Block title
Block content

GAYB

 
Gözlerden gizli olana gayb denir. Kaybolmak ifadesi buradan gelmiştir. Aslı gaip olmaktır. Geçmiş ve gelecek bizim için gaybdır. İmanın altı esası yine birer gaybdır.

Her taraftan gayblarla çevrili bir âlemdeyiz. Okuma bilmeyen birinin harfleri öğrendikçe yeni bir âleme açılması gibi, hiçbir şey bilmez halde dünyaya gelen bir insan, göz, kulak gibi duygularıyla şu görülen âleme açılır. Duyduklarını, gördüklerini aklıyla, kalbiyle değerlendirir.

Kâinattaki kanunlar da bir yönüyle gaybtır. Bunlar keşfedildiğinde gayb olmaktan çıkar. Mesela, Edison elektriği buluncaya kadar, böyle bir nimet gayb hazinesinde saklı idi. Aslında tabiatta elektrik vardı. Elektrikli balıklar elektrik üretiyorlardı. Şimşek, elektrikten haber veriyordu, fakat insanlar, böyle bir ilâhi kanunun farkında değillerdi. Birisi vesile oldu, bu kanun gaybîlikten çıkıp, şehadet ufkunda göründü.

Gayb, genelde iki kısımda mütalaa edilir: Mutlak gayb ve izafi gayb.

Mutlak gayb, sadece Allah’ın bildiği gaybı ifade eder. Kıyametin ilmi bunlardandır.

İzafi gayb ise, bazılarınca bilinebilen gaybtır. Mesela, kalbimizdeki manalar karşımızdaki için gayb iken bizim için değildir. Keza, dağın eteklerindeki kimseler için, dağın diğer tarafları gaybtır. Dağın zirvesindeki için ise, dağın her tarafı gözle görülmektedir.

“De ki; Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse gaybı bilemez” ayeti, mutlak gayb açısından ele alınmaktadır. (Neml, 65) Mesela, kimse gelecekte ne olacağını bilemez.

“De ki: Ben gaybı bilmem.” ayetinin bildirdiği gibi, Hz.Peygamber de buna dahildir. (En’am, 50)

Ancak, “Gaybı bilen (Allah) razı olduğu elçiden başka kimseye gaybını bildirmez” ayetinin ifadesiyle Cenab-ı Hak dilediğine gaybtan bazı şeyler bildirebilir. (Cinn, 26) Nitekim, Hz. Peygamber (asm), Allah’ın izniyle ilerde olacak nice olayları önceden haber vermiştir.

Kur’an-ı Kerim muttakilerden, yâni takva sahibi müminlerden bahsederken onların en büyük özelliği olarak gayba imanlarını gösterir. “O muttakiler ki gayba iman ederler.” mealindeki âyet-i kerimeyi tefsir eden âlimlerimiz, gayba imana iki şekilde mânâ verirler.

Birincisi, “Onlar gayba iman ederler; yâni görmedikleri halde, aklen ve naklen istidlâlde bulunarak, delillere dayanarak iman ederler.”


Diğeri ise, “Onlar gıyaben dahi iman ederler; yâni münafıklar gibi sadece müminler arasında değil, gıyaben de Allah’a ve Resulüne iman ederler.”

Kur’an-ı Kerim nice âyetleriyle insana mahsusât denilen hisler dünyasında boğulmamasını, ondan “makulât” yâni, hikmetler âlemine nazar etmesini ders verir. Buna Risale-i Nur’dan, güzel bir misal:
“Nimet içinde in’am görünür; Rahman’ın iltifatı hissedilir. Nimetten in’ama geçsen Mün’im’i bulursun.” (Sözler)

İşte, o gayba inananlardır ki, nimette boğulmaz, Mün’imi, yâni o nimeti ihsan edeni tanırlar.


Paylaş
Yükleniyor...