Block title
Block content

"Ey şiddet-i şefkatten şedit bir elemi hisseden nefsim ve arkadaşım! Vücut hayr-ı mahz, adem şerr-i mahz olduğuna, bütün mehâsin ve kemâlâtın vücuda rücuu ve bütün maâsî ve mesâib ve nekaisin esası adem olduğu delildir." ifadesini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Eğer desen: Birinci Mebhasta ispat ettin ki, kaderin herşeyi güzeldir, hayırdır. Ondan gelen şer de hayırdır, çirkinlik de güzeldir. Halbuki, şu dâr-ı dünyadaki musibetler, beliyyeler o hükmü cerh ediyor."

Elcevap: Ey şiddet-i şefkatten şedit bir elemi hisseden nefsim ve arkadaşım! Vücut hayr-ı mahz, adem şerr-i mahz olduğuna, bütün mehâsin ve kemâlâtın vücuda rücuu ve bütün maâsî ve mesâib ve nekaisin esası adem olduğu delildir."(1)

 Bir binanın bütün tavan, odaları ve içindekileri temelin üstünde olması gibi, kainatta, iyilik ve hayır adına ne varsa hepsinin temeli ve esası vücut üzerine bina edilmiştir. Şayet vücut, yani varlık olmasa, ona bağlı olan her şey yokluğa düşecek ve hiçliğe gidecektir. Onun için vücut, yani varlık nimetinin her tarafı ve her köşesi hayırdır ve güzeldir.

Bunun zıttı olan adem, yani yokluk ise, her hayrı ve güzelliği yok eden ve hiçliğe atan bir şey olmasından, her tarafı şerdir, hiçbir olumlu yönü yoktur.

Allah kainattaki bütün nimetlerini vücut nimeti üzerine inşa etmiştir. O olmasa, nimetler de olamaz. O zaman,  vücudun neresinde, hangi yerinde şer ve çirkin bir şey olabilir. Adem ise, Allah’ın bütün nimetlerini uçuran ve yok eden bir mana olmasından, neresinde bir hayır, hangi şeyinde bir güzellik olabilir. Onun için vücudun, yani, varlığın her tarafı hayır; ademin, yani yokluğun her tarafı ise şerdir, denilmiştir.

Bir hayrın meydana gelip vücut bulması, bütün şart ve sebeplerin bir araya gelmesine bakar. İnsanın hayra olan niyet ve arzusu ise, bu şart ve sebeplerden sadece  bir tanesidir.

Mesela, namaz kılmakta yüz tane fiil olduğunu varsayalım, bu yüz fiilden, doksan dokuzunu Allah yaratır. Geri kalan niyet işini ise kul yapar. O zaman insan, bu namaz kılma eylemini kendi üstüne alamaz. Zira, namazın yaratma kısmının tamamı Allah’a aittir. Kul’a düşen, sadece istemek ve irade etmektir. İşte, namaz bir iş, bir fiil olmasından, vücudi ve hayırdır; kula verilmez. Kul, ancak dua ve talep ile onun sevabını alabilir. İrade ve talep noktasından  bu yüz eylemden sadece birisi insana aittir. Bu noktada küçük de olsa insanın hayırda bir hissesi vardır

Ama namaz kılmamak ise, bir fiil, bir iş olmadığından, bir vazifesizlik ve terk etme manasını taşıdığı için, ademdir. Yani, yokluk hükmündedir; kula verilir. Burada bu namazsızlık şerrini farazi olarak yüz parça düşünecek olursak,  insana ait doksan dokuz, Allah’a ait birdir. O da  sadece yaratmak noktasıdır. Demek şer insana aittir.

Bir binanın yüz günde, yüz usta tarafından yapılması hayrı ve vücudu temsil eder. O binanın, bir dinamit ile yerle bir edilmesi ademi ve şerri temsil eder.

Yapmak vücuda  rücu ederken, yıkmak da ademe rücu ediyor, demektir. Namaz kılmak vücuda rücu ederken, kılmamak ademe rücu ediyor.

* * * 

"Üçüncü nükte: Bütün ehl-i tahkikin icmâıyla, vücut hayr-ı mahzdır, nurdur. Adem şerr-i mahzdır, zulmettir. Bütün hayırlar, iyilikler, güzellikler, lezzetler, tahlil neticesinde vücuttan neş'et ettiklerini ve bütün fenalıklar, şerler, musibetler, elemler, hattâ mâsiyetler ademe râci olduğunu ehl-i akıl ve ehl-i kalbin büyükleri ittifak etmişler."(2) 

Bütün güzelliklerin, hayırların, iyiliklerin, lezzetlerin var olması ancak vücuda bağlıdır. Vücut olmasa, bütün hepsi yok olur. Vücuttan kasıt, var olmak demektir. Yani Allah’ın ilminden, kudret ve irade vasıtası ile varlık sahasına intikal etmektir. Yukarıda sayılan bütün hayır ve güzellikler vücudun içinde ve ona bağlı varlıklardır. Onun için vücut, yani varlık nimetinin her tarafı ve her köşesi hayırdır ve güzeldir.

On katlı bir bina düşünelim, bu binanın temeli vücut olsun, onun üzerine yapılmış birinci kat hayır katı olsun, ikinci katı iyilik katı, üçüncü katı güzellik katı, dördüncü katı lezzet katı ve hakeza… Aklımıza gelen diğer şeyler de, diğer katlar olsun.

Burada, binanın temeli ve esası vücuttur. Yani binanın var olma ve ayakta durma sebebi vücut temelidir. Temel olmasa hepsi yok olur. Nimetler için de en büyük ve birinci nimet, yokluktan varlığa çıkmaktır. Yani, varlık nimetidir. Ondan sonra hayat, ruh, şuur, iman, gibi nimetler gelir ki, onların da oluş sebebi yine vücuda, yani varlık nimetine bağlıdır.

 Burada tahlil ve tahkik neticesinde bütün akıllar bu sonuca ulaşıyor. İnsanlık içinde de  en temel hak ve özgürlük yaşama hakkı olarak kabul edilmiştir. Bunun temelinde de, yukarıda var olma nimetinin önemi yatar. Yaşama özgürlüğü olmadan, diğer özgürlüklerin bir anlamı olamaz.

Nimetin yok olması elemdir, lezzetin gitmesi azaptır, sıhhatin kaybolması musibettir. Dikkat edilirse, bütün acı ve azaplar hep bir şeyin yok olması ve kaybı ile ortaya çıkıyor. Demek bütün şer ve fenalıkların temeli ve esası ademe, yani yokluğa dayanıyor. Nimetlerin vücuda dayanması ne ise, musibet ve elemlerin de yokluğa dayanması aynıdır.

Varlığın zıttı olan adem, yani yokluk ise, her hayrı ve güzelliği yok eden ve hiçliğe atan bir şey olmasından, her tarafı şerdir, hiçbir olumlu yönü yoktur. Şefkat hissi de bundan müthiş bir ıstırap duyuyor.

Özet olarak, Allah kainattaki bütün nimetlerini vücut nimeti üzerine inşa etmiştir. O olmasa, diğer nimetler de olamaz. O zaman, vücudun neresinde, hangi yerinde şer ve çirkin bir şey olabilir. Adem ise, Allah’ın bütün nimetlerini uçuran ve yok eden bir mana olmasından dolayı, neresinde bir hayır, hangi şeyinde bir güzellik olabilir. Onun için varlığın her tarafı hayır; yokluğun her tarafı şerdir denilmiştir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.

(2) bk. Şualar, Dördüncü Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Dördüncü Mebhas | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3532 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...