Block title
Block content

"Evet, o zamandan beri nurunu neşreden ve mürur-u zamanla ulûm-u müteârife hükmüne geçen ve sair neyyirât-ı İslâmiye ile parlayan ve Kur’ân’ın güneşiyle gündüz rengini alan bir vaziyet ile, yahut sathî ve basit bir perde-i ülfet ile baksan..." izah?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, o zamandan beri nurunu neşreden ve mürur-u zamanla ulûm-u müteârife hükmüne geçen ve sair neyyirât-ı İslâmiye ile parlayan ve Kur’ân’ın güneşiyle gündüz rengini alan bir vaziyet ile, yahut sathî ve basit bir perde-i ülfet ile baksan, elbette herbir âyetin ne kadar tatlı bir zemzeme-i i’caz içinde ne çeşit zulümatı dağıttığını hakkıyla göremezsin ve birçok envâ-ı i’câzı içinde bu nevi i’câzını zevk edemezsin."(1) 

Genel hatları ile burada Kur'ân’ın, alışılagelmiş olaylardaki olağanüstü cihetleri nasıl ortaya çıkardığı ve olaylar üstündeki kudret mucizelerini nasıl gösterdiği ve Kur'ân'ın üslûbundan zevk almanın yolları tarif ediliyor.

Felsefe, kainattaki olayları ülfet perdesi ile adileştirirken, yani üstünü kapatırken,  Kur’an bu olayların üstüne yapışmış olan ülfet perdesini yırtıp, altındaki kudretin mucize ve harikalarını açığa çıkarıyor ve insanların nazarını bu yöne davet ediyor.

Felsefe, insanın yaratılışındaki sayısız  harikalara ve mucizelere değil, harikalıktan çıkmış absürt ve bozuk şeylere dikkatleri çekiyor. Mesela, normal insanların vücutlarındaki ahenk ve intizama dikkat çekmek yerine, iki başlı, üç ayaklı insanlara dikkat kesiliyor ve onda hayretini söndürüyor.

Diğer bir husus, Kur’an Allah’ın sonsuz ilmine yaslanıp, gücünü oradan alıyorken, felsefe insanın cüzi ve sönük aklına yaslanmış, gücünü oradan alıyor. Öyle ise Kur’an güneş, felsefe ise sönük bir fener hükmündedir. Güneş ile fener kıyasa gelmez. Bu yüzden felsefenin sönük ışığı, mevcudatı aydınlatıp okutmaya yetmiyor.

Kur’an’ın nazarı ve ışığı ile mevcudata bakıldığında her mevcut üzerindeki -fen ile sabit olan- sayısız hikmet ve sanatlar, insanı, Hakim ve Sani olan Allah’a intikal ettiriyor. Her bir hikmet, iman ve marifet ateşine atılmış bir odun olup, harlanmasına vesile oluyor. Tükenmez ilim hazinesi de bu manayadır. Her bir mevcudat iman ve marifetin inkişafına müheyya bir hazinedir. Yeter ki, Kur’an’ın imani bakış açısını kendimize gözlük ve rehber yapalım.

Kur’an’ın mevcudatı nasıl parlak bir ayet ve delil yaptığını zevk etmenin yolu mevcudata, onun usulü ve gözlüğü ile bakmak ile mümkündür. Yoksa basit ve ülfetli bir bakışla o parlak ve kati deliller görünmezler ve  zevk edilemezler. Kur’an’ın parlak ve hayatlı i’cazını ancak onun hayatlı ve parlak gözü ile görebiliriz.

(1) bk. Sözler, On Üçüncü Söz

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...