Block title
Block content

"Esefâ, gaye-i hayalden tenâsi veya nisyan olmakla, ezhan ene’lere dönüp etrafında gezerler. İşte gaye-i hayal, maksad-ı âli bütün vuzuhuyla meydana atılmıştır." Bu cümleleri açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenâsi edilse, ezhan enelere dönüp etrafında gezerler."(1)

İnsanın hayatında bir gaye ve hedef olmaz ise -ki gaye ve hedef burada kulluk ve ibadet anlamındadır- insanın zihni ve düşüncesi nefis ve hevanın peşinde koşar ve bütün aza ve cihazlarını da bu yolda koşturur eder. İnsan adeta kendi benliğinin bir kölesi, bir aracı haline dönüşür. Her şeyi kendi benliğine hizmet eden bir vasıta olarak düşünür. Bu da insanı egoist ve hedonist (Hayatın gayesini hazcılık olarak görenler) yapar. Yani, insanı  bencil ve zevkperest yapar.

İnsanın yapmış olduğu bütün zulüm ve ahlaksızlıklarının temelinde insanın kendisini unutması ve gayesiz kalması vardır. Unutmak, burada gaflet ve hedefsizlik anlamındadır. Yani insanın asıl gayesi ve hedefi ibadet ve  kulluk iken, bunu inkar ve gaflet ile unutup, başka şeylere yöneldiği için zalim ve cahil unvanına liyakat kesp etmiştir.

İnsanın gaye ve hedefi iman ve ibadettir. Bu ikisi olmaz ise, yerine muzır ve şerli şeyler geçer ve en sonunda insanı yutup cehenneme yuvarlandırır. İnsanın zihni ve kalbi, boşluk kaldırmaz, mutlaka bir şeyle dolar, hak veya batıl fark etmez.

(1) bk. Mektubat, Hakikat Çekirdekleri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Tulûât | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3393 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
S - Âlem-i İslâmdaki ihtilâfı tâdil edecek çare nedir? C - Evvelâ: Müttefekun aleyh olan makasıd-ı âliyeye nazar etmektir. Çünkü, Allah’ımız bir, Peygamberimiz bir, Kur’ân’ımız bir... Zaruriyat-ı diniyede umumumuz müttefik... Zaruriyat-ı diniyeden başka olan teferruat veya tarz-ı telâkki veya tarik-i tefehhümdeki tefavüt, bu ittihad ve vahdeti sarsamaz, râcih de gelemez. El-hubbu fillâh düstur tutulsa, aşk-ı hakikat harekâtımızda hâkim olsa—ki zaman dahi pek çok yardım ediyor-o ihtilâfat sahih bir mecrâya sevk edilebilir. Esefâ, gaye-i hayalden tenâsi veya nisyan olmakla, ezhan ene’lere dönüp etrafında gezerler. İşte gaye-i hayal, maksad-ı âli bütün vuzuhuyla meydana atılmıştır." burdaki gaye-i hayal ve yüksek maksat nedir. vuzuh buldu deniyor sanki. islamdaki ihtilaf dereken burda şiilerle olan ihtilafın çözümüde varmı.... Zaruriyat-ı diniyede umumumuz müttefik... deniyor bu ehli sünnet içindeki ihtilafların çözümümü. şiilerle çözüm nasıldır risale-i nurda üstad nasıl anlatmış.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Ümmet arasında ki ihtilaf esasta değil teferruattadır öyle ise esas üzerinde birlik tesis edilebilir. Medarı-ı ihtilaf olan teferruatı niza konusu haline getirmemek gerekiyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
ŞİİLERLEDE TEFERUATTAMIDIR.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
VEYA ESASTAN ANA MAKSATTAN KAYMAYA YOL AÇTIĞINDA TERKEDİLMESİ GEREKEN TENKİD EDİLMESİ GEREKEN BİR YOL DEĞİLMİDİR.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Hangi halife daha faziletlidir konusu teferruattır. Yeter ki esastan sapmasınlar esası inkar edenle ittifak zaten olmaz.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Halifenin faziletinde değiller diğer halifelere küfür ettikleri söyleniyor şiilerin itikatları tammı diyorsunuz
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Şianın tamamı diğer üç halifeye küfretmiyor. Sadece Şia içinde bir takım müfrit ya da gulat-ı Şia denilen gurup küfrediyor ki bunlar zaten dinin esasını da inkar ediyorlar. Ki bunlar Şia içinde marjinal ve azınlıktadır. İmanın altı esasını inkar etmiyor ama Ehlisünnete muhalefet ediyor ise bunlara imansız diyemeyiz.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mollakafası

Hayal farklı hakikat farklıdır. İnsanın vazifesi asliyesi İman ve Ubudiyettir. Ubudiyetde Allah'a abd olmakla yani itaat etmekle , onun rızası doğrultusunda hareket  etmekle, nimetin ondan olduğunu bilip şükretmekle ve nimeti onun iman nuruyla bizlere gösterdiği rüchan olan yolda kullanmayı kabul etmekle olur. Nimetlerlerden biri de hayal nimetidir. Bunun da şükrü belki ibadeti gayesinin olmasıyladır. Her müslümanın da imanı ve istidadı ölçüsünde bir gaye i hayali olur ve iman tekamül ettikçe yahut imanın tesiri tekamül ettikçe bu değişir. Eski Said'in gaye i hayali ile yeni Said'inki bir değil fakat ikisi de Allah rızası için. Bizde de bu şekilde. Bir gaye i hayalimiz olmalı. Bu gaye i hayal ehak olmasa da olması ehak. Gaye i hayalimiz de hayalin rızkı gibiyse bunu nasip edecek Allah'tır. O(c.c) Rezzaktır. Hidayeti ancak Allah nasip eder. Allah bizlere dünyada ve ahirette iyilik ve güzellik nasip etsin.   ***Yanlış bildiğimbir şey varsa öğretirseniz sevinirim.***

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Gayet güzel izah edilmiş.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mollakafası

Tabi gaye i hayal hakikat olmalı. Hayali hakikatle meşgul etmeli, hakikat yolunda kullanmalı ki hayalat hakikati seddetmesin. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...