Block title
Block content

"Eski hâl muhal; ya yeni hâl veya izmihlâl..." izah eder misiniz; "yeni hâl"den kasıt neler olabilir, günümüze yansımaları nelerdir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“İşte eski hâl muhal, ya yeni hâl veya izmihlal.”

Eski hâl saltanat ve otoriter yönetim şekilleridir. Üstadımız, bu yönetim şekillerinin artık bu asırda geçerli olmayacağını açık bir dil ile ifade etmekte.

Yeni hâl ise, cumhuriyet ve demokratik yönetim şeklidir. Ki bu asırda artık bunun dışında bir rejim aramak safsata ve izmihlal olacaktır.

İzmihlal kelime olarak bozulup gitmek, perişan olmak, yok olmak, görünmez hâle gelmek gibi anlamlara geliyor. Otoriter ve diktatör rejimlerle yönetilen İslam aleminin perişan ve görünmez (Müslümanların siyasi ve askeri açıdan etkisiz olması) hâli buna şahittir.

"Meşrutiyet (demokrasi) ve kanun-u esasî işittiğiniz mesele ise, hakikî adalet ve meşveret-i şer'iyeden ibarettir; hüsn-ü telâkki ediniz. Muhafazasına çalışınız. Zira dünyevî saadetimiz Meşrutiyettedir. Ve istibdattan herkesten ziyade biz zarardîdeyiz..."

"ÜÇÜNCÜ CİNAYET: (...) İstibdat, zulüm ve tahakkümdür. Meşrutiyet, adalet ve şeriattır. Padişah, Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa, Peygambere tâbi olmayıp zulmedenler, padişah da olsalar haydutturlar."(1) 

"'Cumhuriyet hakkında fikrin nedir?' sualine cevaben, 'Eskişehir Mahkeme Reisinden başka, daha sizler dünyaya gelmeden benim dindar bir cumhuriyetçi olduğumu elinizdeki tarihçe-i hayatım ispat eder.' diyerek yukarıda zikredilen karınca hâdisesini anlatır ve şöyle der:

"Hulefa-yı Raşidîn herbiri hem halife, hem reis-i cumhur idi. Sıddık-ı Ekber, Aşere-i Mübeşşereye ve Sahabe-i Kirama elbette reis-i cumhur hükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resim değil, belki hakikat-i adaleti ve hürriyet-i şer'iyeyi taşıyan mânâ-yı dindar cumhuriyetin reisleri idiler."(2) 

Hilafetin bir ruhu bir de cesedi var; malum ruh baki ceset ise fanidir. Bu anlamda bir Müslümanın hilafetin ruhuna karşı olması mümkün değildir. Ama hilafetin şekli ve cesedi her dönemin şartlarına ve her çağın konjonktürüne göre değişir ve değişmek zorundadır. Hilafet eskiden saltanat rejimi ile kaim idi, şimdi ise cumhuriyet ve demokrasi ile kaim olmak lazımdır. Yoksa hilafetin manası eskiyip yok olmaz... 

Dipnotlar:

(1) bk. Dinan-ı Harb-i Örfi, İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi.

(2) bk. Tarihçe-i Hayat, Denizli Hayatı.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

erciyesartus
Yeni hal Cumhuriyetdir yoksa demokrasi değil.demokrasi islama ters düşer.demokrasi ve cumhuriyet farklı şeylerdir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Demokrasi cumhuriyetin mütekamil halidir. Asıl otoriter rejimler İslam ve insanlık dışıdır. Demokrasi insanlığın tecrübe ve deneyim ile keşfettiği en mükemmel yaşam biçimidir ve ana esasları Kur'an'ın şura ve meşveret esasına dayanır.

Bütün fıkıh kitaplarını incelediğimizde İslam'ın bize belli bir yönetim şeklini emretmediğini sadece bazı ilkelerine vurgu yaptığını görürüz. Bu ilkeler de şura ve meşveret esaslarıdır.

Cumhuriyet yönetimin şekli ve biçimidir demokrasi ise ruhudur. Demokrasinin ana ilkeleri ise eşitlik, özgürlükler, hesap verebilirlik, şeffaf yönetim, hoşgörü, azınlık hakları, hukukun üstünlüğü ve basın hürriyeti gibi şeylerdir.

