"Evet, Hâlık-ı Mevt ve Hayat, şu destgâh-ı dünyada, hikmetiyle, hayatı öyle bir kanun-u emriye-i mu'ciznümâ ile idare ediyor ki, o kanunu tatbik ve icrâ etmek, bütün kâinatı kabza-i tasarrufunda tutan bir Zâta mahsustur." izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Evet, Hâlık-ı Mevt ve Hayat, şu destgâh-ı dünyada, hikmetiyle, hayatı öyle bir kanun-u emriye-i mu'ciznümâ ile idare ediyor ki, o kanunu tatbik ve icrâ etmek, bütün kâinatı kabza-i tasarrufunda tutan bir Zâta mahsustur.”

Bu cümlenin başında yer alan “Hâlık-ı Mevt ve Hayat” ifadesi, “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratandır. …”(Mülk Suresi, 67/2) âyet-i kerimesine işaret etmektedir. Ayette, önce ölümün, sonra hayatın yaratıldığının zikredilmesi de çok manidardır.

Üstad Hazretleri, bütün âlemlerin çekirdeği hükmündeki ilk mahlûk olan Nur-u Muhammedî hakkında şöyle buyurur:

"… Hem öyle bir çekirdek ki, âlem-i cismanîden başka, sair âlemlerin nümunesini ve esasatını câmi’ olsun. Çünkü, binler muhtelif âlemleri tazammun eden kâinatın çekirdek-i aslîsi ve menşei, kuru bir madde olamaz." (1)

Melekler, ruhlar, levh-i mahfuz, arş ve kürsi o nurdan yaratıldığı gibi, cansızlar âlemi olarak bildiğimiz güneşler, aylar, hava ve su gibi temel unsurlar ve bütün elementler de yine o Nurdan yaratılmışlardır.

“Nur-u Muhammediye´den (A.S.M.) yaratılan madde-i aciniyeden, seyyarat ile şemsin o nurun macun ve hamurundan infisal ettirilmesine işarettir.”(2)

Bugün yeryüzünde misafir edilen bütün canlı türleri yaratılmadan önce onların hanesi hükmündeki kâinat sarayı yaratılmıştır. Hayattar olan Nur-u Muhammedî’den cansız elementlerin yaratılmasıyla, şu madde âleminde, önce ölüm yaratılmış oluyor. Nitekim bir başka ayet-i kerimede de şöyle buyrulur:

“Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır…” (En’âm Suresi, 6/95)

“Hâlık-ı Mevt ve Hayat” ifadesinde bu gibi âyet-i kerimelere işaret edilmektedir. Bu cansız âlemden hayatın yaratılması bir kudret mu’cizesidir ve yeryüzünde sayısız denecek kadar çok hayat mu’cizelerinin teşhir edilmesi ancak “bütün kâinatı kabza-i tasarrufunda tutan bir Zât’a mahsustur.”

Zira bu kâinat, hayat sahiplerine en münasip bir mesken ve onların bütün ihtiyaçlarını içinde bulunduran muhteşem bir saray olarak tanzim edilmiştir.

Bu saraydaki her şeyin her bir canlıya hizmet etmeleriyle, her şeyden bir şey ve bir şeyden her şey yapılmasının hadsiz misalleri sergilenir.

“Bir şey” ifadesini her bir element için düşünebileceğimiz gibi, o elementlerle dokunan her bir terkipli cisim için de düşünebiliriz. Yani, element seviyesinde düşündüğümüzde, bir tek element birbirinden farklı sayısız cisimlerde vazife yapmakta ve o tek şeyden her şey dokunmaktadır.

Öte yandan, yediğimiz bir gıda terkipli bir cisim olmakla birlikte, bir yönüyle de bir tek şeydir, meselâ, bir meyvedir. O meyveyi yediğimizde ondan her şey yapılmaktadır. Kanımız da, etimiz de, kemiğimiz de, saçımız ve derimiz de o tek şeyden dokunduğundan o bir şeyden her şey yapılmış oluyor.

