Block title
Block content

"Ferdiyet cilvesi, kâinat yüzünde öyle bir sikke-i vahdet koymuştur ki, kâinatı tecezzî kabul etmez bir küll hükmüne getirmiştir. Bütün kâinata tasarruf edemeyen bir zat, hiçbir cüz'üne hakikî mâlik olamaz..." Buradan "Ehad" ismini nasıl anlayabiliriz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"BİRİNCİ SİKKE: Ferdiyet cilvesi, kâinat yüzünde öyle bir sikke-i vahdet koymuştur ki, kâinatı tecezzî kabul etmez bir küll hükmüne getirmiştir. Bütün kâinata tasarruf edemeyen bir zat, hiçbir cüz'üne hakikî mâlik olamaz. O sikke de şudur:"

"Kâinatın mevcudatı, envâları en muntazam bir fabrika çarkları gibi birbirine muavenet eder, birbirinin vazifesini tekmile çalışır. Öyle bir tesanüd, öyle birbirine muavenet, öyle birbirinin sualine cevap vermek ve birbirinin imdadına koşmak ve birbirine sarılmak, birbiri içine girmek suretiyle öyle bir vahdet-i vücut teşkil ediyorlar ki, bir insanın cesedindeki unsurlar gibi, birbirinden kabil-i tefrik olmaz. Bir unsurun dizginini tutan, umumun dizginlerini tutamazsa, o tek unsurun dizginini zapt edemez."

"İşte, kâinatın simasındaki bu teavün, tesanüd, tecavüb, teanuk, pek parlak bir sikke-i kübrâ-yı vahdettir."(1) 

Kâinatta çok açık bir şekilde görünen yardımlaşma, dayanışma, cevaplaşma ve kucaklaşma fiilleri, kâinatın bir tek Rabbini bir tek İlahını akla gösterip ispat ediyor. İnsan, kafasını nereye çevirse bir olan Allah’ı görüyor. Bu da insanın kalp ve ruhunda Allah’ın ehadiyet olarak tecelli etmesini temin ediyor.

Kâinat ve içindeki unsurlar teavün (yardımlaşma), tesanüt (dayanışma), teanuk (kuçaklaşma) ve tecavüp (cevaplaşma) kanunları ile âdeta bir bütün ve küll hükmüne gelmişlerdir. Parçalanmayı ve bölünmeyi kabul etmeyecek kadar sıkı bir münasebet ve birleşme içindedirler. Bu yüzden kâinatın bir cüzüne sahip olmak bütününe sahip olmayı gerektiriyor.

Allah kâinatı öyle bir sistem hâlinde yaratmıştır ki, en küçük şey, en büyük şeyle irtibatlıdır. Güneş sistemini kim yaratmış ve yönetiyor ise bir sineği, sineğin vücudundaki gözünü yaratıp o sistem içinde dolaşıp görmesinin ortamını yaratan da O’dur.

Bu bakışa göre, insanın Allah’ı bir an bile unutmaması gerekir, Allah’ın insanın kalbinde her an parlaması iktiza eder ki, bu unutmamak ve parlamak bir ehadiyettir. Ehadiyet burada Allah’ın insan kalbinde belirmesi ve zinde canlı bir şekilde tezahür etmesi anlamındadır ki, bu da ancak kuvvetli bir tefekkür ile mümkündür.

(1) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Dördüncü Nükte.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

isahalim
Bu kısımla alakalı olarak 4. nüktenin 5. işaretinde geçen ve anlayamadığım şu cümlede saklı inceliği açıklayabilir misiniz: "Bu kâinat, o sırla, değil yalnız tecezzî kabul etmez bir külldür; belki mahiyetçe, inkısam ve iştiraki ve tecezzîsi imkânsız ve müteaddit elleri kabul etmez bir küllî hükmüne geçer."
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Kainat bütün cüz ve parçaları ile öyle bir bütünlük kazanmış ki kainatın bütününe sahip olmakla bir parçasına sahip olmak aynı değerdedir. Bu yüzden kainat kiminse kainatın içinde ki her şey de Onun demektir. Parça başkasının bütün başkasının olamaz. Yani güneş haşa filanca İlahın ay başka bir İlahın olamaz her şey bir tek İlaha aittir O da Allah'tır.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...