Block title
Block content

Etrafımızda görmüş olduğumuz cansız maddelerin, cisimlerin bir maneviyatı veya duygusu var mı? Bu soruyu sormamın sebebi, Peygamber Efendimizin sırtını dayamış olduğu hurma kütüğünün ağlaması gibi daha birçok hadisedir.

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Muazzez Üstadımıza göre cansız hiçbir şey yoktur. Hareketi olan her şeyin, mahiyeti icabı, kendine göre basit veya mükemmel bir hayatı vardır. Hayatları olanların mutlaka ruhları da vardır. Fakat ruhun varlığı nebatattan sonra, hayvanlardan itibaren başlar. İnsanlarda kemal noktasını bulur. Nebatata kadar olan cansızlarda ve cemadatta ise; basit bir hayat mertebesi vardır, ruhları yoktur.

Sünuhat'ta Üstadımız;

“Küremiz hayvana benziyor, asarı hayat gösteriyor. ...  Hayatı varsa ruhuda vardır."(1)

diyor. Buradaki ruh cemadatta tecelli eden esma-i hüsna anlamınadır. Alem insan kadar küçülse, bir çeşit canlı yumağı olacağı gibi; bir insan da alem kadar büyüse; o da cansız, camid ve hantal gibi görünecektir.

Atomlar hareketli olduğundan, kendilerine ait basit bir hayat mertebesi vardır. Ancak zevk, neşe ve keyif hususunda özellikleri yoktur. Bütün özellikleri onlarda tecelli eden Allah’ın isimlerine aittir.

Lemaat'ta ise Üstadımız şöyle buyuruyor. “Bence küre hayvandır.” yani canlıdır. “başkaların zannınca meyyit olan küreyi” cümlesinde de dünyayı ölü kabul etmiyor. Kıyameti de kâinatın ve dünyanın ölümü olarak telakki ediyor.

İşte Ayet-i Kerime'de ifade edilen, semanın kafirlerin üzerine ağlamaması ve müminlerin üzerine ağlaması da yukarıda ifade edilen manalar açısından değerlendirilebilir. Çünkü, kâfir kâinatı küfrüyle tahkir ettiğinden ve Mümin imanıyla kâinatın ehemmiyetini tasdik ettiğinden, elbette bir nevi hayatı ve ruhu ve hissiyatı olan semayı, onlar hakkında ağlama veya ağlamama suretiyle harekete getirecektir.

Peygamberimiz (a.s.m)'ın ayrılığından ağlayan, kuru direk ise, yine bir nevi hayat ve hissiyatı olan odunun, nasıl bir hissiyat taşıdığını bir peygamber mucizesiyle ortaya koymaktadır.

(1) bk. Sünuhat, Unsuriyetin Hikmeti.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

ustadım

Yalnız yukarda bir çelişki söz konusu gibime geldi, şöyle ki; ilk paragrafda hayatları olanların mutlaka ruhları da vardır diyoruz, sonra da ruhun varlığı hayvandan itibaren başlar dolayısıyla nebatata kadar olan (nebatat da dahil) cansız maddelerin ruhları yoktur diyoruz. Halbuki biyolojik olarak bitkiler de canlılar sınıfına girer, yani hayat sahibidir. Onların da ruhları olması gerekmez mi? Acaba ruh varlık olarak mevcut değil de başka türlü olarak mı var? Bir de bir soru daha kafama takıldı, şöyle ki; madem cansız bir şey yok, o zaman bir şeyin cansız olması ya da bir şeye cansız diyebilmemiz için onda ne gibi özelliklerin olması gerekir ki cansız olsun, dolayısıyla insanın aklına hayat nedir sorusu tekrar canlanıyor, HAYAT nedir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (burhan)

Yukarıda anlatmaya çalıştığımız konuda hayat ve ruh meselesi bir nebze bahsedilmişti. Hayatı olanın elbette ruhu vardır ifadesinde geçen ruh kelimesinin anlamının Esma-i İlahiye olduğu da vurgulanmıştı. Yani her hayatı olanın, insan ve hayvan ruhu gibi teşekküllü ruhu olması anlamında anlaşılmamalıdır.
Sunuhatta Üstadımız; “Küremiz hayvana benziyor, asarı hayat gösteriyor, hayatı varsa ruhuda vardır" diyor. Buradaki ruh cemadatta tecelli eden esma-i hüsna anlamınadır. Alem insan kadar küçülse, bir çeşit canlı yumağı olacağı gibi; bir insan da alem kadar büyüse; o da cansız, camid ve hantal gibi görünecektir.
Atomlar hareketli olduğundan, kendilerine ait basit bir hayat mertebesi vardır. Ancak zevk, neşe ve keyif hususunda özellikleri yoktur. Bütün özellikleri onlarda tecelli eden Allah’ın isimlerine aittir.
İlave bilgi için tıklayınız:  HAYAT  ÜZERİNE.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
bakiduman