Üstad Hazretleri bu iki tip mu’cize icraatı iki ayrı misâl ile dikkatlere sunmuştur:

“Meselâ, görsen, hârika-pîşe bir zât, bir dirhem pamuktan yüz top çuha ve ipek veya patiska gibi mütenevvi sair kumaşları o tek dirhem pamuktan nescetmekle beraber, helva, baklava gibi çok taamları dahi ondan yapıyor.”

“Sonra görsen ki, o zât, demiri ve taşı, balı ve yağı, suyu ve toprağı avucuna alır, bir güzel altın yapar;…”(3)

Bu cümlelerden birincisi bir şeyden her şey yapmaya, ikincisi ise her şeyden bir şey yapmaya birer misaldirler.

Ve İlâhî kudretin bu iki tip mu’cizeleri sayılamayacak kadar çoktur.

“Kanun-u emriye-i mu'ciznümâ”:

Âlemler hakkında yapılan “dünya-âhiret; gayb-şehadet; mülk-melekût” gibi ikili tasniflerden biri de, “âlem-i halk, âlem-i emir” şeklindedir. Varlıkların kendileri halk âleminden, onları tedbir ve idare eden kanunlar ise emir âlemindendir. Üstad Hazretleri ruhun bir kanun-u emrî olduğunu ifade eder ve bu kanunun yerçekimi, bahar, cazibe gibi kanunlardan farkını da “zişuur, zihayat, vücud-u haricî giymiş bir kanun-u emrî” olarak açıklar.

Hayat, ruhun temel sıfatıdır ve bu cümlede ruh yerinde kullanılmıştır. Buna göre, hayat da emir âleminin mu’cize bir kanunudur.

Hayat, bütün kâinatla yakından alâkadardır ve hayatı idare etmek ancak kâinatın sahibine mahsustur.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz.

(2) bk. Mesnevî-i Nuriye, Habbe.

(3) bk. Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

isahalim

Bir şeyden her şey yapmaya verilen üreme hücresinden farklı organlardan müteşekkil beden örneği veriliyor. Peki tek bir çekirdekten dal, yaprak, çiçek ve meyvesiyle ağacın olması da bu tek şeyden çok şey olmaya örnek verilebilir mi?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Verilebilir. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Efsanevi

"Sonra görsen ki o zât, demiri ve taşı, balı ve yağı, suyu ve toprağı avucuna alır, bir güzel altun yapar." İzah eder misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Meselâ görsen, harika-pîşe bir zat, bir dirhem pamuktan, yüz top çuha ve ipek veya patiska gibi mütenevvi sair kumaşları o tek dirhem pamuktan nescetmekle beraber, helva, baklava gibi çok taamları dahi ondan yapıyor. Sonra görsen ki, o zat, demiri ve taşı, balı ve yağı, suyu ve toprağı avucuna alır, bir güzel altın yapar. Elbette kat'iyen hükmedeceksin ki, o zat öyle kendine has bir san'ata mâliktir; bütün anâsır-ı arziye onun emrine musahhar ve bütün mevâlid-i türâbiye onun hükmüne bakar. Yirmi İkinci Söz

Toprak gibi tek maddeden dört yüz bin çeşit ve bitki ve hayvanı yaratmaya kinayedir buradaki temsil. Evet sistemleri ve bünyeleri birbirinden farklı yüz binlerce çeşit bitkinin hepsi topraktan yaratılıyorlar. Aynı toprak içinden acı, tatlı, ekşi meyveler bitiriliyor. Bütün bunlar Allah’ın kudret mucizeleridir.

Toprak örneğinde olduğu gibi Allah bir şeyden her şeyi yaratıyor. Keza her şeyden de bir şeyi yaratıyor. İnsan envai çeşit yemek ve meyveler yer ondan et ve kemik olur bu da her şeyden bir şeyi yarattığına bir temsildir. Bütün bunları dikkatlice okuduğumuz zaman, kainattaki her bir şeyin birer kudret mucizesi olduğunu ve tabiat ve tesadüfe zerre kadar yer olmadığını anlarız.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...