diye hissediyoruz. Bu noktadan Allah’ın ne hakikat noktasında ne de itibari noktada bir benzeri ve zıddı yoktur.

İnsandaki görme, işitme, hissetme, kuvvet gibi şeyler hakikidir; ama Allah’ın isim ve sıfatlarının birer işleri, birer tecellileridir. Bizim bunları  farazi ve hayali bir surette sahiplenmemiz ise Allah’ın sonsuz sıfatlarını kıyas ile idrak etmek içindir. Yoksa insan bu cüzi hakiki fiiller noktasından da tam bir teslimiyet ve cebir içindedir. Yani bunlara hakiki anlamda sahip ve malik değildir. İnsanın buradaki tek sorumluluğu Allah’ın sonsuz sıfatlarını kavramak için farazi bir temellük yapmasıdır.

Şayet bu temellük yani sahiplenme felsefenin tesiri ile hakiki bir surete dönerse, yani kul kendini gerçek malik sayarsa, işte mesuliyet orada başlar. İnsan ince bir çizginin üstünde sağa kayarsa hakka gider, sola kayarsa batıla sapar.

İnsan felsefeden aldığı var olma dersi ile farazi ve hayali olan benlik hissine vücut rengi verirse, firavun olmaya kadar giderken; aynı farazi ve hayali benliğini Allah’ın isim ve sıfatlarında kullanırsa bu kez de salih ve aziz bir kul olur.

İnsandaki iman ve hidayet artıkça, ene denilen sahiplenme duygusu incelir, altında Allah’ın isim ve sıfatları tebarüz etmeye başlar. Aynı ene küfür ya da gafletten gelen ülfet perdesi ile kalınlaşır ise, altında hakiki anlamda iş gören ve işleyen isimler görünmemeye başlar ve insan kendi kendinin sahibi olduğunu zannetmeye başlar ve en sonunda da müstakil bir İlah olduğu vehmine kapılır. Nasıl afaki alem olan kainattaki tabiata materyalistler ilah diyorlarsa, aynı şekilde enfüsi alem olan eneye de materyalistler aynı şekilde ilah diyorlar. Yani tabiat onların nazarında makro İlah iken benlik ve ene de mikro İlah oluyor. Tabiatı küçültsen ene olur, eneyi büyültsen tabiat olur.

Verilen ehemmiyet tabiri, felsefenin batıl bakış açısını kabul edip hayatını da ona göre tasvir etmek anlamındadır. Yani ene ve tabiata felsefe gözlüğü ile  bakılırsa ve öylede kabul edilirse, o ene ve tabiat mevhum ve itibari bir şey iken, gerçek ve sabit bir şey telakki edilir demektir. Hakikatte ene ve tabiat  öyle olmasa bile maddeci filozofun sübjektif aleminde öyle gibi algılanıyor maalesef.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Şemme | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2620 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...