Dünya üzerinde adı cumhuriyet olup da bu kavramların hiç olmadığı bir dolu yönetim şekilleri mevcut. Yani cumhuriyet ile demokrasi iç içe olmadı mı o cumhuriyetten hayır çıkmaz. Cumhuriyet demokratik kültür ile anlam kazanır. Yoksa isimde ve resimde cumhuriyet olup özünde diktatör olmak bir halta yaramaz ve yaramadığını da görüyoruz.    

Demokrasiyi İslam dışı görmek tam bir cehalet ve bağnazlıktır. Demokrasiye genelde şiddete meyilli terör örgütleri karşı çıkmakta El kaide ve İşid gibi. Neo-selef yapılanmaların tamamının demokrasi düşmanı olması da manidardır.

Risale-i Nurun çok yerlerinde demokrasi övülmekte ve desteklenmektedir.

İşte, ey adalet-i hakikiyenin mümessilleri sıfatıyla hukuk-u umumiyeyi ve haysiyet-i milliyeyi muhafaza eden hâkimler! Gençlik Rehberi'nin imanî dersleri ve ahlâkî telkinleri, ehl-i vukuf raporundaki gibi bir suç mevzuu olarak kabul ediliyorsa, bu müellifi bu büyük hizmetinden dolayı mes'ul tutuluyorsa, eğer öyleyse, o zaman yukarıda arz ettiğimiz bu millete, bin yıllık tarihine, an'anesine idarî ve örfî kanunlarına, bu milletin ebedî medâr-ı iftiharı olmuş mukaddes dinine, mukaddes İslâmiyet hakikatlerine, kudsî Kur'ân derslerine ve o kudsî hakikatlere sarılarak İslâmî medeniyeti kemâl-i şâşaa ile dünyaya ilân eden bir aziz ecdada ve onların haysiyetine, hukukuna, mâneviyatına savrulan tahkir ve tezyifleri, indirilen darbeleri ve söylenen iğrenç iftiraları kabul etmeniz lâzımdır. Bu büyük, mânevî cinayetleri hoş görüp kabul etmekle, ismî ehl-i vukufların, suç isnad ettikleri Gençlik Rehberi suç sayılabilir. Ve ancak o cihetle müellifi mahkûm ve Rehberi neşreden talebeleri muahaze olunabilir. Yoksa, adalet-i kanun ve hürriyet-i fikir ve vicdan düsturuyla mahkûmiyeti ve muhakemesi mümkün değildir. Hürriyet-i fikir ve hürriyet-i vicdan düsturunu en geniş mânâsıyla tatbik eden cumhuriyet idaresinin demokrasi kanunlarıyla asla kabil-i telif değildir. Emirdağ Lâhikası (2)

İşte demokrasi ve cumhuriyetin tarifi: Yoksa, adalet-i kanun ve hürriyet-i fikir ve vicdan düsturuyla mahkûmiyeti ve muhakemesi mümkün değildir. Hürriyet-i fikir ve hürriyet-i vicdan düsturunu en geniş mânâsıyla tatbik eden cumhuriyet idaresinin demokrasi kanunlarıyla asla kabil-i telif değildir.

Hususan oradaki eski tahribatı tamirata başlayan hakikî vatanperverler olan Demokrat namında hamiyetli Ahrarlar, yani hürriyetperverler, Nur ve Nurcuları takdir etmelerine çok minnettarım. Onların muvaffakiyetine çok dua ediyorum. İnşaallah, o Ahrarlar istibdad-ı mutlakı kaldırıp tam bir hürriyet-i şer'iyeye vesile olacaklar. Emirdağ Lâhikası (2

