"Evet, her hakikî hasenât gibi, cesaretin dahi menbaı imandır, ubûdiyettir. Her seyyiât gibi cebânetin dahi menbaı dalâlettir." Kâfir olduğu halde cesur, mümin olduğu halde korkak olanlar var, nasıl anlayabiliriz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İman ile cesaret doğru orantılıdır. İman artıkça cesaret de o nispette artar. Yalnız insanın fıtratındaki bazı kör duygu ve hissiyatlar, imanın o salâbetini geçici bir şekilde susturabilir. Bu geçici suskunluk hali imana ve imanın sağlamlığına bir zarar vermez. Bu gibi arizi haller, onların iman eksikliğinden dolayı değil, bazı sebepleri aşamayarak hissiyata mağlup olmaktandır.

İnsanın imanı sağlam olduğu halde, bir takım zafiyet ve korkuları olabilir, olabiliyor; bu yukarıdaki genel hükmü bozmaz.

Kâfirde ya da fasık bir adamda görünen cesaret ya cehaletten ya da gafletten dolayıdır. Mesela, ahireti inkâr eden bir kâfir için ölüm yok olmak ve hiçliktir. Ama buna rağmen ölümün üstüne gidiyor. Ya o anda ölümü bu şekli ile düşünmüyor ya bir hissiyatın galebesi hükmediyor ya da o anki gaflet yüzünden ölümü hiçe sayıyor; bu hale cesaret değil cehalet denir. "Cahil cesur olur." atasözü de bu inceliğe işaret etmektedir.

Her insan, hem korkak hem de cesur olabilir. Bu ifadeler cesaret ve korkaklığın kaynağını bildirir. İman ve Allah'a kulluk, her türlü iyiliğin kaynağı olduğu gibi, cesaretin dahi kaynağıdır. Her türlü kötülük, küfür ve dalaletten geldiği gibi, korkaklık da aynı kaynaktan çıkmaktadır.

Müminlerin cesareti, kâfirlerin korkaklığı, özellikle savaşlarda çok açık bir şekilde görülmektedir. Mümini cesur yapan, temelde şu iki esastır:

a. "...Onların ecelleri geldiğinde, bir an geri kalmazlar, öne de geçmezler." (A'raf, 7/34) ayetinin bildirdiği "Ecel birdir, değişmez." gerçeği. Savaşta ön cephede olanla, arka cephedeki, ölüme aynı uzaklıktadır. Hatta cephede olanla, evinde istirahat eden arasında, ölüme uzaklık-yakınlık farkı yoktur. Niceleri vardır, pek çok savaşa girer, yatağında vefat eder; niceleri de vardır, ilk defa savaşa katılır ve şehadet şerbetini içer.

Halid b. Velîd'in durumu, buna güzel bir örnektir. Yatağında ömrünün son dakikalarını geçirirken, etrafındakilere şöyle der:

"Şu kadar savaşa katıldım. Vücudumda ok-mızrak yarası veya bir darbe izi olmayan hiçbir uzvum yok. Ama gördüğünüz gibi, yatağımda vefat ediyorum. Korkakların kulakları çınlasın!.."

b. Mü'min için, savaşta iki güzelden biri vardır: Ya şehitlik, ya zafer.(bk. Tevbe, 9/52) "Ölürsem şehidim, kalırsam gazi." diyen bir mümin, böyle beklentileri olmayan bir inançsızdan, elbette daha cesur olacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

k.toprak


Kafirin cesareti tehevvurden kaynaklanıyor .


her hakiki hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, imandır, ubudiyettir. Her seyyiat gibi cebanetin dahi menbaı, dalalettir. Evet, tam
Risale-i Nur - Sözler(22)


kuvve-i gazabiyenin tefrit mertebesi cebanettir ki korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi tehevvürdür ki ne maddî ve ne manevî hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdatlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. 

Risale-i Nur - İşârât-ül İ'caz(26)

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
k.toprak

Bu meseleyi bir arkadasimada danismustim

Allah sizlerden razı olduğu gibi ondanda olsun inşallah 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...