Block title
Block content

Evliyanın usûl-i îmaniyede ittifak etmesi ne anlama gelmektedir? Usûl-i îmaniyede ittifak eden evliyanın, keşfiyatlarında çok tehalüf etmelerini nasıl anlamalıyız? Ayrıca "meşhûdat" ve "keşfiyat" ne demektir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evliyanın hepsi imanın altı rüknüne yakinen inandıkları gibi, bu rükünlerin teferruatında da yine ittifak etmişlerdir. Meselâ, hepsi kitaplara imanda ittifak ettikleri gibi Kur’ân'ın her bir âyetine, her bir hükmüne inanma konusunda da, yine ittifak halindedirler.

Hiçbir veli, keşfine dayanarak bunların aksini söylememiştir. Zaten hakikate muhalif bir iddiaya keşif denmez.

Keşifler, hakikatler için söz konusudur; batıl şeyler hakkındaki tahminler keşif olamazlar.

Usûl-i imaniye ifadesi, genellikle imanın altı rüknü manasında kullanılmakla birlikte, bu ifadeye şöyle bir mana da verilmektedir:

Usûl-i îmaniye, insanı gayeye ulaştıran, hakikati ortaya çıkaran metotlardır.

En büyük gayesi, “tahkiki iman sahibi olmak ve cennete layık bir kıymete ermek” olan insanın, bu gayesine ulaşması noktasında Nur Külliyatı'nda çok hakikat dersleri verilmiştir... Sadece bir kaçını hatırlayalım:

"Tevhid ve vahdette cemâl-i İlâhî ve kemâl-i Rabbânî tezahür eder. Eğer vahdet olmazsa, o hazine-i ezeliye gizli kalır.”(1)

“Evet, nimet içinde in’am görünür; Rahman’ın iltifatı hissedilir. Nimetten in’ama geçsen, Mün’im’i bulursun. Hem her eser-i Samedanî, bir mektub gibi, bir Sâni’-i Zülcelal’in esmasını bildirir. Nakıştan manaya geçsen, esma yoluyla Müsemmayı bulursun...”(2)

“Ve keza, şuurî olmaksızın, senin lehine ve aleyhine çok fiiller cereyan etmektedir. O fiiller şuurî oldukları halde, şuurun taallûk etmediğinden sâbit olur ki, o fiillerin fâili bir Sâni-i Zîşuurdur.”(3)

Hakikat ulaşmanın usullerinde biri de keşif ve müşahededir.

“Herkes ayinesinin müşahedesine tabidir.” kaidesince, her veli, hakikatlerin kendi kalb ayinesine aksetmesinde, mazhar olduğu esmâya tabidir. Yani hangi isme daha ileri derecede mazhar olmuşsa, hakikatleri o mazhariyetin ışığında değerlendirir.

Bir cismin gerçek boyuna “hakikat” dersek, bu hakikat içbükey ve dışbükey aynalarda farklılık gösterir.

Üstat Hazretleri İnsan Penceresi’nin son kısmında, “Hayatta hissiyat suretinde kaynayan memzuç nakışlar, pek çok esmâ ve şuûnât-ı zâtiyeye işaret eder..." buyurur.

İnsanların simaları gibi ruhları da birbirinin aynı değildir. Bütün ruhlarda aynı manevî nakışlar bulunmakla birlikte, bazı ruhlarda zekâ, bazılarında hafıza, bir kısmında ümit, bir kısmında korku, bazılarında belli bir sanata meyil daha fazla olabilmektedir. İşte bu değişik hissiyatların farklı şekilde istimal edilmeleriyle de insanlarda farklı esmâ tecelli etmekte ve aynı hakikat, kişinin iç âleminin rengine boyanmakla ve değişik biçimlerde ifade edilebilmektedir.

Bu hakikat, bu Dal’ın tamamında Zühre, Katre, Reşha misalleriyle işlenmiştir. Ve Üstadımız bu misâlin “hakikate dar geldiğini” de özellikle beyan etmiştir. Bu darlık, kişilerin kabiliyetlerinin bütün hakikatleri kemaliyle anlamalarına yetmediğini ifade eder.

Biz de kendi kabiliyetimiz miktarınca bu ulvî ve çok geniş hakikatı, Zühre, Katre, Reşha misâllerinin ışığında bir derece anlamaya çalışacağız.

Meşhudat ve keşfiyat; yakın manalar taşırlar. Meşhudat; şahid olunanlar, görünenler demektir. Bu ise manen terakki eden insanların, belli bir noktaya vardıklarında mazhar oldukları hakikatlerdir. Yani, meşhudat keşfiyatın neticesidir.

Fennî ilimlerde, bir konuda yaptığı araştırmalarla derinlik kazanan kimse, sonunda ilmî bir hakikati ortaya çıkarır. Bu fennî bir keşiftir. Hakikatlerin keşfinde de benzer bir durum söz konusudur. Farzlarını ihlas ile yerine getiren, nafile ibadetlerini artıran, dua ile Rabbine iltica eden bir veli kulun kalbi de bazı hakikatlerin keşfine hazır hâle gelmiş olur. Ve Allah’ın inayetiyle başkalarının bilemeyeceği şeyleri bilmeye, göremeyecekleri şeyleri müşahede etmeye başlar.

Ehl-i keşfe’l-kubur olan sevgili bir kul, bir kabristana baktığında, orada medfun olan zatların hâllerini keşfedebilmekte, müşahede edebilmektedir.

Dipnotlar:

(1) bk. Şuâlar, İkinci Şua, Birinci Makam.

(2) bk. Sözler, On Yedinci Söz'ün İkinci Makamı.

(3) bk. Mesnevî-i Nuriye, Katre.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Dal | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 1629 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...