Block title
Block content

"Evet, şu kâinatın her bir cihetinde, her bir dairesinde, ruhanîyat ve melâikelerden birer taife, birer vazife-i ubûdiyetle muvazzaf olarak bulunurlar..." Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İlâhî eserlerdeki farklılıklar; onları temaşa eden ve tesbihatını temsil eden meleklerin de farklılığını netice veriyor.

“Kâinatın her bir ciheti” denilince; bütün varlık âlemini, bütünüyle düşünmemiz gerekiyor. Arş’ın temaşasına hayran olan melekler bulunduğu gibi, Kürsi’yi, Levh-i Mahfuz’u, Âlem-i Misâl’i, her bir sema tabakasını, yerküremizin her bir dağını, her bir denizini, sahrasını, her bir canlı türünü hayranlıkla temaşa eden melekler de olacaktır.

“Hakikî hakaik-i eşya; esmâ-i İlâhiyedir.” hükmünce, bu sayılamayacak kadar çok âlemlerin her birinin hakikati sonsuz İlâhî isimlere dayanmaktadır. Allah’ın zatını bilmek hiçbir varlık için söz konusu olamayacağına göre, O’nu tanımanın yolu, eserlerini temaşa ve tefekkür ederek, isim ve sıfatlarının kemaline hayran olmaktan geçer. Bu kadar farklı esmânın bütün tecellilerini seyretmek ve tefekkür etmek de Üstadımızın ifadesiyle “nihâyetsiz melâike envaı ve ruhanîyat ecnası”nı ister.

“Kâinatı hadd ü hesaba gelmeyen dakik san’atlı tezyinat ve o manidar mehasin ile ve hikmetdar nukuş ile süslendirip tezyin etmesi; bilbedahe ona göre mütefekkir ve istihsan edicilerin ve mütehayyir takdir edicilerin enzarını ister, vücudlarını taleb eder.”(1)

(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, Mukaddime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Mukaddime | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 150 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...