Block title
Block content

"Evliya ne için usul-i imaniyede ittifak ettikleri halde meşhudatlarında, keşfiyatlarında çok tehalüf ediyorlar?.." cümlesini misal vererek izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Birinci sır: Evliya ne için usul-i imaniyede ittifak ettikleri halde meşhudatlarında, keşfiyatlarında çok tehalüf ediyorlar. Şuhud derecesinde olan keşifleri bazan hilâf-ı vaki ve muhalif-i hak çıkıyor. Hem niçin ehl-i fikir ve nazar, herbiri kat’î bir burhanla hak telâkki ettikleri efkârlarında, birbirine mütenakız bir surette hakikati görüyorlar ve gösteriyorlar; bir hakikat niçin çok renklere giriyor?"(1)

İslam dairesinde farklı meslek ve meşreplerin olmasının iki temel sebebi vardır. Birisi Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisine bakıyor. Diğeri ise insanların kapasite ve kabiliyet durumuna bakıyor.

Allah’ın her bir isim ve sıfatı diğer isim ve sıfatından hem mana olarak hem de hüküm olarak farklılık arz ediyor. Mesela, Allah’ın ilim sıfatı ile kudret sıfatı mana ve hüküm bakımından birbirinden farklıdır, hatta muhaliftir. İlim sıfatı varlığın her boyutuna nüfuz edebilirken, kudret sıfatı varlığın sadece mümkün olan boyutuna nüfuz edip taalluk ediyor. Diğer isim ve sıfatları da buna kıyas edebiliriz. İlm-i Kelamda bu isim ve sıfatların mana ve hükümleri ve tecelli ve taalluk alanları etraflıca izah edildiği için biz bu meseleyi kısa kesiyoruz.

Her bir isim ve sıfat  tecelli ederken mana ve hükmünü, tecelli ettiği yerde ve mahalde icra edip tezahür ettirmek istiyor. Diğer isim ve sıfatlar da aynı şekilde tecelli edince, eşyada ve mevcudatta bir ihtilaf, bir farklılık, bir başkalık hasıl oluyor. Nasıl Allah’ın isim ve sıfatları mana ve hüküm noktasından birbirinin aynı olması mümkün değil  ise, o mana ve hükümlere mahal ve mazhar olan eşyanın ve mevcudatın da  birbirinin aynısı ve kopyası olması mümkün değildir. Demek eşyadaki  ve mevcudattaki ihtilaf ve farklılıklar Allah’ın isim ve sıfatlarından gelen fıtri bir durumdur. Bu yüzden eşyayı ve mevcudatı bir kalıp içine sokup aynileştirmek ve her şeyi bir tek tip haline getirmek fıtrata aykırıdır.  

İnsan eşya ve mevcudat içinde daha özel ve daha seçkin bir konuma sahip olduğu için, insanların durumu biraz daha farklıdır. İnsan varlıklar içinde şahsiyet ve kabiliyet noktasından evrenin küçük bir numunesi küçük bir modeli gibidir. Her bir insan adeta değişik bir alem, farklı bir kainat gibidir. Duyguları, kabiliyetleri, düşüncesi ve mizacı noktasından insan tek başına bir alemdir. Yukarıda bahsedildiği gibi, Allah’ın isim ve sıfatlarının farklı mana ve hükümleri insanda daha belirgin ve keskin bir şekilde tecelli ediyor. Böyle olunca, her bir insan özellik ve şahsiyet açısından diğer insanlardan tamamen farklı bir mahiyete sahip oluyor. Onun için bir insanın mizaç ve karakteri bir diğeri ile aynı olmuyor,  farklı, hatta zıt ve muhalif olabiliyor.

Bu farklılıkların yanında elbette ortak olan ve genel kabul görmüş değerler de vardır. İnsanların sosyal ve toplumsal varlıklar olmaları bu ortak ve genel kabul görmüş değerleridir. Yani alemleri ve anlayışları birbirine yakın olan insanlar bir araya gelip yakınlaşmak ve toplumsallaşmak ihtiyacı hissederler. Bu toplumsallaşma ve yakınlaşmanın temel dinamiği kabiliyet ve anlayışların birbirlerine yakın olmasıdır. Toplumları ve milletleri oluşturan temel nokta burasıdır. Yani ortak değerler ve genel kabullerdir. Ama bu ortak değerler ve genel kabuller hiçbir zaman insanları aynileştirmez, birbirisinin aynı yapmaz. Bu yüzden aynı toplum ve milletler içinde farklı yapılanmalar ve farklı meslek ve meşrepler olabilir. Bu hem fıtri hem de gerçekçi bir ihtiyaçtır. Önemli olan bu farklılıkların kavga ve çatışmaya gidecek kadar taassup ve bağnazlığa varmamasıdır. Hak ve doğru bir çerçevede, ortak değerleri ve genel kabulleri incitmeyecek bir seviyede  insanların farklı meslek ve meşrepler oluşturması gayet doğal ve güzel bir durumdur. Hem de yukarıda izah edildiği üzere bu farklılaşmanın kökeni Allah’ın isim ve sıfatlarına dayanıyor.