Sevğili kardeşim, cansız olan mevcudatın hayattar olmasından kasdedilen esma-i ilahiyye olmasından ziyade, bence onlara nezaret eden meleklerdir. Hadiste geçen -kırk bin başlı melek- meselesinde Üstadımız, o ağaçta tecelli eden esmayı okuyup anlayacak ve onun yaptığı şuursuz ibadetleri şuurkârane derğâhı ilahiyyeye takdim edecek, hikmeten zihayat ve zişuur bir mahluk bulunması gerektiğini ve o mahlukun da melaikeler olduğu ve alemi misalde sureten o ağaca benzediği vurgulanmaktadır. Ayrıca yağmura nezaret eden melek, güneşe nezaret eden melekle bir değildir, meselesinde de meleklerin sureten ve büyüklük küçüklük bakımından bir olmadıklarını ve her bir şeye nezaret eden ve o cemadatın ruhu hükmünde bulunan ve onda tecelli eden esmayı okuyup anlayan ve o cemadatın veya nebadatın şuursuzca yaptığı ibbadetleri derğah-ı ilahiyyeye şuurkârane takdim eden zihayat ve zişuur mahluklar bulunduğunu anlıyoruz. Bu yüzden meclisi Vebevi'de ağlayan ve Peygamber Efendimizle (sas) konuşan kütükten kasdedilen, kütüğün zatı değil aslında, ona nezaret eden melek-i müekkeldir. saygılarımla..

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
ustadım
o zaman şöyle bir açılımda bulunabilirmiiyiz?efendimiz (sas)'in elinde zikr eden taşların da aslında ona nezaret eden melek,yanına çağırdığı ağacın konuşması aslında ona nezaret eden melek olduğunu söyleyebilirmiyiz_?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
bakiduman
sevgili kardeşim,mesnevide geçen şu cümle, Ve keza o habbe-i kalb için, pek çok hizmetçi vardır ki, o hâdimler kalbin hayatıyla hayat bulup inbisat ederlerse, kocaman kâinat onlara tenezzüh ve seyrangâh olur. Hattâ kalbin hâdimlerinden bulunan hayal -meselâ- en zaîf, en kıymetsiz iken, hapiste ve zindanda kayıdlı olan sahibini bütün dünyada gezdirir, ferahlandırır. Ve şarkta namaz kılanın başını Hacer-ül Esved'in altına koydurur. Ve şehadetlerini Hacer-ül Esved'e muhafaza için tevdi ettirir.Burada şehadetlerin hacer-ül esvede muhavaza için tevdi edilmesinden kasdedilen taşın kendisi değil o mübarek taşa nezaret eden melek-i müekkeldir.Yoksa şuuru olmayan bir şeyi şuurkarene farz edip şehadetleri muhafaza ettiğini düşünmek yanlış olur.Bu melek inancı farklı dinlerde ve inançlarda da olmakla birlikte yanlış yorumlanmış.Dağın ruhu,denizin ruhu,ormanın ruhu demişlerdir.oysa şuuru,aklı olmayan bir şeyin ruhuda olamaz.İslamiyet bu fikirleri tashih edip düzeltmiş.Burada onların ruh dedikleri şeyin gerçekte zişuur mahluklar olan melaike olduğunu belirtmiştir.Kelam sıfatından gelen emirlere zişuur bir taife olan insan hamlelik yaptığı gibi irade sıfatından gelen emirlere(kanunlara)da yine zişuur bir bir ibad olan melaikelerin hamelelik yapması hikmeten gereklidir ve hem öyledir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
bakiduman
Yaptığım son yorumda yanlış bir cümle kullandım onu hemen düzeltmek istiyorum.Birşeyin şuuru ve aklı yoksa o şeyin ruhuda yoktur dedim.Bundan hayvanları kasdetmedim.Bitki ve cemadatı kasdettim.sayğılarımla.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...