Block title
Block content

Fakat insanda öyle bir latife, öyle bir halet vardır ki, o latife lisanıyla her ne sual edilirse -velev ki fasık da olsun- Cenab-ı Hak o latifeye hürmeten o matlubu yerine getirir. Cümlesini açar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstadımızın, “Her ne sual edilse velev ki fasık da olsun, Cenâb-ı Hak o lâtifeye hürmeten o matlubu yerine getirir. O lâtife bana uzaktan göründü ise de, teşhis edemedim.” (1) ifâdesindeki latife kesin olarak belli olmamakla beraber, bu mes'eleye tarif olarak yaklaşmamız mümkün olabilir. Zirâ muâzzez Üstadımızın, fâaliyetlerinin farkına varıp, ismini ve mâhiyetini teşhis edemediği lâtifenin, bizce teşhisi mümkün değildir. Bu lâtife, risalelerde teşhisen net olmamakla beraber, değişik vasıf ve özellikleriyle anlatılmaktadır.

Mesela Üstadımız buyuruyor ki: “Kim ihlâsla ne isterse, Allah verir.”

Hatta ihlâs öyle bir iksir ki, İslamiyet'in dışında bile samimi ihlâs müessiriyetini gösterir. İhlâs, kelime manâsı itibâriyle bir şeye ciddi ve samimi olarak odaklanıp ve o işi neticelendirmede kusursuz yaklaşımdır. Bütün keşşafların ve mücitlerin başarı temelinde, bu ihlâs düsturu vardır. İnsan nerde fâni olursa, Allah orada bekâ veriyor ve muvaffak ediyor. Genel olarak başarı ve muvaffakiyet de, ihlâs ve samimiyetle doğru orantılıdır. İşte, bir şeye çok samimi ve ciddi olarak yapışma ve çalışma, ihlâstır. Başarıya götüren de odur. Ancak bu samimi ihlasla çalışmayı ve odaklaşmayı temin eden ve tahrik eden, insanın hangi lâtifesi olduğu teşhis edilememiştir

Çünkü insanların, zâhiren kendisine menfâati olmayan, fakat ömrünü ve hayatını feda edecek kadar, o şeye samimi yaklaşmalarındaki sır, hakikaten çok câlib-i dikkattir. Bazı felsefeciler ve keşşaflar mâneviyatı olmadıkları halde, çalışmalara ve hedeflere kilitlenip, en çok sevdikleri hayatlarını ve ömürlerini onlara feda etmişlerdir. İşte bu bir sır olup, insanı ihlâs ve samimiyetle o mes'eleye odaklayanın ne olduğu müşahhas olarak keşfedilmemiştir. Fakat bu manadaki tezâhürler ve mücadeleler tarihçe kayıtlıdır. Muazzez Üstadımız o lâtifeyi teşhis edemese de hissederek, tarifini yapmıştır. Tarifi de, anladığımız kadarıyla, yukarıdaki ihlâsın bir cümlelik izâhında gizlidir. Hatta bu samimi ihlâs inananda olduğu gibi, inanmayanlarda ve şerde dâhi iksir gibi olup ve başarıya götürür.

Ayrıca Üstadımız, insanda keşfedip, teferruatıyla anlatamadığı iki hisden daha bahsetmektedir. Bunlar ise sâika ve şâika hisleridir. Bu hisler bütün canlılarda, derece derece mevcuttur. Bu hisler doğruya giderler, hata ve yanlış yapmazlar. Biz bunlara, canlılarda ruh ve hayatlarından kaynaklanan, fıtri sevk ve şevk hisleri diyoruz. İşte muazzez Üstadımızın, teşhis edemedim diye ifâde ettiği o lâtifenin, bu iki his, değişik şekilde tezâhüratı olabilir.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Şule.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...