Block title
Block content

"Evvelen: Âsâra bakıp gaibâne muamele suretinde, saltanat-ı Rububiyetin mehâsinine temâşâger makamında kendilerini gördüklerinden, tekbir ve tesbih vazifesini eda edip Allah-u Ekber dediler." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın iki türlü ibadeti vardır. İlk önce bu iki tür ibadeti Üstadımız’ın şu izahından öğrenelim.

“İşte insan, şu kâinata geldikten sonra iki cihetle ubudiyeti var. Bir ciheti, gaibâne bir surette bir ubudiyeti, bir tefekkürü var. Diğeri, hâzırâne muhataba suretinde bir ubudiyeti, bir münacatı vardır."

"Birinci vecih şudur ki; kâinatta görünen saltanat-ı Rububiyeti, itaatkârâne tasdik edip kemalâtına ve mehasinine hayretkârâne nezaretidir."

"Sonra, esma-i kudsiye-i İlahiyenin nukuşlarından ibaret olan bedi’ sanatları, birbirinin nazar-ı ibretlerine gösterip dellâllık ve ilancılıktır."

"Sonra, her biri birer gizli hazine-i maneviye hükmünde olan esma-i Rabbaniyenin cevherlerini idrak terazisiyle tartmak, kalbin kıymetşinaslığıyla takdirkârâne kıymet vermektir."

"Sonra, kalem-i kudretin mektubatı hükmünde olan mevcudat sahifelerini, arz ve sema yapraklarını mütalaa edip hayretkârâne tefekkürdür."

"Sonra, şu mevcudattaki ziynetleri ve latif sanatları istihsankârâne temaşa etmekle, onların Fâtır-ı Zülcemalinin marifetine muhabbet etmek ve onların Sâni-i Zülkemalinin huzuruna çıkmaya ve iltifatına mazhar olmaya bir iştiyaktır."

"İkinci vecih huzur ve hitap makamıdır ki, eserden müessire geçer. Görür ki, bir Sâni-i Zülcelal, kendi sanatının mucizeleriyle kendini tanıttırmak ve bildirmek ister. O da iman ile marifet ile mukabele eder."

"Sonra görür ki bir Rabb-i Rahim, rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmek ister. O da O’na hasr-ı muhabbetle, tahsis-i taabbüdle kendini O’na sevdirir...”(1) *

İşte, insanın gâibâne ve hâzırane olmak üzere iki türlü ibadeti vardır. Üstadımız, On Birinci Söz’den izahını yaptığımız bu bölümde insanın gâibâne ibadetinden bahsetmektedir. Şöyle ki:

· İnsan ilk öce bir esere bakar ve o eseri Allah hesabına tefekkür eder.

· Bu tefekkürde rububiyetin mehasinini ve güzelliğini temaşa eder.

· Daha sonra o eserden gözünü kaldırır ve bütün kâinata birden bakar.

· Bu bakışında, kâinatın her köşesinde bu rububiyetin hâkim olduğunu görerek rububiyetin saltanatını temaşa eder.

· Ve daha sonra da bu saltanat-ı rububiyetin güzelliği ve kusursuzluğu karşısında “Allahü Ekber” diyerek tekbir ve tesbih vazifesini eda eder.

Yani sineklerden yıldızlara, karıncalardan gergedanlara, çiçeklerden galaksilere ve balıklardan bulutlara kadar her yerde hükümferma olan rububiyeti temaşa eder. Yani her mahlukun:

· Yoktan icad edilmesine,

· Rızkının mükemmel verilmesine,

· Hâlden hâle sokulmasına,

· Kemal bulması için sevk edilmesine,

· Ona hayat verilmesine,

· Farklı cihazlar ve aletlerle teçhiz edilmesine,

· Mükemmel vazifelerde çalıştırılmasına,

· Hayat şartlarının ona öğretilmesine...

Ve bunlar gibi rububiyetin diğer tecellilerine bakar. Her bir mahlukta rububiyetin tecellilerini teker teker tefekkür ettikten sonra, kafasını kaldırıp şu kâinata birden bakar ve bu rububiyetin her tarafı kuşatmış olan haşmetli saltanatını temaşa eder. Denizlerin dibindeki balıklardan sema denizinin yıldızlarına kadar her tarafı kuşatmış bir saltanat-ı rububiyet...

İşte insan bu temaşadan sonra, bu rububiyetin haşmetli saltanatı karşısında küçülür, büzülür ve eğilerek o Rububiyetin sahibine “Allahü Ekber” diyerek tekbir eder; tekbir ve tenzih vazifesini eda eder. 

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, İkinci Mebhas, Beşinci Nükte.

* Bölümün devamı için müracaat ediniz / Bu bölümün izahı orada gelecektir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...