"Evet, seni yaratan, bütün nev-i insanı yaratan Zat olduğunu, bilbedâhe senin yüzündeki sikkesi gösteriyor. Çünkü mahiyet-i insaniye birdir, inkısamı gayr-ı mümkündür." ifadelerini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, seni yaratan, bütün nev-i insanı yaratan Zat olduğunu, bilbedâhe senin yüzündeki sikkesi gösteriyor. Çünkü mahiyet-i insaniye birdir, inkısamı gayr-ı mümkündür. Hem hayat vasıtasıyla ecza-yı kâinat onun efradı hükmüne ve kâinat ise nev'i hükmüne geçer; sikke-i ehadiyeti mecmuunda gösterdiği gibi, her bir cüzde dahi o sikke-i ehadiyeti ve hâtem-i samediyeti göstererek, şirk ve iştiraki her cihetle tard eder."(1)

İnsanda tasarruf eden Zat birdir, başka ellerin müdahale etmesi mümkün değildir. Çünkü mahiyet-i insaniye birdir, yani bütün insanlar insan olmakta birleşirler; hepsi aynı nevin fertleridirler; inkısamı gayr-ı mümkündür.

İnsanın insanın mahiyetini icat edebilecek Zat, kâinatın mucidi olmak gerekiyor. Zira insan mahiyeti şu kâinatın küçültülmüş bir modeli ve misalidir. Bu sebeple hayatı yaratacak zatın bütün kâinat-ı kabza-i tasarrufunda tutması ve hükmünün her şeye geçmesi lazımdır. Bunun için de sonsuz bir ilme ve nihayetsiz bir kudrete sahip olması iktiza eder.

“Ruh ise, tahrip ve inhilale maruz değil. Çünkü basittir; vahdeti var. Tahrip ve inhilal ve bozulmak ise, kesret ve terkip edilmiş şeylerin şe’nidir."

Birçok maddeden teşekkül eden bir şey, zamanla bozulmaya ya da dağılmaya mahkûmdur. İnsanın bedeni de yüzlerce elementten meydana geldiği için, belli bir fıtri ömrü vardır; ölür ve dağılır. Ama tek ve basit olan bir madde; dağılmaya ve bozulmaya elverişli değildir. Ruh, basittir yani terkip değildir; vahdeti olduğundan tahripten, bozulmaktan, dağılmaktan ve inhilalden mahfuzdur.

Basit; terkip olmayan demektir. Hepimizin bildiği gibi su bir terkiptir, ama onu meydana getiren oksijen ve hidrojen basittirler. Farklı şeylerden bir araya gelmeyen, tek bir şey olan yapı, mürekkebin tersi mânâsındadır. Parçalanıp dağılmak ise terkibin aslında vardır.

Ruh, parçalanmaz, bölümlerine ayrılmaz. Ruhta, akıl, hayal, hafıza gibi nice hisler ve latifeler bulunmakla birlikte bu kesret içinde ruhun vahdeti vardır. Yani bunlar bedenin organları gibi ayrı ayrı şeyler olmayıp, hepsi ruhta vahdete ermişlerdir. Bunları ruhtan ayrı düşünmek mümkün değildir. Demek ki, ruhun yapısında ebediyete uygun bir vaziyet vardır.

Ruhun sahip olduğu akıl, hayal, hafıza, vicdan, sevgi, korku gibi duygular ve latifeler, bedenin hücreleri yahut o hücrelerin atomları gibi değillerdir. Yani, ruh onların bir araya gelmesiyle ortaya çıkmamıştır. Ruhta bütün bunlar mevcuttur, ama basit olarak, yani terkip şeklinde değil.

Bedenimizden misal verecek olursak, organlarımızın bir araya gelmesiyle bedenimizin varlığı tahakkuk eder. Bu organlardan birisini mesela, böbreği, safra kesesini çıkarsanız veya insan kaza geçirerek bir kolunu veya ayağını kaybetse, o noksanlıklarla birlikte varlığı yine devam eder. Ama ruh böyle değildir, ruhtan meselâ, hafızayı, sevgiyi, korkuyu çekip alamazsınız. Bunlar ruhun bölümleri veya organları gibi değillerdir; hepsi bir şeydir.

(1) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Beşinci Nükte.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...