FETRET

“Fütur getirmek. Gevşemek. Hareketsizlik.

İki yükselme devri arasında geçen duraklama devri.

Vahyin kesilip, hak dinin bilinmez hale geldiği dönem.”

FETRET DEVRİ

Fetret denilince hepimizin aklına, Hz. İsa (as.) ile Resulûllah Efendimiz (asm.) arasında geçen yaklaşık altı yüz yıllık dönem gelir. Bu dönemde yaşayan insanların sorumlulukları hakkında itikat mezhepleri arasında az da olsa farklılık görülüyor. Maturudî ve Eş’arî imamları, "Biz bir resul gönderinceye kadar tazip etmeyiz (azap verici olmayız)." meâlindeki âyet-i kerimede geçen "resul" ifadesine farklı izahlar getirmişler.

Maturudî mezhebine göre, elçiden maksat akıldır. Akıl doğru ile yanlışı ayırabilir. Onun için aklı olan her insan, kendisini bir yaratanın olduğunu bilmekten sorumlu. Ama ibadete ait hükümler akıl ile bilinemeyeceğinden bu konuda fetret ehline bir sorumluluk terettüp etmez.

Eş’ariler ise, "resul"ü doğrudan doğruya "peygamber" olarak anlamışlar ve peygamber gelmeyen bir kavim için sorumluluk da olamayacağını savunmuşlar.

“….Ve hiçbir vizr çeken başkasının vizrini çekmez (hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez). Ve biz resul gönderinceye kadar azaplandırmayız.” İsra Suresi, 15

"İtikat imamları, fetret dönemiyle niçin bu kadar ilgilenmişler" diye bir soru hatıra gelebilir.

Benzer sebepler benzer sonuçları doğurur. Fetret bir sembol. Her ne kadar belli bir dönem için kullanılmışsa da benzer durumların vuku bulması halinde yine fetret hükümlerinin geçerli olacağında şüphe yok.

Günümüzde halen fetret karanlıklarında yaşayan insanlar varsa, onlara uygulanacak hüküm de fetret hükmü olacaktır.
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...