Block title
Block content

"Evet muztar adam, murdar etten tok oluncaya kadar yiyemez. Belki, ölmeyecek kadar yiyebilir. Hem yüz aç adamın huzurunda, kemal-i lezzet ile fazla yenilmez." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, muztar adam, murdar etten tok oluncaya kadar yiyemez. Belki ölmeyecek kadar yiyebilir. Hem, yüz aç adamın huzurunda kemâl-i lezzetle fazla yenilmez."(1)

Burada “Evet, muztar adam, murdar etten tok oluncaya kadar yiyemez.” tabiri iki anlama geliyor:

Birisi, yabanda, bayırda kalıp hiç meşru ve helal yiyecek bulamamış ve ölme riski ile karşı karşıya kalan adamın durumudur. Bu durumdaki bir adam için haramlar helal olur, çünkü hayati bir risk söz konusu. Yani o anda bir leş ya da haram bir yiyecek bulursa, ölmeyecek kadar yemesine ruhsat vardır. Yalnız karnını tıka basa dolduramaz, çünkü ruhsat sadece yaşayacak kadar yemesi içindir; bundan fazlası haram olur.

İkincisi, “Böyle acip bir zamanda, şüpheli mallarda, zaruret derecesinde iktifa etmek lâzımdır.” fehvasınca, lüks ve israfa varan bir yaşam tarzı uygun görülmüyor. Çünkü helal ve haramlar öyle iç içe geçmiş ki, neyin helal neyin haram olduğu açık ve net değil. Bu durumda iktisatla yaşamak ve lükse kaçmamak en güzelidir. Yani Üstadımız normal hayatımızda da lüks ve israfa varan yeme, içme, giymeden uzak durmamızı tavsiye ediyor.

İktisatla yaşayan adam şüpheli malların riskinden korunmuş olur, ama lüks üzerine yaşayan adam korunmuş olmaz.

Hem aynı zamanda insanların büyük bir kısmı fakirken ya da az bir gıda ile geçinirken, bizim yağlı ballı hayat sürmemiz vicdanen ve insanlık açısından da uygun bir davranış olmaz denilmektedir. “Hem, yüz aç adamın huzurunda kemâl-i lezzetle fazla yenilmez.” cümlesi de bu inceliğe işaret ediyor.

(1) bk. Lem'alar, On Dokuzuncu Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Dördüncü Nükte | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 664 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

isahalim
Yukarıdaki üç açıklamanız da güzel ancak metne tekrar baktığımda, “Böyle acip bir zamanda, şüpheli mallarda, zaruret derecesinde iktifa etmek lâzımdır.” ifadesinden maksadın ikinci açıklamanızda belirttiğiniz "helal ve haramlar öyle iç içe geçmiş" olması değil de son sıradaki " insanların büyük bir kısmınn fakir ya da az bir gıda ile geçin olması" olduğunu düşünüyorum. YALNIZ ÖNEMLİ OLAN ŞU Kİ; eğer dediğim gibi bu "fakirlerle" ilgili maddeys Üstad'ın kastı, onunla ilgili "HARAM" demiş oluyor ki, bu da ÇOK MÜHİM ELBETTE... Bununla ilgili olarak "vicdanen ve insanlık açısından da uygun bir davranış olmaz" demişsiniz, elbette doğru ama Üstadın kastı bu maddeyse, çok eksik bir izah olmuş olmuyor mu? Zira direkt HARAM demiş oluyor Üstad. ?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Sevad-ı azam yani toplumun büyük bir kısmı aç iken az bir kısmının helal da olsa yağlı ballı yemesi caiz olmaz şeklinde de anlayabiliriz.
İbn-i Müleyke anlatıyor: Biz Halife Ömer’in yanında sofraya oturmak üzereyken Utbe çıkageldi. Hazret-i Ömer (ra): “Buyur ya Utbe!” diyerek onu sofraya dâvet etti. Utbe, hemen diz çökerek sofraya oturdu. Fakat ekmeği kuru ve sert bulmuştu. “Halife’nin sofrasında ekmek kupkuru ha! Ya Ömer bunun tazesi yok mu?” dedi. Hazret-i Ömer (ra) kızdı: “Utbe!” dedi, “Sen taze ekmek peşindesin! Müslümanlar bugün ekmek bulabiliyorlar mı ki, Ömer sofrasına tazesini koysun? Ömer sevad-ı azama (halk ekseriyetine) tabidir. Sevad-ı azam (millet ekseriyeti) ne zaman taze ekmek bulur, Ömer o zaman sofrasına taze ekmek koyar!”
Hz. Ömer (ra) kendisine bal şerbeti ikram edenlere: “Bunu halk içiyor mu?” diye sorar, “Hayır ya Ömer! Bu size hazırlanmıştır” denilince içmez ve “ben halkımdan birisiyim! Onlardan farklı yaşayamam!” diye çıkışırdı. Keza Hazret-i Ömer (ra) kızına misafir olunca, kızı sofraya iki çeşit yemek koymuştu. Hazret-i Ömer (ra) kızına çıkıştı: “Birini kaldır kızım! İnsanların sofrasında bugün iki çeşit yemek yok.” dedi.  Aliyyu’l-Muttakî, Kenzu’l-Ummal, 1:1030; Mecmau’z-Zevaid, 5:218.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...