"Ey şanlı asakir-i muvahhidîn! Ve ey bu millet-i mazlumeyi ve mukaddes İslâmiyeti iki defa büyük vartadan tahlis eden muhteşem kahramanlar!" Buradaki “iki büyük varta” nedir ve asker onları nasıl kurtarmıştır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"(31 Mart hâdisesinde isyan eden sekiz taburu itaate getiren ve musibeti yüzden bire indiren iki derstir ki, dinî ceridelerde 1325'de neşredilmiştir. Milâdî 1909)"

"KAHRAMAN ASKERLERİMİZE"

"Ey şanlı asâkir-i muvahhidîn! Ve ey bu millet-i mazlumeyi ve mukaddes İslâmiyeti iki defa büyük vartadan tahlis eden muhteşem kahramanlar!"(1)

Cenab-ı Hakk'ın takdir ve tensibiyle, Din-i Mübin-i İslam'a hizmetkar, hilafete bayraktar olarak tayin ettiği bu millet ve onun kıvamı olan Osmanlı Devleti; dinin himayetini ve hizmetini omuzuna alarak, devlet olarak 620 yıl millet olarak da bin yıldan ziyade deruhte etmiş ve taşımıştır. Bu hamiyetin ve vazifenin hakkıyla ifa edilebilmesi için, iman ve kuvvet bütünlüğü icab eder. İman; Kur'an'a olan teslimiyetten gelmektedir. Kuvvet ise; ordu ve asker olan milletin cesaretidir. Dolayısıyla bu millet, asker bir millettir.

Bu özelliği ile bin yıldan beri cihadla tavzif edilmiştir. Bu onun kaderidir. Tanzimat Döneminde hasta hale getirilerek tamamen yok edilmeye çalışılan Osmanlı İmparatorluğu ve onun kıvamı olan Etrak, İtilaf devletlerinin sinsi oyunlarına ve planlarına hedef olmuştur. Ehli dalalet hariçten tehacümle, asırlardan beri yıkamadıkları bu devleti ve onun taşıyıcısı olan Ordu-yu İslam'ı, içten ihtilaf oluşturmak ve yetiştirdikleri hainlerle İslam'ın kıvamı olan o orduyu çökertmek ve bozuk kafalı hainlerle, içten tahrip ederek yıkmak muradları idi.

Bu sebeple, Tanzimat'tan başlayarak ileri seviyedeki adamlarını, hatta bazen de ordunun bağlı olduğu sadrazamı dahi satın alarak, hilafete ve saltanata karşı tahrike başladılar. Bu şekilde zor olan işlerini, içerdeki hainlerle kolaylaştırdılar. Mesela, İttihat ve Terakki, yamalı bir bohça idi. Masonların kurmuş olduğu ve siyonizmin oyuncağı haline gelen İttihat ve Terakki'nin bir kısmı İngiliz, bir kısmı Alman, bir kısmı Fransız, bir kısmı da İtalyan taraftarı idiler. Hatta Sultan Abdülaziz Han'ın katlinde parmağı olan, Mithat Paşa sadrazamlık makamına gelmişti. Bu Mithat Paşa'nın kendisi eroinman olup, dönmeydi. Dedesinin adı İsrail idi. Sultan Abdülhamid Han bu ekiple maalesef çalışıyordu. Askeri ve siyasi dehasıyla hem dış dünyanın dengelerini koruyor, Osmanlı'nın düşmanlarını ihtilafla idare ederken, içeride yamalı bohça gibi olan devlet yapısını da aynı zamanda o dehası ile sevk ve idare ediyordu.

33 yıl harpsiz, darpsız dünyayı idare etti. Ancak mukadderatı basireti ile anladı. Bu anlayışıyla Osmanlı'nın en az zayiatla yıkımını 33 yıl geciktirdi. Ordunun ve askerlerin hilafete ve saltanata karşı başkaldırışlarını ve isyanlarını çok iyi değerlendirerek, bu zihniyetin kaynağının dünya devleri ve mahsusen siyonizmin en güçlü dönemine denk geldiğinden, planın ve programın dehşetini ve merkezini çok iyi biliyordu. Bu sebeple; ya Osmanlı millet olarak tamamen helak olup saha-i vücuttan çekilecekti veya ordu menşe'li ve merkezli olan Tanzimat ve Meşrutiyet hareketlerine müsaade edilip, zaman ve imkan kazanılacaktı. İşte bu siyasi basiret sebebiyle, Sultan Abdülhamid Han, ordunun baskısı ve tahriki ile iki defa Meşrutiyeti ilan etme mecburiyetinde kaldı biri 1876'da I. Meşrutiyet, ikincisi 1908'de II. Meşrutiyet.

Ordu'nun tahrikiyle, Abdülhamit Han'ın ince siyaseti ile kan dökülmeden, iki hürriyet hareketi ile iki mühim istibdadın önü alınmış oldu. Eğer Abdülhamit Han isteseydi, emrinde bulunan en az otuz bin kişilik hassa ordusuyla, bugünkü Suriye'de olduğu gibi taht kavgasına girer, binlerce insan telef olur, bu da Avrupalıların işine yarardı. Her iki Meşrutiyet de bir nevi ikiye ayrılmış olan devlet mekanizması ve askerlerin karşılıklı anlayışları, aklıselimin öne çıkmasıyla her iki hareket kansız ve en az zaiyatla tahakkuk etmiş ve Osmanlı meşrutiyete geçerek, saltanatın işi maalesef bitmiştir. Buradaki varta her iki meşrutiyetin ilanı hengamında olan karışık hadiselerdir.

Eğer aklıselim hükmetmeseydi, mahiyeti itibariyle bir cihette saltanat ve İttihat ve Terakki olarak ikiye bölünen, ayrıca İttihat ve Terakki'de muhalefet ederek isyan eden ayrı grupların ve mekanizmaların olduğuna da bakarsak, iki defa öyle müthiş infilaklar, vartalar olacaktı ki bu iki mücadele ve varta Avrupalıların ekmeğine yağ sürüp ve çanak tutarak, ülke tamamen istila edilecekti. Hem Saltanat canibinden hem birbirlerine muhalif olan İttihat ve Terakki ve onların hasmı olan grupların üst seviyelerinde vatanperver ve İslamperver akıllı ve siyasi insanların uyanık davranmasıyla, iki defa Meşrutiyet ilan edilerek akıllı bir siyaset takip edilmiştir. İki defa Osmanlı hamiyetperverleri tedbir alarak, Avrupa'nın itlaf planını askıya almaya, geciktirmeye sebebiyet vermişlerdir.

Muazzez Üstad'ımız da bu ince siyaseti takdir etmiş, kendisi de Eski Said döneminde bu doğumun sancısını hafifletecek vazifeler almış ve yatıştırıcı rol oynamıştır.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Said Nursi 31 Mart Hadiselerine Karışmış mıdır?

(1) bk. Hutbe-i Şâmiye.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...