Block title
Block content

"Ey şan ve şerefi, nam ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al. Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar." izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ey şan ve şerefi, nam ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al. Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar. O bela ve musibete düşersen اِنَّا لِلّهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ de, o belâdan kurtul...

Hayatın gayesini ve neticesini en veciz şekilde nazarımıza veren İlâhî bir ders:

“Şüphesiz  biz Allah içiniz ( Allah’a aidiz) ve muhakkak  O’na rücu edeceğiz.”    Bakara Sûresi, 156

Hepimiz Allah’ın kullarıyız. O’na ibadet etmek ve rızasını kazanmak için bu dünyaya gönderilmişiz. Ve sonunda yine O’na rücu edecek, O’na döneceğiz.

Yukarıdaki metinde, bu ayet-i kerime riya ve şöhret hastalığının ilacı olarak gösterilir.

İnsanların ondan söz etmelerini, onu beğenmelerini ve alkışlamalarını hayatına gaye edinmiş bir insan, bu dünyaya Allah için gönderildiğini unutmuş, insanlara beğenilmek için gönderildiği zannına veya vehmine kapılmıştır. Akıl, bunun böyle olmadığını çok iyi bilir. Çünkü, o alkışlarına can attığımız insanlar dün yoktular, yarın yine bu dünyadan göçüp kaybolacaklar. Onların taktirleri, beğenmeleri sadece bu kısa dünya hayatında,  bazı hisleri tatmin edebilir, ama ölüm ötesinde hiçbir işe yaramaz.

Kabristanlar bize bu dersi en mükemmel şekilde verirler. Bir kabristanda yatan bütün kişileri tanıyan birisi,  bize onlardan birini göstererek “Şu adam var ya, hayatta iken şunların alkışlarına can atardı. Onlar da bunu çok severlerdi, ama şimdi her biri kendi hesabını vermekle meşgul, birbirlerine bakacak halleri yok.” dese, riyaya aşık olan nefsimize büyük bir ders vermiş olur.

İnsan hissine mağlup olmayıp şöyle bir düşünse şöhret  hastalıktan rahatça kurtulacaktır:

Benim cebimde on  lira olsun. Ama çevremdeki bütün insanlar benim bin liram olduğunu sansalar, onların bu yanlış bilgileriyle benim param artar mı? Hayır.

Aksini düşünelim: Cebimde bin lira var, ama herkes benim on liram olduğunu sanıyor. Onların bu zannıyla benim param azalır mı? Yine hayır.

İşte insanların zanlarıyla bizim maddî servetimizde bir artma ve azalma olmadığı gibi, manevî hayatımızda da bir değişme olmuyor.  Biz neysek oyuz. İmanımız ne ölçüde kemale ermişse, salih amel ve takvadan hissemiz ne kadarsa bizim Hak katındaki değerimiz de o kadardır. Başkaların bizi şöyle veya böyle bilmeleri sonucu değiştirmez.

Ve biz, Rabbimize gerçek değerimizle rücu edeceğiz, başkalarının bildiğiyle  değil.

Ayetin açıkça ders verdiği gibi, insan bu dünyaya Allah için gönderilmiştir, diğer insanlar için değil. Ve ölüm hadisesiyle yine Allah’a rücu edecektir, diğer insanlar gibi.

Bu kısa fakat öz metinde, şöhret ve riya hastalığı hakkında  şu  iki noktaya önemle dikkat çekilir:

“Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar.”

Riya, yani bir işi başkaları görsün ve beğensin  diye yapma hakkında Nur Külliyatında “şirk-i hafi”, yani gizli şirk ifadesi kullanılır.

Açık şirk, insanın doğrudan putlara tapması yahut başka eşyayı Allah’a ortak koşmasıdır. Gizli şirk ise, Allah’ı bir bildiği halde başkalarının teveccühünü ve  rızasını öne almaktır.

“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet-kulluk- etsinler diye yarattım.”  (Zâriyât Sûresi, 56) ayet-i kerimesi insanın yaratılış gayesini açıkça ortaya koyduğu halde, bu dünyaya başkalarına kendini beğendirmek ve onları memnun etmek için geldiğini vehmeden insan, gizli bir şirk hastalığına yakalanmış demektir.

Yine Allah kelamında “kalplerin ancak Allah’ı anmakla tatmin olacağı” beyan edilmişken, başkalarının anmasıyla tatmin olan kalpler, manen hastadırlar. Bu hastalığı Üstat hazretleri “zehirli bal yeme” olarak tarif eder.  Riya ve şöhret,  nefsin ve hissin hoşuna gitmekle  kısa bir süre bal tadı verseler de, o zehir,  sonunda kalbi öldürür.

Bu zehirli bal insanın manevi hayatını mahvettiği gibi, dünyada da “İnsanı insanlara abd ve köle yapar.”

İnsanların teveccühüyle tatmin olan bir şöhret hastası, onlara bir bakıma mahkûm olmuş demektir. Bir köle, “Nasıl yapsam da efendimi razı etsem?” diye düşündüğü gibi, bu adam da insanların beğenmeleri konusunda aynı pozisyona düşmüş, onlara bir bakıma köle olmuştur.

Dünyanın bir  misafirhane olduğunu hepimiz biliriz. O halde, bütün insanlar bir yönleriyle  bizim otel arkadaşlarımızdır. Önemli olan onların bizi alkışlamaları değil, gideceğimiz yerde ne ile karşılaşacağımızdır.

Öyleyse çare,  insanların geçici ve manasız teveccühlerinden  yüz çevirerek  bizi gönderene dönmektir. Bu dönüş, dünyada O’nun rıza çizgisinde yürümekle gerçekleşir, ahirette ise rahmetine ererek.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...