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
erciyesartus
Üstad Türkiye'deki demokrasi ismiyle yazılmış kanunlardan bahsediyor yoksa demokrasiyi övmüyor.yani kanunlarınızla bile bağdaşmaz diyor.demokrasi cumhuriyetin gelişmiş hali değildir.cumhuriyet idare biçimidir demokrasi ise kanunların halk tarafından temsilciler veya doğrudan yapılmasıdır.islam cumhuriyeti,sovyet cumhuriyeti vs gibi kullanılabilir ama demokrasi cumhuriyeti kelimesi kullanılmaz.cumhuriyet ve demokrasi birbirinin muadili değil farklı olgulardır.demokrasi cumhuriyetin daha kamil şekli değil farklı bir olgudur.krallık,diktatörlük,cumhuriyet birbirinin yerine geçen sistemlerdir ama demokrasi kanun yapmada ki yöntemdir.Üstad cumhuriyeti övmüştür ama demokrasiyi değil
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
erciyesartus
Önceki yorumuma ilaveten somut örnekler eklemek istiyorum.İslam cumhuriyeti,sosyalist cumhuriyet,demokratik cumhuriyet tamlamaları bize cumhuriyet ile demokrasinin farklı olgular olduğunu gösterir.Meşveret ve şura cumhuriyetde vardır ve halk idareleri seçimle kontrol eder.Demokrasideki meşveretde kanun yapmada sadece halkın görüşü alınır yani vahiy kaynaklı değildir.Halk kendi kültürüne veya maniplasyon kuvveti daha fazla olana göre kanun yapar,ama şeri cumhuriyetde halk kanunları değil kanunların uygulanışını denetler.Azınlıkların ezilme ihtimali demokratik cumhuriyetde vardır ama şer'i cumhuriyetde haklar hakkı olana azınlık olsun,aciz olsun fark etmez Allah-u tealanın vahyi ile tesbit edilmoş kanunlar tarafından verilecek şekilde olur.sosyalist demokrasi olmaz.islamik demokrasi olmaz çünkü demokrasi kanunların ruhudur,idare seçme şekli değildir.Üstad hiçbir zaman demokrasiyi övmemiştir.emirdağ lahikasında Türkiye'nin iddia ettiği demokrasi ile yaptıklarınız bağdaşmaz diyor.eski yani üstadımız hattayken var olan risale nüshalarında demokrasiyi takdir ettiği yerler yoktur çünkü risale-i nurların ruhuna aykırıdır.ilayı kelimetullah davasındaki risalei nur ile radikalleri karıştırmamak gerekir.hepimiz şehadet getiriyoruz diye tüm şehadet getiren grupların islam düşmanlarına maşalığını takdir ettiğimiz iddia edilemez.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

"Her hükümette muhalifler bulunur. Asayişe, emniyete ilişmemek şartıyla herkes vicdaniyle kalbiyle kabul ettiği bir metodu, bir fikri ile mes'ul olmaz."

Burada özellikleri sıralanan yönetim, tam anlamıyla demokratik bir yönetimdir. Zira Cumhuriyet tek başına bunları sağlamaz. Cumhuriyet daha çok devletin kim tarafından idare edileceği ile ilgilidir. Nasıl idare edilmesi gerektiği o cumhuriyetin vasıfları ile ilgilidir. Bugün yeryüzünde ismen Cumhuriyet olduğu halde yönetimleri son derecede totaliter olan bir yığın ülke vardır. Öte yandan monarşi veya meşruti monarşi ile idare edilip de demokrasinin, insan hak ve hürriyetlerinin, din ve vicdan hürriyetinin en kamil manada yaşandığı ülkeler vardır. İngiltere cumhuriyet değil monarşidir ama demokratik değerler ile yönetildiği için demokrasinin beşiği olarak kabul edilir.

Üstadımız, demokrasilerdeki çoğulculuğu, cumhuriyetin de olmazsa olmaz vasfı kabul eder. "Dünyada hiçbir hükümet var mıdır ki, bütün, bir tek kanaat-ı siyasiyede bulunsun?"  sorusunu mahkeme heyetine soran müellif, başkasının hürriyetine ilişmemek şartıyla hiçbir görüş ve kanaatın   ifade edilmesine, yazılmasına engel olunmayacağını beyan eder.

Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet  politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Devleti yönetme şeklidir. Her ülke veya toplum kendi kalıplarına ve kendi örfüne göre demokrasiyi tarif edip şekillendirmiştir. Onun için tek kalıp tek tip demokrasiden bahsedilemez acaba hangi demokrasi modeli İslam ile çelişir bunu  tek tek incelemek gerekir. Bütünüyle bir modeli demokrasi olarak esas alıp buna İslam dışı demek çok yanlış ve hatalı olur.

