"Esmâ-i İlâhiyedeki cemâl ve kemâl hazinelerini lisan-ı Kur’ân ile açmıştır. Hem kâinatın âyât-ı tekviniyesinin, Sâniinin kemâline delâletlerini parlak ve kat’î bir surette lisan-ı Kur’ân’la beyan ediyor." Bu âyetler hangileridir, misal verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem esmâ-i İlâhiyedeki cemâl ve kemâl hazinelerini lisan-ı Kur’ân ile açmıştır."

"Hem kâinatın âyât-ı tekviniyesinin, Sâniinin kemâline delâletlerini parlak ve kat’î bir surette lisan-ı Kur’ân’la beyan ediyor."(1)

Kur’an Allah’ın ezelî ilminden süzülüp gelen bir vahiydir. Allah hakkında insan aklı tek başına kifayetsizdir, bunun en büyük şahidi felsefenin Allah’ı ve sıfatlarını hakkı ile bilememesidir. Felsefenin en büyük dâhilerinden olan Aristo Allah’ın varlığını anlamakta güçlük çekmiş, onu sadece ilk sebep olarak görebilmiştir. Hâlbuki Kur’an Allah hakkında tam bir marifet menbaıdır.

Daire-i ahiret, cennet ve cehennemi de içine alan ve insanın aklı ile keşfedemeyeceği gaybî âlemlerdir ki, bu âlemler insan için derin ve gizlidirler. İnsan sadece aklı ile bu âlemler hakkında fikir edinemez, izahta bulunamaz. İnsan aklı kabrin beri tarafında kalır, ama ötesinde nelerin olup bittiğini göremez. Kabrin arkasını ancak vahyin ışığı ile görebilir ki, vahyin ışığı ile bakıldığında kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.

Netice olarak, Kur’an Allah’ın ezelî ilminden tereşşuh edip gelen ve her şeyin hakikatine ve esasına nüfuz eden yegâne kitap olup, insanlığın en sadık ve en müstakim rehberidir.

Kur’an, Allah’ın isim ve sıfatlarını insanlığa talim ettiriyor.

Risale-i Nur’un getirmiş olduğu bakış açısına göre, Kur’an-ı Hakîmin kâinattan ve mevcudattan bahsetmesi, Cenab-ı Hakk'ın zât, sıfat ve esması içindir. Kur’an, mevcudata kendileri için değil, yaratıcılarına delil olmaları cihetinden kıymet vermiştir.

Kâinatı ve mevcudatı kıymetli kılan ise, Cenab-ı Hakk’ın esmasının tecellileri olmasıdır. Kur’an’ın esas gayelerinden biri de kâinat sadefinde saklı esmâ-i hüsnâ definelerini açığa çıkarmak ve keşfetmektir.

Risale-i Nur’da Kur’an-ı Kerim’i tarif eden en veciz cümlelerden biri olarak “Zeminde ve gökte gizli Esma-i İlahiyenin manevî hazinelerinin keşşafı” ifadesinin yer alışı bu nokta-i nazardan çok mânalı bir tercihtir.

Risale-i Nur’da Kur’an’ın i’cazı sadedinde öne çıkarılan vecihlerden biri, âyetlerin esmâ ile sona erdirilmesidir. Yirmi Beşinci Söz’de yirmi sayfalık bir bölümde “Meziyet-i Cezalet” ya da “Nükte-i Belağat” alt başlıklarıyla Kur’an’daki bir kısım âyetlerin esmâ-i hüsna ile hatime verilmesi hakikati tefsir edilmiştir.

Üstad Hazretleri âyetlerin esmâ ile hatimesinde on farklı durumun olduğuna dikkat çekmiştir; meâlen arzediyoruz:

Birincisi, Cenab-ı Hakk’ın çok geniş zaman diliminde cereyan eden fiillerini ve eserlerini, insanın nazarına bast edip sermesi ve o icraatından esmâ-i İlahiye’yi istihraç etmesidir.

İkincisi, mensucat misali, san’at eserlerini aklın nazarına açıp göstermesi ve sonra o mensucatın tezgâhı ve menbaı olarak esmâ-i hüsnâya nazarları tevcih etmesidir.

Üçüncüsü, Cenab-ı Hakk’ın fiillerini tafsilli bir şekilde anlatarak, ikna yolu açıldıktan sonra esmasını zikredip hakikatin özünü, icmal ile ezberletmesidir.

Dördüncüsü, kudret ayetleri olan mahlûkattan Kur’an öyle bahseder ve onlara öyle bir şeffafiyet kazandırır ki, onların arkasında tecelli eden esmâ-i İlahiye’yi gösterir.

Beşincisi, bazen küçük bir hâdiseden bahseder, fakat onun içinde tüm insanlığı alâkadar küllî kaideyi ve hakikati göstermek için küllî esmâ ile bağlayıp tefekküre ve ibrete teşvik eder.

