Block title
Block content

"Gayet basîrane ve hakîmane zeminin yüzündeki şu tasarrufat-ı azîme-i bahariye üstünde bir hâtem-i vâhidiyet gayet âşikâre görünüyor. Çünkü; şu icraat, bir vüs’at-i mutlaka içinde..." devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Şu zeminin yüzünde yaz zamanında bir sikke-i tevhidi gördün. Şimdi bak! Gayet basîrane ve hakîmane zeminin yüzündeki şu tasarrufat-ı azîme-i bahariye üstünde bir hâtem-i vâhidiyet gayet âşikâre görünüyor. Çünkü; şu icraat, bir vüs’at-i mutlaka içinde ve o vüs’atle beraber bir sür’at-i mutlaka ile ve o sür’at ile beraber bir sehavet-i mutlaka içinde görünen intizam-ı mutlak ve kemâl-i hüsn-ü sanat ve mükemmeliyet-i hilkat öyle bir hâtemdir ki, gayr-i mütenahi bir ilim ve nihayetsiz bir kudret sahibi ona sahip olabilir.”

“Evet, görüyoruz ki, bütün yeryüzünde bir vüs’at-i mutlaka içinde bir icad, bir tasarruf, bir faaliyet var. Hem o vüs’at  içinde bir sür’at-i mutlaka ile işleniyor. Hem o sür’at ve vüs’atle beraber bir suhulet-i mutlaka ile yapılıyor. Hem  sür’at  ve  vüs’at  ve  suhuletle beraber, teksir-i efradda bir sehâvet-i mutlaka görünüyor. Hem o  sehâvet  ve suhulet ve sür’at ve vüs’atle beraber, herbir nevide, herbir fertte görünen bir intizam-ı mutlak ve gayet mümtaz bir hüsn-ü san’at ve gayet müstesna bir mükemmelliyet-i hilkat ile beraber gayet sehâvet içinde bir intizam-ı tam var. Ve o  teksir-i  efrad içinde bir mükemmeliyet-i hilkat ve gayet  sür’at  içinde bir hüsn-ü san’at ve nihayet ihtilât içinde bir imtiyaz-ı etemm  ve gayet  mebzûliyet içinde gayet  kıymettar eserler ve gayet geniş daire içinde tam bir muvafakat ve gayet  suhulet  içinde gayet san’atkârâne bedîaları icad etmek, bir anda, her yerde, bir tarzda, her fertte bir san’at-ı hârika, bir faaliyet-i mu’ciznümâ göstermek, elbette ve elbette öyle bir Zâtın hâtemidir ki, hiçbir yerde olmadığı halde, her yerde hazır, nazırdır. Hiçbir şey Ondan gizlenmediği gibi, hiçbir şey Ona ağır gelmez. Zerrelerle yıldızlar, Onun  kudretine  nisbeten müsavidirler.”

“Meselâ, o Rahîm-i Zülcemâlin bağıstan-ı kereminden, mu’cizâtının salkımlarından bir tanecik hükmünde gördüğüm, iki parmak kalınlığında bir üzüm asmasına asılmış olan salkımları saydım. Yüz elli beş çıktı. Bir salkımın danesini saydım, yüz yirmi kadar oldu. Düşündüm, dedim: Eğer bu asma çubuğu, ballı su musluğu olsa, daim su verse, şu hararete karşı o yüzer rahmetin şurup tulumbacıklarını emziren salkımlara ancak kifayet edecek. Halbuki, bazan az bir rutubet  ancak eline geçer. İşte, bu işi yapan, herşeye kadîr olmak lâzım gelir.”

 

Yaz mevsiminde  yeryüzünün tamamında sayısız denecek kadar çok icraat kısa bir zamanda yapılıyor.   “Vüs’at-i mutlaka”  ifadesiyle  bütün bu faaliyetlerin çok geniş bir sahada yapıldığına dikkat çekiliyor. Geniş bir alanda yapılan işlerin yavaş yürümesi beklenirken, aksine bütün işler son derece süratle görülüyor.

Böyle geniş bir sahada süratle yapılan işlerin mahsulleri çok pahalı olması gerekirken,  büyük bir cömertlik eseri olarak çok ucuz, hatta bedava dağıtılıyor.  

Bu üç nokta birden düşünüldüğünde bu faaliyetlerde çok aksaklıklar görülmesi beklenir, mahsullerin sanat değerinin de düşük olacağı tahmin edilir. Aksine, elde edilen neticelerde “kemâl-i hüsn-ü sanat ve mükemmeliyet-i hilkat” görülüyor. Her neye baksak bundan daha güzeli ve bundan daha mükemmeli olamaz deriz. Bu hal gösteriyor ki, bu işler “gayr-i mütenahi bir ilim ve nihayetsiz bir kudret” ile görülmektedir.  Sonsuz ilim ve kudret ise ancak Allah’a mahsustur ve dersin başında ifade edildiği gibi bu tabloda “hâtem-i vâhidiyet gayet âşikâre görünüyor.”

Vahidiyet, Allah’ın sıfatlarının sonsuz olması ve her şeyi ihata etmesi, bütün faaliyetlerin bu sıfatlarla görülmesi,  yani  İlâhî sıfatlarda şerik olmaması demektir.

Her şey sonsuz sıfatlarla kuşatıldığı için, bir iş bir işe mani olmamakta ve her mahluk son derece sanatla ve mükemmel yaratılmaktadır. On Altıncı Söz’de izah edildiği gibi, güneşin ziyası bütün eşyayı ihata ettiği için onun icraatında az ile çok, büyükle küçük, uzakla yakın fark etmez. Her şeyi bir şey gibi kolay ve mükemmel aydınlatır.

Bunun bir benzeri de hava unsurunda görülür:

Hava unsuru bütün yeryüzünü kapladığı için bir insanın teneffüsü ile bütün canlıların teneffüsü aynı kolaylıkla ve aynı mükemmellikle yapılır. Bütün kan orduları birlikte temizlenir.

Bir sonraki paragrafta bu hakikate harika bir örnek veriliyor. Bir üzüm ağacının bütün dalları bir tek merkezden idare edilmekte, o ağacın tümünde aynı kanun hükmetmekte ve ağacın tamamı güneşle, havayla ihata edildiği gibi bu unsurlar da İlâhî sıfatlarla ihata edilmiş bulunmaktadır. Böylece bütün üzümler bir üzüm tanesi gibi kolay idare edilir ve hepsine, başta su unsuru olmak üzere,  bütün ihtiyaçları  birlikte koşturulurlar.

İşte yaz mevsiminde  yeryüzündeki bütün  meyveler ve sebzeler bir üzüm ağacı gibi kolay ve mükemmel idare ediliyorlar ve her birinin her ihtiyacı da gayet kolay görülüyor.

سُبْحَانَ مَنْ تَحَيَّرَ فِى صُنْعِهِ الْعُقُولُ

Bu ibare dersin özeti gibidir. Mânası:

“Yaptığı işlere (harika sanatlara) bütün akılların hayret ettiği o Zât, her türlü kusurdan (noksan sıfatlardan) sonsuz derece  münezzehtir.”

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Makam, Altıncı Lem'a | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 1300 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...