Block title
Block content

FERDİYET HAKİKATİ VE BİR SIR

 

BU YAZI, BENDENİZE ait bir yazı olmaktan çok, iki alıntıdan oluşan bir göndermeler derlemesi olarak okunmalıdır.

İki ayrı eserden iki alıntı aktaracağım. İlki, Bediüzzaman’ın Kastamonu Lahikası’ndan.

Bu mektup, bir zaman, İstanbul’da bir Şeyh efendinin Üstad’ı inciten bazı beyanları üzerine yazılmıştır.

Mektubun bir bölümü şöyle:

“İstanbul'da malûm itiraz hâdisesi îma ediyor ki; ileride, meşrebini çok beğenen bazı zâtlar ve hodgâm bazı sofî-meşrebler ve nefs-i emmaresini tam öldürmeyen ve hubb-u câh vartasından kurtulmayan bazı ehl-i irşad ve ehl-i hak, Risale-i Nur'a ve şâkirdlerine karşı kendi meşreblerini ve mesleklerinin revacını ve etba'larının hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle itiraz edecekler, belki dehşetli mukabele etmek ihtimali var. Böyle hâdiselerin vukuunda, bizlere itidal-i dem ve sarsılmamak ve adavete girmemek ve o muarız taifenin de rüesalarını çürütmemek gerektir."

“Fâş etmek hâtırıma gelmeyen bir sırrı, fâş etmeye mecbur oldum. Şöyle ki:

“Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsi ve o şahs-ı mânevîyi temsil eden has şakirdlerinin şahs-ı mânevîsi 'Ferîd' makamına mazhar oldukları için, değil hususî bir memleketin kutbu, belki -ekseriyet-i mutlaka ile- Hicaz'da bulunan kutb-u âzamın tasarrufundan hariç olduğunu.. ve onun hükmü altına girmeye mecbur değil. Her zamanda bulunan iki imam gibi, onu tanımağa mecbur olmuyor. Ben eskide Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum."

"Şimdi anlıyorum ki; Gavs-ı A'zam'da kutbiyet ve gavsiyetle beraber 'ferdiyet' dahi bulunduğundan, âhir zamanda şâkirdlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o ferdiyet makamının mazharıdır. Bu gizlenmeye lâyık olan bu sırr-ı azîme binaen, Mekke-i Mükerreme'de dahi -farz-ı muhal olarak- Risale-i Nur'un aleyhinde bir itiraz kutb-u âzamdan dahi gelse; Risale-i Nur şakirdleri sarsılmayıp, o mübarek kutb-u âzamın itirazını iltifat ve selâm suretinde telâkki edip, teveccühünü de kazanmak için, medar-ı itiraz noktaları o büyük üstadlarına karşı izah etmek, ellerini öpmektir."

“Evet kardeşlerim; bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar ve hayatı ve cihanı sarsacak hâdiseler içinde, hadsiz bir metanet ve itidal-i dem ve nihayetsiz bir fedakârlık taşımak gerektir.”

Diğer alıntı ise, İmam-ı Rabbani Hazretlerinin "Mebde ve Mead" adlı eserindeki ikinci mektuptan. Başlığı: “İrşad Kutbunun Feyzi.”

Şöyle diyor:

“Ferdiyet kemalatını (efrad velilerin yüksek hallerini) da kendisinde bulunduran bir irşad kutbu çok nadir bulunur. Böyle bir cevher birçok asırlardan sonra meydana gelir. Karanlık alem, onun gelişinin nuru ile aydınlanır. Onun irşad ve hidayet nuru bütün alemi kuşatır. Arş’ın tapesinden dünyanın ortasına kadar her kime doğru yol, hidayet, iman ve marifet gelse, onun vasıtasıyla gelir, ondan istifade eder."

"Onun aracılığı olmadan hiç kimse bu nimete ve şansa ulaşamaz. Onun hidayet nuru okyanus gibi bütün alemi kuşatmıştır. Ve bu deniz donmuş gibi hiç hareket etmez. O büyük zata ihlas ile yönelen ya da o zatın kendisine yönelip haline teveccüh ettiği kişinin gönlünde bu yöneliş anında bir pencere açılır. O pencere yoluyla bu denizden teveccüh ve ihlası nisbetinde içip kanar, gönlüne feyz dolar. Allah’ı zikretmeye yönelen ve bu zata, inkarından değil de onu tanımadığı için hiç yönelmeyen kişi de bu feyizden istifade eder. Ancak birinci durumdaki feyz, ikinci duruma göre daha fazladır."

"Ancak, bir kimse, o büyük zatı inkar etse, onun büyüklüğünü kabul etmese veya o zat ondan incinse, o kişi Allah’ın zikriyle ne kadar meşgul olsa da, gerçek anlamda doğru yolu bulmaktan mahrumdur. Onun inkarı, feyiz yolunu kapatır. O büyük zat, o kişinin istifade etmemesini istediği ve zarar görmesini arzulamadığı halde, gerçek hidayet ona erişmez. O kişide hidayet varsa bile bu, hidayetin sureti ve görüntüsüdür. Özü olmayan görüntünün de faydası azdır. O büyük zata karşı ihlas ve muhabbet gösteren kişiler, Allah’ı zikretmekten ve ona teveccühten uzak kalsalar bile, sırf muhabbetleri sebebiyle hidayet nuru onlara ulaşır. Hidayete tabi olanlara selam olsun.”

(Mebde ve Mead, çev. Dr. Necdet Tosun, Sufikitap, İst. Ekim, 2005, s. 23-24)

Yazar: Sadık YALSIZUÇANLAR | Okunma Sayısı: 10008 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

bakiduman
Abi bu yazıyı gönderenden Allah razı olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nsmbgr
Yazarın bu konudaki görüşlerini çok merak ediyorum. Neden bu iki yazı
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
stoudomaire
korkunç bişe Allah razı olsn sizdn
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
selase
'' O büyük zata karşı ihlas ve muhabbet gösteren kişiler, Allah’ı zikretmekten ve ona teveccühten uzak kalsalar bile, sırf muhabbetleri sebebiyle hidayet nuru onlara ulaşır. Hidayete tabi olanlara selam olsun.” Demek Üstad hz.leri öyle birisi ki O'nu sevmek bile hidayet nurundan istifade etmemizi sağlıyor. Allah' şükür bizi nurların değerini az çok (kişiye göre değişir) anlamaızı sağlamış ne kdar okursak karımıza..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
bahauddin
Ferdiyet kemalatını (efrad velilerin yüksek hallerini) da kendisinde bulunduran bir irşad kutbu çok nadir bulunur. Deniyor. yani . Kardeşim. Dikkatli okunursa Ferdiyetle beraber irşad kutbu olan zatlar için yazıyor. Sadece ferid makamında olan denmiyor. Bildiğim kadarıyla Risale-i nurların İrşad Kutubluğu bulunduğuna dair risalelerde birşey yazmıyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
bahauddin
Her ferid makamında olan kişi Kutbül irşad değildir. Mesela Şah-ı Nakşibend hazretlerinin halifelerinden Muhammed Parisa (Ks.) gibi. Bu husus çeşitli tasavvuf kitaplarında yazılıdır. (Reşahat, mektubat-ı rabbani, mebde ve mead gibi)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurol.
''Karanlık alem onun, gelişinin nuru ile aydınlanır.'' Herhalde bu cümle Risale-i Nurun irşada başladığı o karanlık dönemden bahsetmiş.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...