"Evet, en büyük bir ağacın ruh programını, bir nokta gibi en küçük bir çekirdekte derc edip muhafaza eden Zât-ı Hakîm-i Hafîz, vefat edenlerin ruhlarını nasıl muhafaza eder, denilir mi?.." Devamıyla izahı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu paragrafta asıl vurgulanan nokta, "Bize göre daha ağır ve büyük işleri, rahatlıkla yapan bir zatın, bu işlerden daha hafif ve basit olan işleri yapabilir mi?" sorusunun ve endişesinin yersiz ve safsata olduğudur.

Koca ağacı inceltip program olarak küçük bir çekirdeğin içine sığıştıran bir kudrete, "vefat etmiş bir insanın ruhunu nasıl muhafaza edebilir" diye endişe etmek veya kuşkuya kapılmak, yersiz ve safsata bir şeydir.

Dünyayı sapan taşı gibi döndüren bir kudrete, bu dünyayı bozup dağıttıktan sonra, tekrar ikinci defa diriltip inşa edebilir mi, demek de makul değildir. Zira Allah, öldükten sonra dirilme provalarını gözümüz önünde sürekli yapıyor, özellikle bahar mevsiminde, haşrin milyonlarca örneklerini bize gösteriyor. Böyle bir zat, acaba kıyametten sonra haşri yapabilir mi, demek yersizdir, hamakattır.

Yoktan ordu oluşturmuş bir kumandana, istirahat için dağılmış taburu toplayabilir mi demek, mantık ve akıl ile bağdaşmaz. Aynı şekilde insanı yoktan ve hiçten var eden Allah hakkında, öldükten ve çürüdükten sonra, tekrar yeni bir ceset verebilir mi demek de, mantık ve akıl ile izah edilemez.

Bitkilerin ruhu ferdi değil nevidir. Mesela, elma türünün programı ve türsel DNA’sı bir nevi onların ruhu gibidir. Yoksa her bir elmanın ya da portakalın insan ve hayvanda olduğu gibi ayrı bir ruhu vardır denilmiyor.

Yani kanun-u teşekkül, program, DNA gibi fıtri özellikleri Üstadımız nebatatta kamusal bir ruh olarak değerlendiriyor. Yoksa her bir bitki ruh sahibidir, demiyor.

İfade şu şekilde geçmektedir:

"DÖRDÜNCÜ MENBA: Ruha bir derece müşabih ve ikisi de âlem-i emirden ve iradeden geldiklerinden masdar itibarıyla ruha bir derece muvafık, fakat yalnız vücud-u hissî olmayan nevilerde hükümran olan kavânîne dikkat edilse ve o namuslara bakılsa görünür ki, eğer o kanun-u emrî vücud-u haricî giyseydi, o nevilerin birer ruhu olurdu. Halbuki o kanun daima bâkidir. Daima müstemir, sabittir. Hiçbir tagayyürat ve inkılâbat, o kanunların vahdetine tesir etmez, bozmaz. Meselâ, bir incir ağacı ölse, dağılsa, onun ruhu hükmünde olan kanun-u teşekkülâtı, zerre gibi bir çekirdeğinde, ölmeyerek bâki kalır."

"İşte, madem en âdi ve zayıf emrî kanunlar dahi böyle beka ile devam ile alâkadardır. Elbette, ruh-u insanî, değil yalnız beka ile belki ebedü'l-âbâd ile alâkadar olmak lâzım gelir."(1)

Şayet bu ruh ya da kanun olmasa idi, bitkilerin türü devam etmezdi. Mesela, Hazreti Âdem (as) zamanından günümüze kadar gelen elma türünün, tür anlamında bir ruhu ve kanunu olmasa idi şimdi biz elma yiyemezdik.

(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...