Block title
Block content

"Felsefe-i beyaniyeye müşabih, nahvin dahi bir felsefesi vardır. O felsefe ise, vâzıın hikmetini beyan eder. Kütüb-ü nahivde mezkûr olan münâsebât-ı meşhûre üzerine müessestir..." cümlesinin izahı nasıldır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstadımız, burada belagatın, maksat ve gayesini ve hayati özelliğini nazara vermektedir. Belagat ise; hem mananın hem de lafzın aynı maksat ve gayeye paralel bir şekilde hizmet etmesi demektir.

Nasıl ki mahlukatta aslanın ve ceylanın bedenleri ile ruhları arasındaki uygunluk dediğimiz, bir nevi fıtri olan maddi belagat; nasıl birbirlerine paralellik arz ediyorsa, konuşma ve yazmanın, mana ve lafızları da aynı vaziyeti arz etmesi icab eder.

Mesela; aslanın muhtevası parçalamak ve iftirastır. Ceylanın muhtevası da ünsiyet ve nezakettir.

İşte bu iki muhtevaya; her iki hayvanın hem manası hükmündeki ruhu, hem de lafzı hükmündeki cesedi ve bedeni birbirine uygun ve muvafık olup, paralellik göstermektedir. İşte fıtratta mücessem olan ideal belagat budur.

Beyan ve konuşmada da yukarıdaki misallerde olduğu gibi; mana ve mananın içine girdiği lafız ve kalıp birbirine uyumlu, ünsiyetli ve aynı hedefe paralellik arz etmesi, edebiyatta ve belagat mesleğinde esastır ve asıldır.

İfadenin yani beyanın ve mananın gayesi, hedefi ve hikmeti olduğu gibi; manalara giydirilen sözün, kalıbın yani gramer bilgilerini ihtiva eden nahvin de gayesi, hedefi ve aralarındaki hikmete mebni gayesi olmalıdır.

Nasıl ki ceylanın eli, bacağı, gözü, kulağı arasında bir münasebet ve hikmet var ise; bu da, ruhu olan muhteviyatıyla nasıl bağdaşıyor ise; manaları ifade ederken kullanılan kelimelerin ve harflerin kendileri ile mana arasında da aynı münasebet, ilgi ve hikmetin bulunması icab eder.

Nahiv ilmi: Lafzın kelimeleri arasındaki münasebet, nizam ve hikmetleri anlatan kaideler ve kurallar manzumesidir. Mesela; bir mamule iki amil dahil olmaz, bir kaidedir. Yani bir fiil cümlenin başına geçer ise; başka bir fiil aynı şartlarda o cümleyi etki altına alamaz.

Fail kuvvetlidir, kavi olan zammeyi kendine gasp eder. Yani bir cümlede en güçlü kelime fail (özne)’dir. Failin sonu mutlaka ötre (zamme) olur. Çünkü ötere harekeler içerisinde üstünlüğü olduğundan, kuvvetli olan fail onu kendinde tutar ve gasp eder.

"Hel" lafzı gramerde mutlaka fiile yapışır. Hel, öyle bir kelimedir ki; isim ve harften ziyade fiile açıktır. Üçünün de bulunduğu halde, hel hemen fiile meyleder, ona kavuşur burada sabredemez. Fiilin olduğu yerde hel lafzı harfe ve isme tenezzül etmez.

Yukardaki gramer kaidelerinin, kendileri arasındaki bu münasebet, alaka ve hikmet; kainatta mücessem olarak aynen cereyan etmektedir. Zaten lafzın kelimeleri arasındaki münasebet; kainatta müşahede edip gördüğümüz münasebet ve alakanın bir çeşit yansımaları ve kelamdaki uzantılarıdır.

Bu tip belagata en güzel lafzi misal, kelamı akdes olan Kur'an-ı Kerim'dir.

Üstad Hazretleri, hakikat olarak kainatta ve yaratılışta olan külli kaide, kural, kemal ve güzelliklerin; maaniye ve beyana aksettiğini, oradan da lafza ve kelimelere sirayet ederek, kendini konuşmada ve edebiyatta belagat olarak gösterdiğini ifade etmektedir.

Yani kainatta her şeye tesir eden tek fiil vardır. O da Cenab-ı Hakk'ın efalidir. Allah’ın varlığı olaylar ve hadisattan, öyle açık ve net görülüyor ki; her şey Allah’ındır, ona aittir ve onun hakimiyeti altındadır, manası okunuyor.

Ayrıca halık ile mahluk, sani ile masnu arasında öyle bir sıkı münasebet ve ilgi var ki, birbirini icab ettiriyor. Araya başka şeylerin girmesine müsade etmiyor.

İşte mesele; hariçte ve kainatta cereyan eden Sünnetullah ve Adetullah kanunlarının sistemli ve hikmetli bir tarzda, manaya ve lafza sirayetinin bir örneği ve aksi misalidir.

Demek ki muazzez Üstadımız; belagatlı ifadenin mayası ve esası olarak mananın, beyanın ve lafzın aralarındaki ciddi münasebet, alaka ve paralelliği esas alıyor; örnek olarak da kainatı ve mahlukatı gösteriyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...