Block title
Block content

"Evet, eğer kitaplar ve peygamberler olmazsa, o hayat-ı ezeliye bilinmez." Üstad, Maturidi'ye zıt düşmüyor mu? Sadece akıl ile Allah´ın bilinemeyeceğini belirtiyor. Sadece kainat kitabına muhatap olan insandan tevhid inancı beklenebilir mi?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ı bilmenin ve tanımanın çok şubeleri, çok mertebeleri, çok dereceleri vardır. Allah’ın sadece varlığını bilip, kainatta tedbir ve tasarrufunu inkar etmek ve rububiyet ve uluhiyetinin eserlerini ve ip uçlarını kainat üstünde okuyamamak da bir bilmektir, ama kafi bir bilmek ve tanımak değildir.

Halbuki Kur'an öyle bir marifet dersi veriyor ki, Allah’ın varlığının ve birliğinin yanında şuunatının, sıfatlarının ve isimlerinin kainattaki tecelli ve icraatlarını akla, kalbe ve hissiyatlara tesis ettirerek, dem ve damarlarına işlettiriyor. Her hadisede Allah’ın rububiyet ve uluhiyetini göstererek tam bir marifet dersi veriyor.

Ama aklı esas alan felsefe ise, Allah’ı sadece bir ilk sebep olarak görür, onun dışında kainatı ve içindeki icraatları sebeplere taksim eder. Allah’ın kainattaki rububiyetini, uluhiyetini, isim ve sıfatlarının tecelliyatlarını göremez ve inkar eder. Bu şekil bilmek ise Allah’ın istediği bir bilmek değildir. Yani akıl vahyin terbiye ve idaresi altına girmeden, hakiki ve tahkiki marifeti elde edemez. Buna şahit ise, akılda çok ileri giden felsefenin ve filozofların Allah hakkındaki marifetlerinin varlık boyutundan öteye geçememesidir. Halbuki Allah’ı bilmek, sadece varlığını ilk sebep olarak kabul edip, kainatı sebeplere taksim edip, kainatta rububiyet ve uluhiyetini inkar etmek değildir. Mesela aklı esas alıp, vahye yüz çeviren felsefenin, ukul-u aşere düşüncesi ne denli tevhitten uzak, şirke yakın ve Allah’ın marifetinden uzak olduğu, misal olarak gösterilebilir.

Yıldız böceği küçük ışıkçığına itimat edip, güneşin ışığına meydan okuduğu için, zifiri karanlığa mahkum olmuş. Bunun gibi, filozoflar da vahiy güneşine teslim olmayıp, kendi kafa fenerlerine itimat ettikleri için, kainat karanlığı içinde taklidi bir imanı zor elde etmişler. İbn-i Sina’nın, "Haşirde akıl ile gitmek imkansız, ama iman ile teslim oluruz." sözü salt aklın olayları anlamakta ne kadar aciz ve ihatasız olduğunu gösterir. Ama aklı vahyin teslimiyetine ve terbiyesine verdiğin zaman, şu kainatın en ince ve en müşkül meselelerini açan bir anahtar hükmüne geçer. Akıl o zaman kainatın ali ve yüksek bir mütefekkir nazırı olur.

Özet olarak, vahiyden uzak ve vahyin terbiyesine girmeyen salt ve soyut akıl Allah’ı kamil manada bilemez ve tahkiki bir marifete yetişemez. Bu sebeple akıl vahyin tedbir ve terbiyesine girip, onun dairesinde işlemesi gerekir. Yoksa şirk ve küfür bataklığında kaybolur gider. Tarihte sayısız dahi derecesinde filozoflar salt akılları ile kainatta boğulup, küfür ve şirk çukurundan kurtulamamışlar.

Burada, yıldız böceğinin küçük ışıkçığı ve kafa feneri tabirleri, vahyi inkar edip, sırf akıl ile doğruları aramaya çalışan felsefeyi, güneş ise vahyi temsil ediyor. 

İmam Maturidi, salt akıl ile hakiki ve tahkiki iman elde edilir demiyor, sadece onun varlığı bilinebilir diyor. Halbuki Allah’ı bilmek varlığını bilmenin gayrıdır. Bu yüzden Üstad Hazretleri ile aralarında herhangi  bir çelişki ve çatışma söz konusu değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...