Block title
Block content

"Ey sabırsız nefsim! Acaba geçmiş günlerdeki ibadet külfetini ve namazın meşakkatini ve musibet zahmetini bugün düşünüp muztarip olmak;.." cümlesini devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İki düşman ordu karşı karşıya geldiği zaman, ordunun başındaki komutan ordusunu savaş durumuna getirir. Ordusunun nerede ve ne şekilde duracağını ayarlar. Ordusunu düşmanın vaziyetine göre şekillendirmek yerine, ya düşman şuradan buradan saldırır endişesiyle oralara birlik gönderirse ordunun ana karargahı ve merkezi zayıflar.

Mesela, düşman ordusu birliklerini tek merkezde toplamış, saldırmak için beklediği bir anda, karşı komutan sağ ve sol yönlerden saldırma imkanı var diye ordusunu üçe bölüp sağ ve sol taraflara birliklerini dağıtsa, ordunun merkezi zayıf düşecek, düşman da bunu anlayıp zayıf olan merkeze saldırıp savaşı kazanacak. Bu komutan vehimler üzerine değil de bilimsel veriler ve askeri sanat üzerine hareket etse idi, merkezi zayıf bırakmaz ve savaşı da kaybetmez idi.

İşte insan ibadetlere sabır noktasında, sabır ve metanet ordusunu yani kuvvetini geçmiş ve gelecek zamanlara harcayıp tüketse, şimdiki zamana mecali ve kuvveti kalmaz. Yani insan der, şu kadar önümde ömür var, o ömür içinde de şu kadar namaz var, bu kadar namaz nasıl kılınır, deyip sabır ve dayanma gücünü bu gelmemiş zamana akıtsa; o anki namaza kendinde güç ve kuvvet bulamaz. Geçmişteki kıldığı namazları hatırlayıp, vay be ben nasıl bu kadar namazı kıldım, bir o kadar da önümde var, diye hayıflansa, o zaman bütün ibadet enerjisi kaybolur, o anki vakit namazına kendinde güç ve enerji bulamaz ve en sonunda namazı terk eder.

Halbuki geçmişin sıkıntısı gitmiş sevabı kalmış, gelecek ise daha gelmemiş, öyle ise bunları düşünüp sabır kuvvetimizi heba etmenin bir anlamı yok. Biz ibadet noktasında sadece o anımızı düşüneceğiz. O zaman sabır kuvvetimiz ve enerjimiz o anki  ibadetin altından kalkar. O sersem komutan gibi vehim yüzünden merkezi boş bırakmak akıl karı değildir.

"Madem hakikat böyledir. Âkıl isen, ibadet cihetinde yalnız bugünü düşün. Ve 'Onun bir saatini, ücreti pek büyük, külfeti pek az, hoş ve güzel ve ulvî bir hizmete sarf ediyorum.' de. O vakit senin acı bir füturun, tatlı bir gayrete inkılâb eder."

"İşte, ey sabırsız nefsim! Sen üç sabırla mükellefsin. Birisi, taat üstünde sabırdır. Birisi, mâsiyetten sabırdır. Diğeri, musibete karşı sabırdır. Aklın varsa, şu Üçüncü İkazdaki temsilde görünen hakikati rehber tut, merdâne 'Yâ Sabûr' de, üç sabrı omuzuna al. Cenâb-ı Hakkın sana verdiği sabır kuvvetini eğer yanlış yolda dağıtmazsan, her meşakkate ve her musibete kâfi gelebilir; ve o kuvvetle dayan."(1)

İnsan sabır kuvvetini doğru ve istikametli bir şekilde kullanırsa, hem ibadetlerini düzgün yapar hem musibetlere karşı metanetli olur hem de günahlardan kendini muhafaza eder. Allah, her insana bu sabır kuvvetini ihsan etmiş, yeter ki biz bu kuvveti yukarıda izah edildiği şekilde istikamet üzere kullanalım...

(1) bk. Sözler, Yirmi Birinci Söz

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...