Block title
Block content

"Ey benî-İsrail ve ey benî-Âdem! Kalb katılığı ve kasavetinizle öyle bir Zât-ı Zülcelâl'in evâmirine karşı itaatsizlik ediyorsunuz ve öyle bir Şems-i Sermedî'nin ziyâ-yı marifetine gafletle gözlerinizi yumuyorsunuz..." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte Kur'ân-ı Hakîm, şu manayı ihtar ile şöyle bir ders veriyor ki, der: Ey benî-İsrail ve ey benî-Âdem! Kalb katılığı ve kasavetinizle öyle bir Zât-ı Zülcelâl'in evâmirine karşı itaatsizlik ediyorsunuz ve öyle bir Şems-i Sermedî'nin ziyâ-yı marifetine gafletle gözlerinizi yumuyorsunuz ki, Mısır'ınızı Cennet suretine çeviren Nil-i Mübârek gibi koca nehirleri, âdi câmid taşların ağızlarından akıtıp mu'cizât-ı kudretini, şevâhid-i vahdaniyetini o koca nehirlerin kuvvet ve zuhur ve ifâzaları derecesinde kâinatın kalbine ve zeminin dimağına vererek, cin ve insin kulûb ve ukulüne isâle ediyor. Hem hissiz, camid bazı taşları böyle acib bir tarzda  mu'cizât-ı kudretine mazhar etmesi; Güneşin ziyası Güneşi gösterdiği gibi, o Fâtır-ı Zülcelâl'i gösterdiği hâlde, nasıl O’nun o nur-u marifetine karşı kör olup görmüyorsunuz?"

"İşte şu üç hakikate nasıl bir belâgat giydirilmiş gör. Ve belâgat-ı irşadiyeye dikkat et. Acaba hangi kasavet ve katılık vardır ki, böyle hararetli şu belâgat-ı irşada karşı dayanabilsin, ezilmesin?"

"İşte baştan buraya kadar anladınsa, Kur'ân-ı Hakîm'in irşadî bir lem'a-i i'cazını gör, Allah'a şükret."
(1)

İsrailoğullarının kalp katılığının taşlardan daha ileri olduğunu, taşlar parçalanarak sulara yol verirken, onların kalplerine hidayetten damla bile düşmediğini ders veren bu âyet-i kerîmeler, bizlere de çok önemli mesajlar veriyor. Bunların birincisi; bu kudret mu’cizelerini ve onların Allah’ın varlığına ve birliğine olan delâletlerini tefekkür ederek marifet ve muhabbet vadisinde yol almamızdır.

Metinde geçtiği gibi, güneşin ziyası güneşi gösteriyor. Her bir hadise de bir ziya gibi kendinde tecelli eden İlâhî isimden nur alıyor ve bu İlâhî icraatları cin ve insin nazarına arz ediyor. Dallardan akan meyveler Rezzâk isminin nurundan birer parıltı oldukları gibi, sert kayaların parçalanarak sulara yol vermeleri de Azîz, Cebbâr, Celîl, Kâdir gibi çok isimlerin tecellilerini taşıyorlar ve bizleri düşünmeye sevk ediyorlar. Ayrıca, bizi kalp katılığından uzak kalmaya, düşkünlere yardım etmeye, tevazu göstermeye de teşvik etmiş oluyorlar.  İlâhî emirlere karşı taş gibi direnmek isteyen nefsimizi yumuşatmanın ve onu terbiye ederek marifet ve feyizlere yol verecek hale getirmenin yollarını aramamız gerektiğini ikaz ediyorlar. Yâni  nefsimizi kötülükleri emreden  “emmare” mertebesinden çıkarıp, yumuşatarak “mutmaine” mertebesine erdirmeye çalışmamızı ve bu terbiyeyi aralıksız sürdürerek, o nefsi Allah’ın razı olduğu bir nefis hâline getirmemizi teşvik ediyorlar.

Allah’ın inâyetiyle, bu noktaya geldiğimizde artık o nefis, kalbimize marifet ve feyizlerin akmasına engel olmaktan vazgeçecek, aksine bu vadide ruhumuza yardımcı olacaktır.

Yumuşak suların sert taşlardan yol bulup geçmeleri, Allah’ın kudret ve inayetini göstermekle birlikte, bizlere de insanları hakka davet ve onlara iman hakikatlerini tebliğ konusunda güzel bir örnek oluyor. En katı yürekli, en sert tabiatlı insanlar bile, yumuşaklığın karşısında bir gün parçalanır, dağılırlar. Yeter ki biz bu yumuşak tavrımızı sabırla sürdürelim ve Risale-i Nur'un mesleğinin “nezihane ve nazikane ve kavl-i leyin”   olduğunu unutmayalım.

Ayrıca, burada önemli bir tevekkül dersi de verilmektedir. Sanki o yumuşak sular, “Ben o koca taşları delip geçemem.” demeyip, akmaya devam etmekte, tevekkül ile vazifesine koşmakta ve sonunda Rabbinin inayetiyle başarıya ulaşmaktadır.

(1) bk. Sözler, Yirminci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Makam, Üçüncü Nükte | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1941 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...