Block title
Block content

Evliyalar ve asfiyalar niçin nefislerini terbiye etmek varken, öldürme yolunu seçmişlerdir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Bu ikinci nefs-i emmârede şuursuz kör hissiyat bulunduğu için, akıl ve kalbin sözlerini anlamıyor ve dinlemiyor ki onlarla ıslah olsun ve kusurunu anlasın. Yalnız tokatlar ve elemlerle nefret edip, veya tam bir fedailiğe her hissini maksadına feda etsin. Ve Risale-i Nur'un erkânları gibi, her şeyini, enaniyetini bıraksın. Bu acip asırda dehşetli bir aşılamak ve şırıngayla hem hakikî, hem mecazî iki nefs-i emmâre ittifak edip öyle seyyiata, öyle günahlara severek giriyor. Kâinatı hiddete getiriyor. Hattâ kendim, bir dakika zarfında, yirmi paralık bir sıkıntıyla, altmış liralık bir haseneye tercih etmeye çalıştım..."(1)

Nefs-i emmare, insanın nebati ve hayvani istek ve aruzlarının tamamına denir.

Hakiki nefs-i emmâre, insana kötülüğü emreden ve insanın terakki ve kemale gitmesine hem engel hem de yardımcı olan bir düşmandır. Yardımcıdır, zira rakipsiz ve düşmansız terakki ve tekemmül edilemez. Allah insanın fıtratına koymuş olduğu istidat çekirdeklerini geliştirip büyütmek için nefsi musallat etmiştir. Nefis bu yönü ile çekirdek olan kabiliyetlerimizi ağaç yapmak için hem yardımcı hem düşmandır. Zira insan nefsine mağlup olursa, bu kez de tedenniye gider.

Mecazi nefs-i emmâre ise, hakiki nefsin terbiye ve ıslahından sonra devreye giren ve insanın tekemmül ve terakkisini temin eden yedek bir nefistir. Bu nefis insandaki heves, damar, âsab, tabiat ve hissiyat karışımından ortaya çıkan bir duygudur. Nefs-i emmârenin vazifesini aynı ile belki daha şiddetli olarak devam ettiriyorlar. Nefislerini tezkiye ve terbiye eden büyük evliyalar nefsin yedek kuvveti hükmünde olan bu nefisten şikayet etmişler. Burada asıl maksat bu nefsin mahiyeti değil, gayesidir.

Gayesi ise, insandaki hayır istidatlarının tekemmül ve terakkisine vasıta olmaktır. Büyük zatlar hakiki nefsi tezkiye ve terbiye de etse, Allah onların lehine olarak ikinci mecazi bir düşmanı karşılarına çıkarıyor ve manevi mücadele ölene dek sürüyor. Bu iki nefsin gaye noktasından aralarında bir fark yoktur. Sadece mahiyet ve şiddet noktasından bir fark vardır. Nasıl yarışmalarda aşamalar kolaydan zora doğru gider. Her aşama aşıldıkça zor bir aşama karşına çıkar. Aynen bunun gibi büyük zatlar hakiki nefis aşamasını aşsalar da daha zorlarını Allah karşılarına çıkarıyor, ta ki, manevi terakki ve tekemmül devam edebilsin.

Bu ölçüler ışığında meseleye baktığımız zaman evliya ve alimlerin öfke ve şehvetleri tamamen yok olmuyorlar. Sadece şer ve kötülüklerde yüzleri soluyor. Yoksa şehvet ve öfke hak namına daima işler ve çalışır durumdadır. Şehvet sevaba, öfke de şer ve küfre düşmanlık şeklinde çalışıyor. 

(1) bk. Kastamonu Lâhikası, (148. Mektup)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Zeyl, Üçüncü Sebep, İkinci Vecih | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4240 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...