Block title
Block content

"Ey ehl-i kitap! İslâmiyeti kabul etmekte size bir meşakkat yoktur; size ağır gelmesin. Zira, size bütün bütün dininizi terk etmenizi emretmiyor." izahı nasıldır? Üstadımız Hristiyanların kendi dininde kalarak Müslüman sayılacaklarını mı kastediyor acaba?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Semavi dinlerin kökü ve aslı birdir. Hepsi aynı kaynaktan nebean ediyorlar. Fark sadece toplumların farklı örf ve anlayışından kaynaklanan teferruattadır. Yani dinler özünde ve esasında birdir. Sadece teferruatta farklı hükümleri havidirler. Bu yüzden Kur'an Ehl-i kitabı İslam’a davet ederken; "Siz İslam’a girince çok şey kaybetmeyeceksiniz, tam tersi eski dininizin aslını ve hurafelerden arınmış halini bulacaksınız." demek istiyor.

Tamamen farklı bir görüşten veya dinden gelen birisi İslam’a girse uyum süreci içinde sıkıntı ve meşakkat duyabilir. Ama temel olarak aynı inanç yapısından gelen bir Nasrani ve Yahudi’nin daha mükemmel ve hurafelerden münezzeh olan İslam’ı kabul etmesi, daha kolay ve daha ehvendir. Zaten Ehl-i kitapta imanın bütün temel unsurları var; sadece bozuk ve yanlış taraflar atılacak, sahih ve güzel bir iman edilecek.

Hristiyanlık ve Yahudilikte İslam’daki imanın altı şartı da mevcuttur. Sadece birkaç iman şubesinde, sonradan sokulan bir takım uydurmalar ve yanlış inanışlar terk edilecek. Bunun dışında toplumsal ve siyasi ihtiyaçlara hitap eden bir şeriatları zaten olmadığı için, İslam şeriatına teslim olmaları bunlara ağır ve meşakkatli gelmemek gerekir. Yani Ehl-i kitabın İslam’a girmekle kaybedecek hiçbir şeyleri yoktur. Bilakis çok şeyler kazanacaklar.

Mesela Hazreti İsa (as) ve Hz. Musa (as) peygamberleri, zaten bizde de peygamber olarak tanıyoruz.. Bunlara olan hürmet ve sevgi aynen İslam dininde de devam edecek. Bir Nasrani ve Yahudi İslam’a girmekle, peygamberini kaybetmeyecek, daha doğru ve daha makbul bir sevgi kazanacak.

Üstadımız Hristiyanların kendi dininde kalarak Müslüman sayılacaklarını mı kastediyor acaba?

Ehl-i kitap ile İslam arasında ihtilaflı noktalar olduğu gibi, ittifak edilmiş noktalar da vardır. Hatta ittifak noktalar ihtilaf noktalardan daha fazladır. Mesela imanın altı şartı ve ibadet manasında Ehl-i kitap ile İslam müttefiktir. Fark sadece Ehl-i kitaba bir kısım sonradan ilave edilmiş batıl ve küfrü iktiza eden hususlardır ki, Kur’an onları tashih ve tadil ediyor. Bir Hristiyan İslam’a girdiği zaman yine imanın altı şartını ve ibadet manasını bulacak, terk edeceği sadece Allah’ın sıfatlarına yakışmayan teslis inancı ve buna benzer sonradan uydurulmuş hurafelerdir. Hristiyan birisinin alışık olduğu dini düzenin büyük bir kısmı, zaten kamil ve ala bir şekilde İslam'da var; öyle ise İslam olmasında kaybedecek bir şeyi yok, aksine kazanacak çok şeyi var, diyerek ikna yolu ile Ehl-i kitabı İslam’a davet ediyor.

Yoksa Hristiyan birisine sen o eski batıl inançlarında kal, ama gel Müslüman da ol denilmiyor.

