"Evet, mâşukun hüsnü, âşıkın nazarını istilzam ettiği gibi, Nakkaş-ı Ezelînin rububiyeti de insanın nazarını iktizâ eder ki, hayret ve tefekkür ile takdir ve tahsinlerde bulunsun..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, mâşukun hüsnü, âşıkın nazarını istilzam ettiği gibi, Nakkaş-ı Ezelînin rububiyeti de insanın nazarını iktizâ eder ki, hayret ve tefekkürile takdir ve tahsinlerde bulunsun."

"Evet, gül ve çiçeklerin yüzlerini güzelleştiren Zât, nasıl o güzel yüzlere arılardan, bülbüllerden istihsan âşıkları icad etmesin? Ve güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği yaratan, elbette o güzelliğe müştakları da yaratır."(1)

Üstad Hazretlerinin verdiği “arı” ve "bülbül" misali üzerinde konuşacak olursak, bunların şuurları küllî değildir. Arılar bir çiçeğe konduklarında onun yaprağıyla alâkadar olmaz, orta kısmındaki çiçek tozlarıyla işlerini görür ve giderler. Bülbül de seher vaktinde gülün açılmasına hayrandır. Bunların dışındaki güzelliklerle pek alâkadar olmaz. Ne semanın güzelliğini düşünürler, ne deryanın.

Ama insan öyle değil. Bir çiçeğin yaprağındaki güzelliği de seyreder, denizlerin, ovaların, dağların güzelliğini de. Öte yandan onun şuuru sadece bu madde âlemindeki güzelliklerle sınırlı kalmaz; manâ âlemindeki güzelliklerden de anlar. Ahlâkın güzelliğini de takdir eder, imanın güzelliğini de. İşte bu küllî bir şuurdur.

İnsanın şuuru, bu varlık âlemindeki güzellikleri idrak etmekle, onlardan “Nakkaş-ı Ezelî'nin rububiyeti”ne intikal eder. Yani, o güzellerin çok güzel bir terbiye neticesinde meydana geldiklerini anlar. Bu ise, onun ruhunda, bu İlâhî san’atlara karşı, “hayret ve tefekkür ile takdir ve tahsin” mânalarını uyandırır.

"... Kezalik bu âlemi şu kadar zînetler ile nakışlar ile tezyin eden Mâlik-ül Mülk, elbette ve elbette o hârika, antika, mu'cize manzaraları, zînetleri, seyircilerden, müşahidlerden, âşık ve müştaklardan, ârif dellâllardan hâlî bırakmayacaktır."(2)

Dağlarda ve ovalarda çok az kimsenin seyrettiği nice çiçekler olduğu gibi, deniz içinde kimsenin seyretmediği nice canlılar, ormanlarda pek azını ancak kısa bir zaman içinde gördüğümüz nice hayvanlar var. Cenâb-ı Hak, bütün bu varlıkları, bu “mu'cize manzaraları, zînetleri, seyircilerden, müşahidlerden, âşık ve müştaklardan, ârif dellâllardan hâlî bırakmayacaktır.”

Bir başka risalede cin ve insin nazarlarının bu vazifeyi görmeye kâfi gelmediği ifade edilerek, “nihayetsiz melaike envaı ve ruhaniyat ecnası”nın lazım olduğu anlatılır. İnsanların imkânları ve zamanları bu vazifeyi tamamen yapmaya kâfi gelmemekle beraber, varlıkları kâmil mânada tefekkür eden yine insandır.

“İşte câmiiyeti dolayısıyla insan-ı kâmil, halk-ı eflâke ille-i gaiye olduğu gibi, halk-ı kâinata da semere ve netice olmuştur.”

Bu ifade evvela Habib-i Kibriya Efendimize (asm.), sonra bütün peygamberlere (as.) ve diğer kâmil insanlara bakmakla birlikte, ikinci derecede bütün insan nev’ine de bakmaktadır. Yani, bu kâinat, diğer canlı türleri için değil, insan için yaratılmıştır. Bu âlemin yaratılışının “ille-i gaiye”si insandır. “Kâinat ağacının en son ve en mükemmel meyvesi” de yine insandır.

Bir şey mutlak zikredilince kemali anlaşılacağı için, insan denilince, kâmil insan, kâmil insan denilince Peygamber, peygamber denilince de ahir zaman Peygamberi Hazret-i Muhammed (asm.) anlaşılır.

Üstadın şu cümlesi bu noktada bize büyük bir rehberdir: “Anlaşılmaz bir kitap, muallimsiz olsa, mânasız bir kâğıttan ibaret kalır.”

Bu kâinat kitabını doğru okuyan, Allah’ın varlığını, birliğini insanlara öğreten ve O’na karşı vazifelerini tâlim edenler başta peygamberler olmak üzere bütün kâmil insanlardır. Ve bu vazifeyi, Kur’ân ile en mükemmel mânada yapan Resul-i Ekrem Efendimizdir (asm.).

Bunun içindir ki, “Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım” hadis-i kudsîsine birinci derecede muhatap da yine Peygamber Efendimizdir (asm.).

Camiiyet, bütün esmâ-i İlâhîyeye mazhar olmak demektir. İnsan, bütün esmâya mazhar bir istidatta yaratılmış olmakla birlikte, bütün esma-i İlâhîyeye en mükemmel ayna Resul-i Ekrem Efendimizdir. O (asm.) bütün esmâya en ileri seviyede mazhardır.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Zerre.
(2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...