Bu farklılık ve başkalık fıtri bir durum olduğu için, aynı mana peygamberlerde de mevcuttur. Bu sebeple her peygamberin fıtri ahvali ve mazhar olduğu şeriat birbirinden farklılık arz eder. Bu farklılıklarda hem Allah’ın isim ve sıfatları hem de kabiliyet ve istidatların rolü büyüktür. Mesela, Allah’ın bir ismi bir peygamberde galipse, diğer isimler o ismin gölgesinde ve tesirinde kalıyor. Bu yüzden bütün isimleri eşit ve azami bir noktada aksettiremiyor. Bu yüzden peygamberlerin şeriat ve mahiyetleri bir ismin hükümranlığı altında kalıyor. Yanlış anlaşılmasın, diğer isimler onlarda hiç tecelli etmiyor ya da eksik tecelli ediyor değil, diğer peygamberlere nispeten bir kıyaslamadır. Peygamberler arasındaki ihtilaf ve farklı makamların olması buradan kaynaklanıyor.

İki Cihan Serveri Peygamber Efendimiz (asm)'de Allah’ın bütün isim ve sıfatları azami ve dengeli bir şekilde tecelli ettiği için, onun şeriatı olan İslam bütün insanların kabiliyet ve mizaçlarını bünyesinde toplar ve çatısı altına alabilir bir genişliktedir. Yani genel çerçeve noktasından, İslam bütün insanlığı kuşatan, çatısı altına alan geniş bir dairedir. Hiç bir kimse;  İslam kalıp açısından dar olduğu için filanca adamı ya da filanca toplumu çatısı altına alamaz ya da bünyesinde hazmedemez diyemez. İslam dininin karakterinde Hazreti Peygamber (asm)'in geniş ve eşsiz mahiyeti ve mizacı vardır. Bu öyle bir mahiyet ve mizaçtır ki, hiçbir insan bu mahiyeti ve mizacı delip geçemez. Lakin küfür ve şirkte inat edip imana yanaşmayanlar bahsimizin dışındadır. Zaten onlar İslam’ı dar veya yetersiz gördükleri için değil, başka manevi hastalıklardan dolayı inkar ediyorlar.

Bu noktalardan hareketle İslam dairesindeki meşru cemaat ve tarikatları inkar edip, bunlar İslam birliğine zarar veriyor demek çok sığ ve yüzeysel bir yaklaşım olur. Belki cemaat ve tarikatlara mensup olan bağnaz ve tutucu kişiler eğitilip bilinçlendirilebilirler, ama asla cemaatlerin farklılıkları inkar edilemez. Böyle bir yaklaşım fıtrata aykırı olur.

Sahabeler zannedildiği gibi tek tip insanlar değildi; tam aksine, her sahabe tek başına bir cemaat ve ayrı bir meşrepti. Onların birlik ve beraberliği temel ve muhkem konular üzerinde idi, yoksa şahsi ve feri konularda her bir sahabe ayrı bir dünya, ayrı bir alemdi. Zaten bir çok mezhepler ve cemaatler sahabelerin bu ihtilafına dayanmaktadır. Mesela Hanefi mezhebi İbn-i Mesud (ra)’in ekolüne bağlı bir mezheptir.

İşte evliyaların temel konularda ittifak içinde iken, müşahede ve keşif noktasında ihtilaf içinde olması bu ince ve gamız sırdan dolayıdır. 

(1) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, İkinci Dal.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Dal | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3296 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

drerkan
Kardeşimizin misal isteğine şunu verebilirmiyiz muhterem hocam? Bediüzzaman ve risale-i Nur mesleğinde RAHİMve HAKİM Esması galiben tecelli ederken Mevlana Celalettin Rumi hazretlerinde VEDUD esması galiben tecelli ediyor?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...