"Ey iman edenler, siz doğru yol üzerinde olduktan sonra başkasının sapıklığı size zarar vermez." ayetini, Risaleler ışığında açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan, İslam’ın istikametli yolunu bulduktan ve sımsıkı tabi olduktan sonra, başkalarının günahı ve küfrü size zarar veremediği gibi, sizi o hak yoldan da saptıramaz. Yani İslam yolu o kadar sağlam korunaklı bir yoldur ki, sen o yola iraden ile girdikten sonra, seni artık hiçbir kafirin küfrü, hiçbir şeytanın vehmi o yoldan çıkaramaz.

Bir de işlenen suçlar şahsa aittir, başkalarını bağlamaz. Lüzumsuz ve gereksiz yere onunla meşgul olunursa o zaman zarar verir.

Bediüzzaman, bu ayeti izah ederken, önce bir örnek üzerinde geniş bir açıklama yapar, sonra bu örnek üzerinden ayetin manasını ortaya koyar. Emirdağ Lahikası'nda geçen bu açıklamayı orijinal şekliyle buraya alıyoruz:

"Aziz kardeşlerim, siz kat i biliniz ki, Risale-i Nur ve şakirtlerinin meşgul oldukları vazife, ru-yi zemindeki bütün muazzam mesailden daha büyüktür. Onun için, dünyevi merak aver meselelere bakıp, vazife-i bakiyenizde fütur getirmeyiniz. Meyvenin Dördüncü Meselesini çok defa okuyunuz; kuvve-i maneviyeniz kırılmasın."

"Evet, ehl-i dünyanın bütün muazzam meseleleri, fani hayatta zalimane olan düstur-u cidal dairesinde, gaddarane, merhametsiz ve mukaddesat-ı diniyeyi dünyaya feda etmek cihetiyle, kader-i İlahi, onların o cinayetleri içinde, onlara bir manevi cehennem veriyor. Risale-i Nur ve şakirtlerinin çalıştıkları ve vazifedar oldukları fani hayata bedel, baki hayata perde olan ölümü ve hayat-ı dünyeviyenin perestişkarlarına gayet dehşetli ecel celladının, hayat-ı ebediyeye birer perde ve ehl-i imanın saadet-i ebediyelerine birer vesile olduğunu, iki kere iki dört eder derecesinde kati ispat etmektedir. Şimdiye kadar o hakikati göstermişiz."

"Elhasıl: Ehl-i dalalet, muvakkat hayata karşı mücadele ediyorlar. Bizler, ölüme karşı nur-u Kur'ân ile cidaldeyiz. Onların en büyük meselesi -muvakkat olduğu için- bizim meselemizin en küçüğüne -bekaya baktığı için- mukabil gelmiyor. Madem onlar divanelikleriyle bizim muazzam meselelerimize tenezzül edip karışmıyorlar; biz, neden kudsi vazifemizin zararına onların küçük meselelerini merakla takip ediyoruz? Bu âyet لاَيَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْ ve usul-ü İslamiyetin ehemmiyetli bir düsturu olan اَلرَّاضِى بِالضَّرَرِ لاَيُنْظَرُ لَهُ yani, 'Başkasının dalaleti sizin hidayetinize zarar etmez; sizler, lüzumsuz onların dalaletleriyle meşgul olmayasınız.' düsturun manası: 'Zarara kendi razı olanın lehinde bakılmaz. Ona şefkat edip acınmaz.'"(1)

Madem bu ayet ve bu düstur, bizi, zarara bilerek razı olanlara acımaktan men ediyor; biz de bütün kuvvetimiz ve merakımızla, vaktimizi kudsi vazifeye hasretmeliyiz. Onun haricindekileri malayani bilip, vaktimizi zayi etmemeliyiz. Çünkü elimizde nur var, topuz yoktur. Biz tecavüz edemeyiz. Bize tecavüz edilse, nur gösteririz. Vaziyetimiz bir nevi nurani müdafaadır.

(1) bk. Emirdağ Lahikası-I, 21. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...