Her ideoloji kendi fikriyatına uygun bir demokrasi kalıbı ve şekli oluşturmuştur. Ana hatları ile Liberal demokrasi, Komünist demokrasi, Muhafazakar demokrasi, Faşist demokrasi, Anarşist demokrasi gibi bir çok kalıplar vardır. Belki bu kalıplardan bir çoğu İslam’ın ruhu ve esası ile bağdaşmaz ona tatbik edilemez. Ama genel ve çatı demokrasinin İslam ile çelişen ve çakışan bir noktası yoktur. Demokrasi bu zamanın ilcaat ve gereklerine en uygun ve insanlığın tecrübe ile bulabildiği en gelişmiş bir yönetim rejimidir. Bu rejimi İslam’a uyarlayıp İslam’ın fazilet ve adaleti ile beslersek ortaya mükemmel bir yönetim modeli çıkar. Kanunlarda İslam’a uygun kanunlar olur.

İslam ve demokrasi  ile yönetilen bir ülkede İslam’ın temel ilkeleri seçim konusu yapılamaz bu batı demokrasisinde bile böyledir. Yani insanların inanç ve ibadet özgürlüğüne kimse müdahale edemez. Mesela meclis kalkıp Cuma namazını yasaklayan bir kanun çıkaramaz bu temel insan haklarına aykırıdır. Böyle bir uygulama da zaten demokratik değil diktatörlük olur.

Netice itibariyle, Üstadımız, ömrü boyunca insan hak ve hürriyetlerini üstün tutan, din ve vicdan hürriyetine mutlak manada saygılı, bireyin hakkını devlete teslim etmeyen, çoğulcu, meşverete dayalı bir devlet anlayışını müdafaa etmiştir zaten demokrasi de budur. İsmi ne olursa olsun, kendi tabiriyle "manasız isim ve merasime" değil, bizzat uygulamaya önem vermiştir. Meşrutiyeti ve Cumhuriyeti bunun için övmüş ve bu rejimleri mutlaka demokratik sıfatları ile birlikte düşünmüştür. Bu rejimler isimleri ile müsemma olmadıkları zaman da onları acımadan eleştirmiştir.

Onun, başından vefat ettiği güne kadar Demokrat Partisi'ni açıkça desteklemesi, dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakanı Adnan Menderes'e mektuplar yazarak hem sempatisini ifade etmesi hem de bazı uyarılarda bulunması, demokrasiye olan sevgisinin açık bir tezahürüdür.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin, Cumhuriyetçi maskesi altında ülkede kurduğu totaliter yönetimden sonra Demokrat Parti'nin ismine yakışır icraatlarda bulunarak geniş hak kitlelerine değer vermesi, halkın inançlarına saygılı olması, vatandaşların cumhuriyet rejimi altında ancak kendi inançları doğrultusunda yaşamalarına müsaade etmesi, Üstadımızın bu partiyi desteklemesini sağlamıştır.

Demokrat Partisi döneminde de Üstad ve talebelerine devlet eliyle haksızlık yapılmasına rağmen onlar bu Parti'den desteklerini çekmemiş, yapılanların CHP zihniyetindeki bazı memurların dindarları Demokrat Parti'nin aleyhine geçirmek için art niyetli, keyfi tasarruflarından kaynaklandığını belirtmişlerdir.

Kafamız hiç çalışmıyorsa şuna bakabiliriz batı ülkeleri demokrasi ile neredeler İslam ülkeleri baskıcı rejimler ile neredeler.

İslam ülkelerinde gelir adaletsizliği, hukuksuzluk ve keyfilik, terör ve karmaşa, yapısal bozukluklar, egosantrik ve narsist diktatörler, üreten değil tüketen bir ekonomik yapı, bağnazlık ve eğitimsizlik, şehirlerin rast gele inşa edilmesi ve trafik sorunları ve kazada ölenlerin çok yüksek olması vesaire sorunlar yumağı.

Oysa batı ülkelerinde durum aksine olarak bütün sorunlar minimize edilmiş. Batı ülkelerin bu seviyede olmaların da iki önemli faktör var. Birisi demokrasi diğeri ise tekvini şeriata sımsıkı sarılmalarıdır. Kendimizi kandırmanın bir alemi yok İslam ülkelerinin çamura yatmasında iki sebep var birisi istibdat yani ant-i demokratik rejimler diğeri ise Kur’an ve sünnet ahlakının terk edilmesidir.    

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...