"Fâtır-ı Hakîm inşikak-ı Kamer'i, feylesofların hevesatına göre bütün âleme göstermek için bir-iki saat öyle bıraksa idi ve beşerin umum tarihlerine geçse idi, o vakit sair hâdisat-ı semaviye gibi; ya dava-yı nübüvvete delil olmazdı." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ayın uzun bir müddet ikiye ayrılmış şekilde kalması, kalbi tefessüh etmiş müşrikler için tabiat hâdisesi olur, kalbi hidayete müsait olanlar için de cebir ve baskı teşkil ederdi. Bu yüzden uzun bir müddet kalması ilahi hikmete muvafık düşmemiş ve bir iki dakika ile iktifa edilmiştir.

"Din bir imtihandır. Teklif-i İlâhî bir tecrübedir. Tâ, ervâh-ı âliye ile ervâh-ı sâfile, müsabaka meydanında birbirinden ayrılsın. Nasıl ki bir madene ateş veriliyor, tâ elmasla kömür, altınla toprak birbirinden ayrılsın. Öyle de bu dâr-ı imtihanda olan teklifât-ı İlâhiye bir iptilâdır ve bir müsabakaya sevktir ki, istidad-ı beşer madeninde olan cevâhir-i âliye ile mevadd-ı süfliye birbirinden tefrik edilsin."

"Madem Kur'ân, bu dâr-ı imtihanda, bir tecrübe suretinde, bir müsabaka meydanında, beşerin tekemmülü için nâzil olmuştur. Elbette şu dünyevî ve herkese görünecek umur-u gaybiye-i istikbaliyeye yalnız işaret edecek ve hüccetini ispat edecek derecede akla kapı açacak. Eğer sarahaten zikretse, sırr-ı teklif bozulur. Âdeta gökyüzündeki yıldızlarla vâzıhan Lâ ilâhe illâllah yazmak misilli bir bedâhete girecek. O zaman herkes ister istemez tasdik edecek. Müsabaka olmaz, imtihan fevt olur. Kömür gibi bir ruhla elmas gibi bir ruh (HAŞİYE) beraber kalacaklar."

"HAŞİYE: Ebû Cehil-i Lâin ile Ebu Bekir-i Sıddık, müsavi görünecek. Sırr-ı teklif zâyi olacak..."(1)

İmtihan: Kelime olarak deneme, tecrübe etmek, bir şeyin hakikatına ıttılâ peyda etmek için çok dikkatle düşünmek ve selâhiyet veya selâhiyetsizliğini anlamak için yapılan teftiş ve tecrübe etmek gibi mânalara geliyor. Ya da iyi ve kötüyü temyiz edip, iyinin iyi olmasını, kötünün de kötü olmasını tescil edip ilan etmektir. Şayet imtihan olmaz ise, iyi ile kötü birbirinden ayrılmaz, eşit bir durumda kalırlar. Eğitimde de imtihan, çalışkan talebe ile tembel talebenin temyiz ve tefriki için yapılır. Şayet imtihan yapılmaz ise, eğitim kifayetsiz ve kalitesiz hale gelir, çalışkan talebe ile tembel talebe aynı ve eşit bir şekilde kalır.

Din bir imtihandır. Dinin imtihanı ise iyi insan ile kötü insanı, hayırlı insan ile şerli insanı, kâfir insan ile mü’min insanı birbirinden tefrik eder. Nasıl ateş, madeni yakınca, içindeki kıymetli altın ve cevherler açığa çıkıyor, bunun yanında kıymetsiz taş ve topraklar da zayi olup gidiyor.

Aynı şekilde din ateşi de insanları yaktığı zaman, Ebu Bekir (r.a) gibi kıymetli kâmil insanlar ortaya çıktığı gibi, Ebu Cehil gibi kıymetsiz ve muzır hayvanlar da ateşe gidiyor. Elbette cevher ve altın gibi kıymetli şeyleri kazanmak için taş toprak nasıl feda ediliyor ise, Ebu Bekir (r.a) gibi insanları kazanmak ve açığa çıkarmak için Ebu Cehil gibi muzır ve şerli insanlar feda edilir. İşte dinin imtihan olması bu mânayadır.

Nasıl insanlık içinde cevher kıymetinde olan insanlar ile zararlı hayvan kıymetinde olan insanlar beraber bulunuyorlar. Aynen insanın mahiyetinde de insanı en yüksek makamlara çıkaracak kabiliyetler ile en aşağı derekeye düşürecek süflî hissiyatlar beraber bulunuyor. İşte şu kabiliyetlerin tefrik ve temyizi için, yani birbirinden tezkiye ve tasfiyesi için imtihan elzemdir. İmtihanın ise, insanı kabule mecbur edecek kadar açık ve sarih olmaması gerekir.

Üniversite imtihanında sorular ne aklın çözemeyeceği kadar muğlak ve kapalı ne de herkesin çözebileceği kadar basit ve açıktır. Sorular öyle bir ayardadır ki, çalışkan talebe ile tembel talebe arasındaki fark ayrılsın, cevher gibi kabiliyetler ile kokuşmuş kabiliyetler birbirinden ayıklansın.

İşte dinin hakikatleri de bu ayardadır. Dinin hakikatleri ne aklın anlamayacağı kadar kapalı ve muğlak, ne de herkesin mecburen kabul edeceği kadar açık ve zahirdir. Peygamber Efendimiz (asm)'in mu’cizeleri, insanları imana mecbur kılacak kadar açık ve net olmadığı gibi, aklın göremeyeceği kadar da kapalı ve muğlak değildir. Belki imana ve hidayete hevesli ve kabiliyetli olan mü’minlerin göreceği kadar kâfi derecededir.

(1) bk. Sözler, Yirminci Söz, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...