"Evet, insanı dünyaya çağıran ve sevk eden esbap çoktur. Başta nefis ve hevası ve ihtiyaç ve havassı ve duyguları ve şeytanı ve dünyanın surî tatlılığı ve senin gibi kötü arkadaşları gibi çok dâileri var." Bunlar insanı dünyaya nasıl çağırıyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, insanı dünyaya çağıran ve sevk eden esbab çoktur. Başta nefis ve hevâsı ve ihtiyaç ve havassı ve duyguları ve şeytanı ve dünyanın surî tatlılığı ve senin gibi kötü arkadaşları gibi çok dâileri var." (Lem'alar, On Yedinci Lem'a, Yedinci Nota.)

Nefis, dünya zevklerine ve lezzetlerine düşkündür. Bunların iyi, kötü, faydalı, zararlı olduklarını pek düşünmez. Dinin yasak ettiği şeyleri yapmak, nefsi kuvvetlendirir ve daha beterini yaptırmak ister. Fena, zararlı şeyleri, iyi gösterip, kalbi aldatır.

Sözlükte "istek, heves, meyil, sevme, düşme" gibi manalara gelen hevâ kelimesi terim olarak "nefsin, akıl ve din tarafından yasaklanan kötü arzulara karşı olan eğilimi" yahut "doğruluk, hak ve faziletten saparak haz ve menfaatlere yönelen nefis" manasında kullanılmıştır. (bk. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, "hvy" md.; et-Tarîfât, "el-hevâ" md.; Tehânevî, Keşşâf, II, 1543; İbnü'l-Hatîb, I, 339-340.)

Mesela, kolay para elde etme arzusu bir hevadır. İnsanların ekserisi hevaya tabi olmakla kumar, faiz, rüşvet, hırsızlık gibi gayrimeşru yollara tevessül ederler.

Yeme, içme, giyinme gibi temel ihtiyaçlar da insanı dünyaya çağıran ve meylettiren şeylerdir. Kimi insan lüks evlerde aturmak için dünyaya hırs ile saldırırken, kimisi de ihtiyacını görecek kadarı ile yetinir. Ne yazık ki, ahir zaman fitnesinin bütün dehşetiyle hükmettiği bu asırda, ekser insanların nazarı dünyaya çevrilmiş; toplumun umumunu özenti, desinler, menfaat, hırs, lüks yaşama arzusu, zevk ü sefa ve israf sarmıştır.

İnsanın havas ve duyguları da onu dünyaya çağırıyor ve bağlıyor. Hırs, tenperverlik, mecazi aşk, tamah, kıskançlık, gurur, kibir, eğlence, heyecan, macera vesaire gibi birçok duygunun yüzü dünyaya baktığı için, imanları taklidî olanlar onların yüzünü ahirete çeviremiyor ve dünyada boğulup gidiyorlar.

Zaten şeytan çeşitli vehim ve vesveselerle, hile ve disiselerle insanı dünyaya yönlendirip Allah’ı, ahireti ve yaratılışın gayesini unutturmaya çalışıyor. Dünyanın suri tatlılığı, fani lezzetleri, nefsin hoşuna giden hazları insanı kendine cezbedip bağlıyor.

Dünyanın, insanı kendine bağlayan menhus (kötü, uğursuz) lezzetleri vardır. Kuvvetli bir imana sahip olmayanlar, bu lezzetlerin müptelası olur, onları kolay kolay terk etmek istemez, ya da edemez. Bu lezzetlere ulaşma hususunda helal ve haram ayrımı yapmaz. Mesela, zenginliğin içinde insanı cezbeden çok kuvvetli bir haz ve çok çekici bir lezzet vardır. Bu sebeple insanların çoğunluğu zengin olabilmek için her yolu mubah görür.

İşte insanı dünyaya çağıran, bağlayan hatta köle yapan böyle kuvvetli vesileler bulunuyor. Bu kuvvetli sebepler ile mücadele etmek insanın en büyük cihadı ve en mühim vazifesidir. Bunlara karşı kullanacağı en mühim silahı imandır, zırhı ve siperi ise takva ve sünnet-i seniyyeye ittibadır.

"Dünyanın lezzetleri, zevkleri ve zînetleri, Hâlıkımızı, Mâlikimizi ve Mevlâmızı bilmediğimiz takdirde cennet olsa bile cehennemdir. Evet, öyle gördüm ve öyle de zevkettim. Bilhassa şefkatin ateşini söndürecek, marifetullahtan başka bir şey var mıdır? Evet, marifetullah olduktan sonra, dünya lezzetlerine iştiha olmadığı gibi cennete bile iştiyak geri kalır." (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Hâlık’ını Malik’ini tanımayan bir insan için dünyanın bütün güzellikleri, süsleri, imkânları mükemmel bile olsa o kişi manen bir cehennem hayatı yaşar. İmansızlık, sahipsizlik ve kimsesizlik dehşeti onun ruhuna bir cehennem azabı verir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...