Block title
Block content

Ene ve nefis zayıflamada ve kuvvetlenmede birbiriyle aynı yönde mi gider? Ramazanda açlıktan nefsim zayıflamştı, ama enem hala kuvvetliydi. Nefsi ve eneyi zayıflatmanın yolu nedir; Üstadımızın yaklaşımı nasıldır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Lafız ile mana, madde ile maneviyat, ruh ile ceset, kesafet ile letafet, nur ile zulmet, bunlar hem birbirinin zıttı, hem de birbirinin manasının inceliklerini gösteren aynalar gibidir. Madde, varlık mertebeleri içinde en hantal ve kayıtlara maruz varlıktır. Bu yüzden, maddi kayıtlara mahkum olan bir şeyle, bu kayıtlardan azade olan şey arasında çok farklar olabiliyor.

Mesela, ruh; latif, nurani ve maddi kayıtlardan azade olduğu için, bir anda milyonlarca işi tedbir edip idare edebiliyor. Bedenin her bir hücre ve azası ile aynı anda münasebet kurabiliyor.

Yine, mana çok ince ve latif olduğu için, kalbin çok derinliğinden kaynayıp gelirken, maddeye, yani lafza yaklaştıkça, incelik ve letafetini kaybeder. Bunun için lisan, kalbe tam tercüman olamıyor. Mana ince ve  latif; lafız ise daha çok maddeye yakın, kesif bir şeydir.

Yine, latif olan bir ışık ya da röntgen şuaı, zahmetsiz ve engelsiz, cisimden geçer ve alta nüfuz ederek, ne var, ne yok, keşf eder. Ama, katı bir madde ya da cisim, çarpar geçemez. Ya kırar, ya dağıtır.

Bu iki zıtlardan biri kuvvet kazandıkça, diğeri zayıflar. Kuvvet kazanan şeyin kayıt ve vasıfları hakim olur. Diğeri tamamen kaybolmasa bile, kaybolmuş gibi eserlerini gösteremez. Madde, kuvvet kazandıkça, mana zayıflar. Ruh inceldikçe, ceset kalınlaşır. Nuraniyet gittikçe, yerine zulmet gelir. Letafet azalınca, yerine kesafet gelir.

Mesela, Hz.Peygamber Efendimiz (asm)'de mana, nuraniyet, ruh, letafet, hayat, tamamen hükmettiği için, adeta madde onda kaybolmuş; her bir aza ve cihazı letafet kazanmış ve her bir azası ve hücresi maddi kayıt ve hantallıklarından arınarak tam nuraniyet kazanmıştır. Bu yüzden, onun mübarek cesedi de aynen ruh ve mana gibi letafet ve nuraniyet kazandığından, her bir azası ile görebilir, her bir azası ile işitebilirdi. Yani madde onda öyle incelmişti ki, artık maddi hantallık ve kayıtlardan tamamen sıyrılmış ve ruh, hayat, şuur gibi şeyler çok şiddetli tecelli eder hale gelmiştir. Bu kapı, derecesine göre herkese de açıktır.

İnsanın ruh cephesinin letafet ve nuraniyet kazanması tahkiki iman, sünnete uymak, bir takım riyazi disiplinler (az yeme, az uyuma, az konuşma gibi) sayesinde mümkündür. İnsan ne kadar kuvvetli bir imana ve amele sahipse o derece letafet ve nuraniyet kesbeder.

Nefis ile eneyi bağımsız düşünmek yanlış olur. Nefis, ene duygusunu besleyen bir temel, bir madendir. Nefis ne kadar kavi olursa, ene de ona nispetle kavi olur. Nefis ve ene duygusunu terbiye ve ıslah etmeyi sadece açlığa inhisar etmek yanlış olur. Açlık, riyazet disiplininin sadece bir enstrümanıdır, yoksa yeterli tek unsuru değildir. Riyazet içinde tefekkür, rabıta-i mevt, açlık, ibadet, inziva gibi çok unsurlar mevcuttur.

Bu sebeple "ben aç kaldım ama ene duygum zayıflamadı" demek eksik olur. Nitekim nefsin zayıflamasını bedenin zayıflaması olarak görmek de yanlış bir bakış açısıdır. Nefsin zayıflaması çok geniş ve kapsamlı bir ıstılah iken, bedenin zayıflaması sıradan bir diyet işidir.

Nefis ve  ene gibi duygular, insanın manevi mücadelesinde ana unsurlardır. İnsanın manen terakki ve tekemmül etmesi bu gibi düşmanlarla mümkündür. Bu sebeple Allah her insana kapasitesi nispetinde ene ve nefis düşmanı veriyor ve bunu ömrünün son dakikasına kadar devam ettiriyor. Hatta çok büyük evliyalar nefislerini tam öldürdükleri halde, nefsin manasını ve vazifesini gören ikinci bir mecazi nefisten söz edip şikayet etmişler. Allah insanı dünya hayatında rakipsiz ve düşmansız bırakmıyor.  

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Maksat | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3471 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...