Block title
Block content

"Enesi kuvvetli, müteşahhıs, rütbeli makam sahibi bir adam Hristiyan olsa mütesallib olur. Fakat Müslüman olsa lâkayt olur." cümlesini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İslâmiyet der: لاَ خَالِقَ اِلاَّ هُوَ hem vesait ve esbabı, müessir-i hakikî olarak kabul etmez. Vasıtaya mânâ-yı harfi nazarıyla bakar. Akide-i tevhid ve vazife-i teslim ve tefviz öyle ister. Tahrif sebebiyle şimdiki Hıristiyanlık esbab ve vesaiti müessir bilir, mânâ-yı ismî nazarıyla bakar. Akide-i velediyet ve fikr-i ruhbaniyet öyle ister, öyle sevk eder."

"Onlar azizlerine mânâ-yı ismiyle birer menba-ı feyiz ve güneşin ziyasından bir fikre göre istihale etmiş lâmbanın nuru gibi birer mâden-i nur nazarıyla bakıyorlar. Biz ise evliyaya mânâ-yı harfiyle, yani ayna güneşin ziyasını neşrettiği gibi birer mâkes-i tecellî nazarıyla bakıyoruz."
(1)

Yukarda ki ifadelerden de anlaşılacağı üzere tahrife uğramış  Hıristiyanlık dininde  vasıta ve sebeplere çok ehemmiyet verildiği için, Allah ile kul arasına giren vasıtalara adeta uluhiyet verilmiştir. Onun için Hıristiyanlıkta din adamları bir nevi tebasına Rablık tavrı alıyor. Ene ve  gururunu  terbiye etmeye ihtiyaç görmüyor. Bilakis, insanların gurur ve benlik duygusunu besliyor ve inkişaf ettiriyor.

Ama İslam dininde vasıta ve sebepler olmadığı ve doğrudan tevhit hakikati hakim olduğundan, bir Müslüman bu yapının gereğince, benlik ve gururunu terk edip, terbiye etmesi gerekiyor. Dünyanın makam ve mevkileri, insanın benlik ve gururunu takviye ve teyit eden unsurlar olduğu için,  dindarlık ile bağdaşması çok zor oluyor.  Bu yüzden ehl-i takva olan Müslümanlar, dünyanın makamından kaçınmışlar. Ama Hıristiyanlıkta ise, dünya makamı ile dindar olmak çelişmediği için, hatta bir birlerini tamamlayan durumunda olmasından dolayı, sağlam ve mutaassıp bir Hıristiyan, önemli mevki ve makamlarda bulunabiliyor. Benlik ve gururu çok kuvvetli, makam ve mevki sahibi bir adam, aynı zamanda papaz da olabilir. İkisi, birbirine mani teşkil etmez demektir.

Amerikan başkanlarından Wilson gibi, hem başkan, hem de sağlam bir dindar Hıristiyandır. Ama bizde durum tersidir, genelde makam sahipleri dindar olamıyorlar, ikisini beraber götüremiyorlar.

Üstat bu manayı şöyle tarif eder: 

"İslâmiyetin esası, mahz-ı tevhiddir; vesâit ve esbaba tesir-i hakikî vermiyor, icad ve makam cihetiyle kıymet vermiyor."

"Hıristiyanlık ise, "velediyet" fikrini kabul ettiği için, vesâit ve esbaba bir kıymet verir, enâniyeti kırmaz. Adeta rububiyet-i İlâhiyenin bir cilvesini azizlerine, büyüklerine verir.  اِتَّخَذُواۤ اَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللهِ âyetine mâsadak olmuşlar. Onun içindir ki, Hıristiyanların dünyaca en yüksek mertebede olanları, gurur ve enâniyetlerini muhafaza etmekle beraber, sabık Amerika Reisi Wilson gibi, mutaassıp bir dindar olur. Mahz-ı tevhid dini olan İslâmiyet içinde, dünyaca yüksek mertebede olanlar ya enâniyeti ve gururu bırakacak veya dindarlığı bir derece bırakacak. Onun için, bir kısmı lâkayt kalıyorlar, belki dinsiz oluyorlar."
(1)

(1) bk. Hutbe-i Şamiye, İkinci Zeyli.

(2) bk. Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup Üçüncü Mebhas.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Hutbe-i Şamiye | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3545 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

mihrinisa
R.nurdan izaha vabeste yerlerin anlaşılmasına yönelik bu çalışmanızı benim ve benim gibi birçok kardeşin istifadesine sunduğunuz için Allah razı olsun.yeni bir soruda görüşmek üzere ilim hey'etindekilere ve emeği geçen herkese muvaffakiyetler...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...