Ancak, itikadatınızı ikmal ve yanınızda bulunan esasat-ı diniye üzerine bina ediniz diye teklifte bulunuyor. Zira Kur'ân, bütün kütüb-ü sâlifenin güzelliklerini ve eski şeriatlerinin kavaid-i esasiyelerini cem etmiş olduğundan usulde muaddil ve mükemmildir. Yani, tâdil ve tekmil edicidir.”(1)

Bu cümleler ortada iken "Risale-i Nurların Hristiyan birisinin kendi dininde kaldığı halde İslam olabileceğini söylüyor" demek gerçekten çok sathi ve yüzeysel bir bakış olur. İslam bir Hristiyan’ı baştan sona yenilemiyor, sadece yanlış ve batıl cihetlerini temizleyip eski dininin esasına ve aslına yani Hazreti İsa (as)’in hakiki İseviliğine rücu ettiriyor. Hakiki İsevilik ile İslam zaten aynı kaynaktan beslenen iki pınar gibidir. Fark sadece detaydaki bazı hüküm ve kanunlardadır; zamanların değişmesi  ile hükümlerde değişir ki, İsevilikteki kanunlar değişip yerini İslam kanunları almıştır. Bu sebeple bir Hristiyan İslam olmakla çok şey kaybetmeyecek, aksine hakiki İseviliğe dönmüş olacak, deniliyor. Bu manaları anlamadan Üstad Hazretleri Hristiyan birisi batıl inançları ile beraber İslam olabiliyor, diye anlamak gerçekten çok komik olur.

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, Âyet: 4

Bir Hristiyan veya Yahudi dinini bırakmadan Müslüman olabilir mi?

Üstadımız burada zamanın getirdiği bazı şartları esas alarak onlara yaklaşımda bulunuyor. Başka bir yerde Üstadımız, Bu zamanda gaflet o kadar ileri gitmiş ki insanlar o gaflet yüzünden, bir nevi fetret dönemini yaşayacak buyuruyor. Yani Fetret dönemi, Peygamber gönderilmeyen zamanlar ve dönemler demektir.

Cenab-ı Hak “Biz Peygamber göndermediğimiz kavme azap etmeyiz” buyuruyor. Ancak İslamiyet gelmekle beraber, Ahir zamanda insanların gafleti ve yoğun meşguliyeti din-i hakkı arama hususunda müşkülat olduğundan, Fetret dönemi gibi; yani Peygamber görmemiş ve işitmemiş kavimler gibi yaşayacaklar. Demek ki çevrenin vaziyet ve baskısı insanların iradelerini tahdit edebilir ve zorlayabilir. İşte Ahir zamanda, o şartlar bulunduğundan, insanların ve Hristiyanların bazıları hak dini bulmakta zorlanacağından, bir nevi fetret muamelesi göreceklerdir. 

İşte buna binaen Üstadımız, Kur’an-ı Kerim’de ki o hakikati ve ayeti nazara veriyor. Yani Cenab-ı Hak sizlere, bütün bütün dininizi bırakınız demiyor. Belki hakiki Hristiyanlığı bulun, onun aslı İslamiyet’tir buyuruyor. Yani bizim İnandığımız hakiki İseviliğin, Hristiyanlarca kabul edilmesinden sonra inanç ve itikat bazında bir farklılık olmuyor. 

Muamelat ise, o farklı bir durumdur. Muamelattaki eksiklikler insanı günahkâr ve sefih yapar. Fakat itikattaki eksiklik insanı küfre ve ebedi Cehenneme götürür. İşte; İslamiyet onları, önce itikat, inanç ve fikir açısından kurtarıyor. Hakiki İsevilikte, İslamiyet’in esası bulunduğundan hakiki İseviliğe inanmaları itikat noktasında Hristiyanların istikametlerini koruyor. Bu ise onların kurtulması açısından kafidir. Vasıflarının Hristiyan olması ise, işin mahiyetini değiştirmez. Muamelat noktasında ise, Cenab-ı Hakk'ın Adalet ve Rahmetinin iktizası ne ise o cereyan edecektir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...