Block title
Block content

"Eyyâm-ı İlâhiye ile beş yüz sene bizim küreden uzak olmakla beraber, mevc-i mekfuf olan semaya temas etmek, imkân-ı aklîden hâriç değildir. Zira “Kaf” sema gibi şeffaf ve gayr-ı mer’î olmak caizdir." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Şu dünyanın bir ömrü, ve şu dünyadaki küre-i arzın dahi ondan kısa diğer bir ömrü, ve küre-i arzda yaşayan nev-i insanın daha kısa bir ömrü vardır. Bu birbiri içinde üç nevi mahlûkatın ömürleri, saatin içindeki dakika, saniye, saatleri sayan çarkların nisbeti gibidir. Nev-i insanın ömrü, küre i arzın iki hareketiyle hasıl olan malûm eyyamla olduğu gibi, zîhayatın vücuduna mazhar olduğu zamandan itibaren, küre-i arzın ömrü ise merkez-i irtibatı olan şemsin hareket-i mihveriyesiyle hasıl olan eyyamla olması hikmet-i Rabbâniyeden uzak değildir. Ve dünyanın ömrü ise Şemsü'ş-Şümusun hareket-i mihveriyesiyle hasıl olan eyyâm iledir."

"Şu halde nev-i insanın ömrü yedi bin sene eyyam-ı malûme-i arziyeyle olsa, küre-i arzın hayata menşe olduğu zamandan, harabiyetine kadar, eyyam-ı şemsiye ile iki yüz bin seneden geçer. Ve Şemsü'ş-Şümusa tâbi ve âlem-i bekadan ayrılıp küremize bakan dünyaların ömrü-Şemsü'ş-Şümusun işarât-ı Kur'âniyeyle herbir günü 50.000 (elli bin) sene olmasıyla-yedi bin sene, o eyyâmla yüz yirmi altı milyar (126.000.000.000) sene yaşarlar. Demek, eyyâm-ı şer'iye tâbir ettiğimiz eyyâm-ı Kur'âniyede bunlar dahil olabilirler."(1) 

Nasıl dünyanın kendi etrafında dönmesinden gece ve gündüzler ve senelik dönüşünden de seneler hasıl oluyorsa, aynı şekilde güneş ve sair gezegenlerin de buna benzer kendi etraflarında dönmesinden seneler ve günler hasıl oluyor. Yalnız bu gezegenlerin dönme zamanları farklı olduğu için güneşin bir dönüşü dünyanın binlerce dönüşüne bedeldir. Böyle olunca güneşin bir günü dünyanın binlerce gününe bedeldir, bir senesi elli bin senesine denk gelir. Aynı şekilde güneşten daha büyük yıldızlarında bu tarz dönüşlerinden hasıl olan gün ve yılları, güneşten katbekat fazladır. Böyle olunca kainat içinde göreceli yüzlerce gün ve yıl kalıpları ortaya çıkıyor.

Bugünkü fen, dünyanın gün ve yıl kalıbını esas aldığı için Kur'an ve hadiste işaret edilen bir takım, gün ve yıl tabirlerine itiraz ediyor. "Dünyayı ve semayı altı günde yarattım" ayetine itiraz ederek bilimsel olarak dünya ve gezegenin oluşumu milyarlarca yıl sürmüştür, öyle ise Kur'an -haşa- yanılmıştır, diye şüphe atıyor. Halbuki Kur'an ezel ve ebed sultanı olan Allah’ın kelamı olmasından, kainattaki bütün gün ve yıl kalıplarını tabirinin ve kelamının  içine alıyor.

Kainatta öyle galaksiler var ki bu galaksinin bir günü dünyanın milyarlarca gün ve yılına karşılık gelir. Kur'an’ın dünya ve semanın ömrünün milyarlarca yıl olmasını altı gün ile tabir etmesi, bu galaksilerin gün ve yıl kalıbına göre olma ihtimalidendir. Öyle ise Kur'an’a itiraz etmek yersiz ve hatalıdır.

 Alem-i Misal: Maddi alemle ruhlar alemi arasında bir köprü alemidir. Bu alem hem maddi alemden hem de ruhlar aleminden vasıflar almıştır. Maddi aleme göre misal alemi daha latif ve hafif bir alemdir. Misal alemi hayale yakın bir alemdir.

Uyku halinde insanın maddi alemle ilişkisi ve münasebeti kesildiği için, sair latife ve duygular gaybi alemler ile irtibata geçiyor ve oralarda geziniyor. Kalbin ve duyguların terakki ve keskinliğine göre bazen levh-i mahfuzun cilveleri bazen de kader mektuplarının numuneleri ile karşılaşıyor. İşte rüyanın hakikati bundan ibarettir.

Rüyada görülen bu cilveler ve numuneler misal aleminin abartılı şekil ve şemallerine bürünüyor. İşte bu yüzden görülen rüyalar tabir istiyor. Zira hakikat aleminden basit bir şey misal aleminde çok büyük ve karmaşık bir hal alabiliyor. Bu yüzden bu karmaşıklık ve abartılı haller tabir ile hakikate uyarlanması gerekiyor.

Maddi alemden bir çakıl taşı misal aleminde büyük bir dağ gibi yansıyor. Yine maddi alemden bir damla su misal aleminde deniz gibi tezahür ediyor. İşte bazı mühim evliyalar bu alemi ruhen seyrederken orada gördüklerini bu alem de görmüş gibi tasvir ve tabir ettikleri için, bir takım yanlış anlamalara ve itirazlara kapı açmışlar.

Kaf dağı da bu evliyaların misal aleminde gördükleri büyük ve geniş bir dağdır ki bu dağın dünya yüzüne yerleşmesi mümkün değildir. Bu sebeple coğrafya uzmanları bu gibi evliyaların gördüm dediği kaf dağını kabul etmiyorlar. Bir tarafta bilim diğer tarafta makbul veliler olunca Üstad Hazretleri bu durumu tevil ve tabir ederek aradaki anlaşmazlığı ve uyuşmazlığı ortadan kaldırıyor. O evliyaların gördüğü haktır lakin dünyaya tatbik etmeleri hatalıdır, diyerek orta yolu buluyor.

Mesela Himalaya dağlarının misal aleminde Kaf dağı şeklinde tezahür ve tecelli etmesi mukadderdir.  Nasıl buradaki çakıl taşı orada dağ olarak yansıyor ise Himalaya dağlarının da misal aleminde çok azametli ve büyük bir dağ silsilesi ve mekanı olarak yansıması normaldir.

(1) bk. Barla Lâhikası, (250. Mektup)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...