"Evet zâhire mübtelâ olan akıl, şu keşmekeş kâinatta perestiş ettiği şeylerin zevalini görmek ile me'yûsâne feryad eder ve bâki bir mahbubu arayan ruh,.." "Zahire mübtela olan akıl" ve "Baki bir mahbubu arayan ruh" ifadelerini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Zâhire mübtelâ olan akıl”, hakikatten uzak kalmış, sebepleri tesir sahibi sanan “aldanmış bir akıldır.”

Eşyanın hakikatinin Allah’ın isimlerine dayandığını, sebeplerin zahirî olduğunu, icatta bir tesirleri olmadığını bilen bir mü’minin ruhu, kâinatı ve içindeki eşyayı bir misafirhane kadar sever ve bu fanilere aldanmak yerine “bâki bir mahbubu” arama yolunu tutar.

İkinci bir cevap olarak;

İnsan mahiyet olarak iki yönlüdür. Bir yönü zahiridir, kesiftir, maddidir; bu yüzü dünyaya ve içindekilere bakıyor. Diğer yönü ise batinidir, nuranidir, manevidir; bu yüzü ukba ve ebed alemlerine bakıyor.

İnsanın bu iki vechesi hesabına çalışan hissiyat ve latifeleri de vardır. Bu his ve latifelerden bazıları belirgin olarak bir yöne münhasırdır. Mesela ruh lafızdan çok manaya, maddeden çok maneviyata, dünyadan çok ahirete, kesafetten çok nuraniyet gibi şeylere müpteladır. Nefis ve onun gibi kesif hissiyatlar ise daha çok madde, zahir, dünya gibi kesif olan şeylere müpteladır.

Şayet biz nurani olan akıl ve ruh gibi latifeleri yanlış yönlere sevk edersek, onları eşyanın hakikatinden çok zahirine müptela haline sokarsak, o zaman o latifeler feryat etmeye başlarlar ve sıkılırlar.

Aklın zahire müptela olması demek, iman ve Kur'an nazarı ile eşyanın hakikatine intikal edememe durumudur. Mesela ölümün zahiri çok acı ve elemlidir, ama hakikatte ise ölüm ebedi saadetin başlangıcıdır. Şayet iman nazarı ile ölümün iç yüzünü görmeyip sadece dünyadan ve dostlardan ayıran bir araç olarak görürsek, feryat ve figan etmeye mahkum oluruz. İmansız ve vahiysiz akıl, eşyanın içyüzünü göremediği için zahire müptela oluyor, arkasına geçemiyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...