"Fakat bazan cüz'î ve hususî bir hadise, büyük bir âlemi istilâ eder." cümlesine örnek verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Fakat bazan cüz'î ve hususî bir hadise büyük bir âlemi istilâ eder. Hangi köşede dinlenilse, o hadise işitilir. Ve bazan da büyük tahşidat, düşmanın kuvvetine karşı değil, belki izhar-ı haşmet için yapılır. Meselâ, hadise-i Muhammediye (a.s.m.) ve vahy-i Kur'ân'ın hadise-i kudsiyesi, umum semâvat memleketinde, hattâ o memleketin her köşesinde en mühim bir hadise olduğundan, doğrudan doğruya çok uzak ve çok yüksek olan koca semâvâtın burçlarına nöbettarlar dizilip, yıldızlardan mancınıkları atarak casus şeytanları tard ve def ediyorlar vaziyetinde göstermek ve ifade etmekle, vahy-i Kur'ânînin derece-i haşmetini ve şâşaa-i saltanatını ve hiçbir cihette şüphe girmeyen derece-i hakkaniyetini ilâna bir işaret-i Rabbâniye olarak, o vakitte ve o asırda daha ziyade yıldızlar düşürülüyormuş ve atılıyormuş. Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan dahi, o ilân-ı tekvîniyeyi tercüme edip ilân ediyor ve o işaret-i semâviyeye işaret eder."(1)

Mesela; Kadir Gecesi cüz’i bir hâdise olmasına rağmen, bütün sema âleminde bulunan meleklere sirayet edip, onların dünyaya inmesine vesile oluyor. Yine miraç, Peygamber Efendimiz (asm)'in hususî ve cüzi bir seyahati iken, bütün sema ve kâinat âlemini istila ile kendinden söz ettiriyor.

Yine Üstad'ın vermiş olduğu misalde; vahyin inmesine alamet olması için, semada hayırlı ve şerli mahlûkların muharebe yapması buna güzel bir misaldir. Zahiren gök taşları düşmektedir; hakikatte ise, her bir gök taşı, düşmanı uzaklaştırmak için atılan bir mermi gibidir. Ve bir hakikatin insanlar tarafından anlaşılması için kullanılmaktadır. Diğer taraftan, ihtiyarlanan gök cisimleri ömürlerini doldurdukları için düşmüş olsalar bile, Allah, onları israf etmemekte ve aşağıda izah edilen hakikatin tahakkukuna vesile kılmaktadır.

"İşte bu yıldız cinsinden bir nev'i de, nazenin semâ yüzünün murassa ziynetleri ve o ağacın münevver meyveleri ve o denizin müsebbih balıkları hükmünde, Fâtır-ı Zülcelâl, Sâni-i Zülcemâl onları yaratmış ve meleklerine mesireler, binler menziller yapmıştır."

"Ve yıldızların küçük bir nev'ini de şeyâtînin recmine alet etmiş."

"İşte bu recm-i şeyâtîn için atılan şahapların üç mânâsı olabilir:"

"Birincisi: Kanun-u mübareze en geniş dairede dahi cereyan ettiğine remiz ve alâmettir."(15. Söz)

Semâ dairesinde cisimleri latif, ama fıtratları şer olan cin taifesinin şerli bir tabakası ile melekler ve tayyip olan ruhlar arasında da bir çarpışma vardır.

"İkincisi: Semâvatta hüşyar nöbettarlar, mutî sekeneler var. Arzlı şerirlerin ihtilâtından ve istimâlarından hoşlanmayan cünudullah bulunduğuna ilân ve işarettir." (15. Söz)

Burada ise şerli ruhların ve cinlerin semânın o tabakasına kulak hırsızlığı için tecavüz etikleri, oranın sakinleri olan nuranî ve itaatkâr askerlerin de o şerli ruhları tard etmek için şahap attıkları ifade ediliyor.

"Üçüncüsü: Muzahrafat-ı arziyenin mümessilât-ı habiseleri olan casus şeytanları, temiz ve temizlerin meskeni olan semâyı telvis etmemek ve nüfus-u habise hesabına tecessüs ettirmemek için, edepsiz casusları korkutmak için atılan mancınıklar ve işaret fişekleri misilli, o şeytanları ebvâb-ı semâdan o şahaplarla red ve tarddır." (15. Söz)

Semâ âlemi, nuranî ve hayırlı sakinlerin yaşadığı bir âlemdir. Cinlerin şerli ve habis taifesi ise o mekâna yakışmıyorlar. Öyle ise şerli cinlerin habis insanlar adına oraya gidip kulak hırsızlığı yapmasına mani olmak için, semânın nöbetçileri olan meleklerin onlara mancınığa benzer şahaplar fırlatıp kovmasını beliğ bir şekilde ifade ediyor.

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Sekizinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...