Block title
Block content

"Evet, zeminin yüzünde öyle bir hâtem-i rahmet ve sikke-i ehadiyet bulunduğu gibi, insanın mahiyet-i mâneviyesinin sîmâsında,.." Buradaki "mahiyet-i maneviye" nedir, "bin bir isme mazhar olma" nasıl anlaşılmalı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Mahiyet-i maneviye, insanın manevi haritasının ve özetinin adıdır. Yani insanın manevi yapısının ve kıymetinin genel bir tabiridir.

Malum, insan iki cephelidir, birisi maddi ve cesedi cephesi, diğeri ise ruhi ve manevi cephesidir. İşte manevi mahiyet kavramı insanın bütün ruhi ve manevi cephesini tutan bir kavramdır. İnsanın manevi ne kadar duygu ve cihazları varsa bu kavram hepsini içine alır. Mesela kalp, vicdan, ruh, sezgi, idrak ve şuur, hayal, daha yüzlerce manevi hissiyatlarımız hep bu kavram dahilindedir.

"... mahiyet-i insaniye, şu kâinatın bir misal-i musağğarı olduğundan, âdeta âlemde ne varsa insanda nümunesi vardır."(1)

İnsan kâinatın küçültülmüş bir numunesi ve modelidir. Kâinat küçülse insan, insan büyütülse kâinat olur. Kâinatta azametli ve büyük yazılmış tevhit hakikatleri insanın mahiyetinde küçük ve okunaklı bir şekilde yazılmıştır. Bu hususta kâinat ile insan müsavidir, fark sadece kemiyettedir, yani boyut ve hacimdedir.

İnsanı kâinat kadar geniş yapan şey ise insanın fıtratına konulan istidat ve duygulardır. İnsanın mahiyetinde  her  bir alem ile irtibat kuracak cihaz ve duygular vardır. İnsanın her bir cihazı ve duygusu bir aleme açılan bir penceredir; insan bu duygu penceresi ile o alemi seyreder ve o alemle iletişim kurar.

Mesela, göz bir penceredir mubsırat alemine açılır; kulak bir penceredir, sesler alemini işitir; dokunma duyusu bir penceredir, cismani alemlere açılır; hayal kuvveti bir penceredir, misal alemi ile irtibat kurar; ruh bir menfezdir, ruhlar alemine açılır; kalp aşk ve muhabbet dünyasının kapısıdır; akıl hikmetli mevcudat aleminin mütefekkir bir mütalaacısıdır;.. buna benzer binlerce his ve duygular insanın geniş mahiyetinde mevcuttur ve her birisi bir alem ile irtibatlıdır.

İnsanın mahiyetinin genişliğinin ikinci önemli sebebi, istidat ve kabiliyet noktasında nihayetsiz donanıma sahip olmasıdır. İnsanın bir çok duygu ve kuvvelerine sınır konulmadığı için, insanda terakki ve tedenni nihayetsiz oluyor. Bir insan Allah ile muhatap olup onun huzuruna çıkacak kadar inbisat da eder; aynı insan hayvandan yüz derece aşağı adi bir mahlukta olabilir.

İnsan, ayrıca mahlukat içinde Allah’ın bütün isim ve sıfatlarını tartıp ölçecek geniş mahiyete sahip tek mahluktur. İnsan, sahip olmuş olduğu his ve cihazlar sayesinde Allah’ın bütün isimlerini tartıp ölçebilir.

Mesela midenin açlık hissi ile Rezzak ismini, tat alma duyusu ile Allah’ın Kerem ve Muhsin ismini, cüzi iradesi ile Allah’ın külli irade sıfatını, cüzi ilmi ile Allah’ın sonsuz ilim sıfatını bilebilir. Demek insanın mahiyetindeki her bir cihaz ve duygu aynı zamanda Allah’ın isimlerine açılan birer kapı, birer pencere hükmündedir. 

İnsanın Allah’ın isim ve sıfatlarına mazhar ve makes olmasını Üstad Hazretleri üç cihetle tarif ediyor:

"BİRİNCİ NOKTA: İnsan, üç cihetle esmâ-i İlâhiyeye bir aynadır."

"Birinci vecih: Gecede zulümat nasıl nuru gösterir. Öyle de, insan, zaaf ve acziyle, fakr ve hâcâtıyla, naks ve kusuruyla bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini, kuvvetini, gınâsını, rahmetini bildiriyor, vehâkezâ, pek çok evsâf-ı İlâhiyeye bu suretle aynadarlık ediyor. Hattâ hadsiz aczinde ve nihayetsiz zaafında, hadsiz a'dâsına karşı bir nokta-i istinad aramakla, vicdanı daima Vâcibü'l-Vücuda bakar. Hem nihayetsiz fakrında, nihayetsiz hâcâtı içinde, nihayetsiz maksatlara karşı bir nokta-i istimdad aramaya mecbur olduğundan, vicdan daima o noktadan bir Ganiyy-i Rahîmin dergâhına dayanır. Dua ile el açar. Demek her vicdanda şu nokta-i istinad ve nokta-i istimdad cihetinde iki küçük pencere, Kadîr-i Rahîmin bârgâh-ı rahmetine açılır, her vakit onunla bakabilir."

"İkinci vecih aynadarlık ise: İnsana verilen nümuneler nev'inden cüz'î ilim, kudret, basar, sem', mâlikiyet, hâkimiyet gibi cüz'iyatla, Kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, basarına, sem'ine, hâkimiyet-i rububiyetine aynadarlık eder, onları anlar, bildirir. Meselâ, 'Ben nasıl bu evi yaptım ve yapmasını biliyorum ve görüyorum ve onun mâlikiyim ve idare ediyorum. Öyle de, şu koca kâinat sarayının bir ustası var. O usta onu bilir, görür, yapar, idare eder.' ve hâkezâ..."

"Üçüncü vecih aynadarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esmâ-i İlâhiyeye aynadarlık eder. Otuz İkinci Söz'ün Üçüncü Mevkıf'ının başında bir nebze izah edilen insanın mahiyet-i câmiasında nakışları zâhir olan yetmişten ziyade esmâ vardır. Meselâ, yaratılışından Sâni, Hâlık ismini ve hüsn-ü takviminden Rahmân ve Rahîm isimlerini ve hüsn-ü terbiyesinden Kerîm, Lâtif isimlerini, ve hâkezâ, bütün âzâ ve âlâtıyla, cihazat ve cevahiriyle, letâif ve mâneviyâtıyla, havas ve hissiyatıyla ayrı ayrı esmânın ayrı ayrı nakışlarını gösteriyor. Demek nasıl esmâda bir İsm-i Âzam var; öyle de, o esmânın nukuşunda dahi bir nakş-ı âzam var ki, o da insandır."

"Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. Yoksa hayvan ve câmid hükmünde insan olmak ihtimali var."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam.
(2) bk. Otuz Üçüncü Söz, Otuz Birinci Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

karolin
Âdeta bin bir ismin cilvesinin bir nokta-i mihrakiyesi hükmünde bir câmiiyeti var...Rahimiyetin bütün isimlere bir odak ,bir merkez oluşturduğunu nasıl anlayacağız?Ben esas,Ehad ve Samet isimlerinin merkezde olduğunu biliyordum..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
İnsan gibi hakir bir varlık ile Allah gibi aziz bir İlahın muhatap olması ancak rahmet ile izah edilebilir. Yani Allah'ın sonsuz şefkat ve rahmeti sonsuz izzetin önüne geçerek insanı kendine muhatap yapıyor. Yoksa rahmet olmasa insan Allah ile muhatap olamazdı.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...