Altıncısı, kesretin en geniş dairelerinden bahsettikten sonra Esma ile hatime vererek vahdet bağını kurar, birleştirir.

Yedincisi, sebepler ile neticeler arasındaki mesafeyi gökle yer kadar ayırır ve o uzak mesafede esmâ-i hüsnânın güneş gibi doğuşunu seyrettirir.

Sekizincisi, Cenab-ı Hakk’ın ahiretteki harika fiillerini ve esmasının tecellilerini akla kabul ettirmek için, dünyada onlara benzer acaib icraatından bahseder yâ da ahiretteki tecellilerini öyle bir tarzda anlatır ki, dünyadaki pek çok benzerlerini hatırlatmakla kanaat verir, ikna eder.

Dokuzuncusu, en cüz’î hâdiselerde esmâ-i İlahiyenin tecellisine ve ilahî tasarrufa dikkat çekerek, kâinatta hiçbir şeyin Cenab-ı Hakk’ın iradesi dışında kalmayacağını ders verir.

Onuncusu ise, insanın isyankârane amellerini zikreder ve şiddetli tehdit eder; fakat ümitsizliğe düşürmemek için rahmeti hatırlatan esmâ-i hüsnâ ile hâtime verir.

"En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin."(A'raf, 7/180)

"Allah O'dur ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundurç" (Tâhâ, 20/8)

"De ki: İster 'Allah' diye dua edin, ister 'Rahman' deyin, hangisini deseniz, en güzel isimler hep O'nundur." (İsra, 17/110)

"Rabbin seni böylece seçkin kılacak, sana rüya tabirini öğretecek ve bundan önce ataların İbrahim ve İshak üzerine peygamberlik nimetini tamamladığı gibi, senin ve Yakuboğullarının üzerine de nimetini tamamlayacaktır. Muhakkak ki senin Rabbin Alîm ve Hakîmdir." (Yûsuf, 12/6)

"Âdem'e bütün isimleri öğrettikten sonra eşyayı meleklere gösterdi. 'Eğer iddianızda doğru iseniz, bunların isimlerini Bana söyleyin.' buyurdu. Melekler 'Seni her türlü noksandan tenzih ederiz, senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Alîm ve Hakîm olan sensin.' dediler. "(Bakara, 2/31-32)

"İnsan, yediklerine bir baksın. Biz suyu bol bol indirdik. Toprağı yardıkça yardık. Ondan daneler, üzümler, sebzeler, zeytinlikler, hurmalıklar, bol ağaçlı bahçeler, çeşit çeşit meyveler ve otlar bitirdik, size ve hayvanlarınıza rızık olsun diye." (Abese, 80/24-32)

" Allah’a kavuşmayı umanlara gelince, şu bir gerçek ki, Allah’ın belirlediği vakit mutlaka gelecektir. O, Semî’dir, Alîm’dir. " (Kasas, 28/5)

" Müminler o insanlardır ki, Allah’a ve O’ nun Resulüne inanırlar. Resulle beraber, ortaklaşa bir iş üzerinde bulundukları zaman, ondan izin almadan çekip gitmezler. O senden izin isteyenler var ya, onlar Allah’a ve O’ nun Resulüne iman edenlerdir. Bazı uğraşları için senden izin istediklerinde, onlardan dilediğine izin ver ve kendileri için af dile. Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir. " (Furkan, 25/62)

" Andolsun ki biz Lokman’a şu yolda hikmet verdik: 'Allah’a şükret.' Şükreden kendi lehine şükreder. Nankörlük edense şunu bilmeli: Allah, Ganî’dir, Hamîd’dir." (Lokman, 31/12)

" Evvel O’ dur, Âhir O, Zahir O’ dur, Bâtın O!.. O her şeyi hakkıyla bilir." (Hadid, 57/3)

Bunlar gibi yüzlerce âyette, Allah’ın hem kemal ve cemaline hem de marifetine dair deliller sıralandıktan sonra bir iki isim ile hülasa edilmektedir.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup'un İkinci Zeyli.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

merkezsener
KÜLLİ UBUDİYETİYLE RUBUBİYETİ İLAHİYE MAHİYETİ CAMİİYETİ İLE BÜTÜN ESMAI İLAHİYEYE MAZHARI ETEMM PLMUŞTUR DAKİ: KÜLLİ UBUDİYET VE MAHİYETİ CAMİYET KELİMELERİNİ AÇARMISINIZ.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Külli ubudiyet insanın Allah'ın bütün isim ve sıfatlarını tadıp tartarak ibadet edebilmesidir. Mahiyet-i camiyet ise insanın bütün isim ve sıfatları tadıp tartacak donanıma sahip olmasıdır.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...