"Evet, rızık ikidir: Biri hakikî rızıktır ki, onunla yaşayacak. Bu âyetin hükmü ile o rızık taahhüd-ü Rabbânî altındadır. Beşerin sû-i ihtiyarı karışmazsa, o zarurî rızkı herhalde bulabilir..." Burdaki "Beşerin sû-i ihtiyarı" ile ne denilmek isteniyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir kadın, bir kediyi, bir hücreye hapsederek ölmesine sebep oluyor. Peygamber Efendimiz (asm); "O kadın cehhenemliktir" buyuruyor. Allah, kedinin rızkını vermiştir, ancak insan buna mani olmakla onun ölmesine sebep oluyor.

Allah, her insanın rızkını vermiştir. Ancak bazı insanlar hırs ve tama yüzünden bu rızkın o insana ulaşmasına engel oluyorlar.

" Hem görmüyor musun ki, zarurî kuttan ziyade Müslümanların elinde bırakılmıyor? Ya Avrupa kâfir zalimleri veya Asya münafıkları, desiseleriyle ya çalar veya gasp ediyor."(1)

Zenginlere verilen nimetlerde fakirin hakkı vardır. Zekâtını vermemekle o nimetleri gasbediyor; başkasının fakir ve aç kalmasına sebep oluyor.

" وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِى اْلاَرْضِ اِلاَّ عَلَى اللّهِ رِزْقُهَا âyet-i kerimesiyle, rızk taahhüd altına alınmıştır. Fakat, rızk dediğimiz iki kısımdır: Hakikî rızk, mecazî rızk. Yani zarurî var, gayr-ı zarurî var. Âyetle taahhüd altına alınan, zarurî kısmıdır. Evet hayatı koruyacak derecede gıda veriliyor. Cisim ve bedenin semizliği ve za'fiyeti, rızkın çok ve az olduğuna bakmaz. Denizin balıklarıyla karanın patlıcanları şahiddir. Mecazî olan rızk ise, âyetin taahhüdü altında değildir. Ancak sa'y ve kesbe bağlıdır."(2)

Bir âyet-i kerimede mealen şöyle buyuruluyor:

“Yeryüzünde (kımıldayan, yürüyen) hiçbir canlı yoktur ki onun rızkı Allah’a ait olmasın.” (Hud Suresi, 11/6)

Şu ana kadar üç milyon tür canlı olduğu tespit edilmiş. Her türün de birçok cinsleri var. Bu kadar hayvan, her gün besleniyor ve hayatlarını sürdürüyorlar. Bu noktada akılların idrakten aciz kaldığı, kalemlerin tasvire güç yetiremeyeceği harika bir beslenme tablosu sergileniyor.

Canlı türlerinin rızıkları birbirinden farklı. Mide yapıları ve sindirim sistemleri de yine farklılık gösteriyor. Bir canlının yemeye can attığı bir şeye başkası hiç bakmıyor bile. Bu farklı yaratılışla, mükemmel bir rızık tanzimi yapılmış oluyor.

Bir buğday başağında bu tanzim ve taksimi açıkça seyredebiliyoruz. Buğdaylar, toprağın hemen üstünde değil de, uzunca bir sapın başında yer almakla, bize şunu haykırıyorlar: Yerden başağa kadar olan kısım hayvanların rızkı, başak ise insanların rızkıdır. Harmanda bu taksimat son şeklini alıyor. Odalarda yaşayanlarla, ağıllarda yahut ahırlarda yaşayanların rızıkları ayrı yerlerde depolanıyor ve bir kış boyu iki komşu gibi evleri yan yana olan insanlar ve hayvanlar bu rızıklardan istifade ediyorlar.

Bunun bir benzerini kovanlarda, bir başka şeklini ineklerin memelerinde görebiliyoruz. Arılar kendilerine gerekli olandan çok daha fazla bal üretiyorlar. O fazla kısım insanlar için yaptırılıyor. İnek ve koyunlar da yavrularına lazım olandan çok daha fazla süt veriyorlar, o fazlalık da yine insanlar için onlara yaptırılıyor. Tavukların da yumurtalarının büyük çoğunluğunu insanlar tüketiyor, az bir kısmı kuluçka yoluyla, yeni tavukların yaratılmalarında istimal ediliyor.

İnsanlar yemeklerinin tamamını tüketmiyorlar, bir kısmını çöpe atıyorlar. Bize göre çöplerin döküldüğü bidonlar, kediler için en lüks lokantalardan daha önemli. Dikkat ederseniz, sokaklarda hiç zayıf kedi göremezsiniz, ama büyük bir ihtimamla bakılan ev kedileri onlar kadar gürbüz olamıyorlar.

Komşuluk yaptığımız hayvanların rızıklanmaları ve bize rızık hazırlamaları gösteriyor ki, bu saydığımız birkaç türün dışındaki bütün hayvanlarda da benzeri bir tanzim var. Hepsinin rızıkları çok farklı sebeplerle, ama hiç ihmal edilmeden mükemmel veriliyor.

Peygamber Efendimiz (asm.) rızık konusunda şöyle buyuruyorlar:

“Eğer siz Allah'a hakkı ile tevekkül etseniz kuşlar gibi rızıklanırdınız. Onlar aç gider, tok dönerler.”(3)

Bu hadis-i şerifte, insanlara sebeplere teşebbüs ettikten sonra Allah’a tevekkül etmeleri ve rızık konusunda fazla hırs göstermemeleri ders veriliyor.

O halde, bütün canlılara zarurî olan, yani hayatlarını devam ettirmelerine yetecek kadar rızık mutlaka veriliyor, Âyet-i kerîmede bu rızkın İlâhî taahhüt altında olduğu haber veriliyor. Ancak, mecazî rızıklarda yani, zaruri olmayan, ihtiyaç fazlası yahut daha lezzetli ve lüks yemeklerde bu taahhüt yoktur, bunlar kişinin say ve çalışmasına bağlıdır. Kaldı ki, çok çeşitli ve fazla yemenin de sıhhate zarar verdiği artık kesinlikle biliniyor. İhtiyaç fazlası tüketip israfa gidenler, bunun bedelini sıhhatlerinin bozulmasıyla ödüyorlar.

Çok kazanmak rızkı değil, serveti artırır. Rızık, o kazanılanlardan insanın istifade edebildiği kısımdır.

Bu dünyaya imtihan için gönderilen insanoğlu, iman-küfür, tevhid- şirk, helal-haram gibi ana meseleler yanında, rızık konusunda da ayrı bir imtihan geçirmektedir. İnsanlar hırs gösterip de birbirlerinin haklarına tecavüz etmeseler, ayrıca zenginler zekâtlarını tam olarak verseler insanlık âleminde rızık endişesi olmayacaktır.

Dipnotlar
(1) bk. Lem'alar, On yedinci Lem'a.
(2) bk. Mesnevi-i Nuriye, Katre.
(3) bk. Tirmizi, Zühd, 33; İbn Mace, Zühd, 14; İbn Hanbel,1/332.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...