"Evet, inikâs sırrıyla, üç şeyin hüsnü içtima ederse, beş olur. Beş içtima ederse on olur. On içtima ederse kırk olur. Çünkü her şeyde bir nevi inikâs ve bir nevi temessül vardır." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Burada esas amaç; Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinin ihtiva ettiği kelimeler ve onların ihtiva ettiği harfler ve surelerin ihtiva ettiği ayetler, hulasaten Kur'an-ı Kerim'in ihtiva ettiği bütün hakikatlerin lafzen ve manen; kelamullah olduğunun ve beşerin kudretinin fevkınde olduğunun, netice itibariyle mucize olduğunun ispatıdır. Bir kelimesini veya bir ayetini inkâr etmek bütün Kur'an'ı inkâr etmek manasına geldiğinin de aynı zamanda ispatı olmuş oluyor.

Üstad Hazretleri sual edilen konu ile ilgili İşârâtü'l-İ'câz'da birkaç ayet-i kerimeyi nazar-ı itibara alarak, bu hakikati yani beşerin fevkinde kelam-ı İlahi olduğunun ispatını yapıyor.

Bunu daha iyi anlamak için şöyle bir tefekkürde bulunabiliriz:

Aynı amaç ve gaye için, uyumlu ve münasip olan şeylerin bir araya gelmesi; o şeyin kemalini ve cemalini kuvvetlendirir. Değer ve kıymetini fevkalade inkişaf ettirir. Birlik ve beraberlikteki bu kemal ve inkişaf; bu güzelliğin zuhuruna vesile olan fertlerde ve parçalarda o kadar bulunamayabilir.

Her bir varlığın ve eşyanın yaradılışında ve teşkilinde mutlaka kendisine ait mahiyeti itibarıyla bir güzellik ve kemalat vardır, zira yaratılmışlardır. İşte bu farklı kemalat ve güzellikler; aynı hedef ve gaye için yanyana gelebilirlerse, artık o güzellik ve kemalat, cüziyetten külliyete çıkar. Azdan çoğa inkılap eder, birken binler olur. Mesela; üç tane bir, aynı çizgi üzerinde omuz omuza verseler yüz on bir (111) olur. İşte bu 111'lik matematiksel güç, yanyana gelmenin bir inikâsı ve inkişafıdır.

Rakamlar değiştikçe ve arttıkça; bu rakamsal güç de aynı oran ve keyfiyette artar ve inkişaf eder. Bu mesele harfler için de geçerlidir. 29 tane kendi özelliği ve güzelliği olan harfler; amaç ve gaye birliği için yanyana getirilerek kitaplar, romanlar, makaleler, sohbetler, konferanslar ve sayamayacağımız kadar versiyonları olan neticeler husule gelmiştir. Ve halen de farklı manaları ve telakkileri zuhur ettirmek için aynı harfleri değişik şekil ve usulde, tespit edilen amaç üzere kullanarak telifatlar ve sözler çıkarılmakta ve yazılmaktadır.

Bütün matematiksel işlemlerin de ortaya dökülmesinde ve kullanımında, aynı mantık ve muhteva geçerlidir. Yani bu iş, âlem devam etse sonsuza kadar gider. Bu inikâs ve inkişafın bir sırrıdır. Manalar ise; bu inkişaf ve inikâsın neticesi ve meyveleridir.

Bir insan vücudunda değişik azaların ve organların aynı amaç ve gaye için teşekkül etmesi ve bir araya gelmesi; aynı inikâs ve inkişaf sayesinde, insan denen eşref-i mahlukat ortaya çıkıyor ve bu inikâs ve inkişafın neticesinde, şahs-ı manevi dediğimiz ruh nasip oluyor ve muhafaza ediliyor. Aynen cümlelerin manalarında, rakamların matematiksel güçlerinde olduğu gibi...

Bütün mükevvenatta bu söz her yerde geçerlidir. Zira bütün mahlukat terkiplerle yaratılmıştır. Atomlardan galaksilere hücrelerden insanlara yapraklardan çınar ağaçlarına kadar her şeyin içindeki sır; bunları teşkil eden fertlerin ve varlıkların bir araya gelmesinden hasıl olan inikâs ve inkişafın neticesidir.

Yani yaprağın kendine ait bir güzelliği, çiçeğin, dalın, kökün ve gövdenin ve bunların müştemilatının kendilerine ait, hususi cemalleri ve güzellikleri vardır. Bunlar mahiyetleri itibariyle birdir, üçtür, beştir, ondur veya yirmidir. Fakat meyvenin amaç ve gayesi için bir ağacın vücudunda bu saydıklarımız bir araya gelse, o meyve teşekkül etse, artık bu ağacın ve meyvenin güzellik ve kemali; yüzlerdir binlerdir milyonlardır. Bu da ağacı teşkil eden söz konusu unsurların kendi güzelliklerini bir araya getirerek, amaç ve gaye uğruna ittifak ve ittihatları, artık o şahıslarının güzellik ve kemal sınırlarını, fevkalade aşar, onlarda olmayan ağacın kemal ve cemalini zuhur ettirir, ondan hasıl olan menfaat ve neticeler inikâs sırrıyla ortaya çıkar. Artık bunun cemali ve kemali tahdit edilemez.

Aynen öyle de Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinin ihtiva ettikleri kelimeler, harfler, sükunlar vs. gibi lafzı ilgilendiren alametler yanyana gelmekle, o ayetin ruhu makamında olan manasına ve muhtevasına, inikâs ve inkişaf sırrıyla öyle güzellik ve kemalat katar ki; biz buna kelam vasfından gelen Allah'ın konuşması nazarıyla bakarız, mislini yapamayız. O ayetler mucize, bizler ise acize kalırız.

Yani fıtrattaki herhangi bir varlığın mahiyetini oluşturan unsurların bir araya gelmesinden hasıl olan kemalat ve güzellik, hesap edemeyeceğimiz sonsuz seviyede ve kemalde, Kur'an-ı Kerim ve onun sureleri ve onu teşkil eden ayetleri ve kelimeleri nihayette harfleri için de geçerlidir. Bu hakikatin lafzi açıdan teknik muhtevasını İşârâtü'l-İ'câz'daki o misallere havale ediyoruz...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...